Canakkale Savasdan önce, Savasdan sonra

Başlatan Nazire, Haziran 20, 2007, 02:57:36 ÖS

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nazire

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa sınırlarından taşıyordu. Ekonomik rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölüyordu. Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişmeler gerginliğe dönüşüyordu. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Ferdinand’ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi bu gerginliğe son noktayı koydu.
Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından 1. Dünya Savaşı başlamış oluyordu. Bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri sonunda Avrupa’yı ikiye bölmüşlerdi.

Savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ettiyse de bir yıl sonra İtilaf Devletleri’ne katıldı.

Osmanlı İmparatorluğu tarihin gördüğü en geniş sınırlara sahip olmuş, her çeşit milleti ve inanışı içinde barındırmış ve yaklaşık 600 yıl süren saltanatını 20. Yüzyılın başında kaybediyordu. Dışta ve içte yaşadığı mücadeleler Osmanlı Devleti’ni çökertiyor, topraklarını ve gücünü dağıtıyordu. Son olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler alan Osmanlı Devleti, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını ve gücünü yitirmişti. Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor ve diğer ülkeler tarafından paylaşım planları hazırlanıyordu.

Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedeflerken, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunun güvenliği için Filistin’i ele geçirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmayı istiyorlardı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardından Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya’ya doğru yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti.

Bu tarihten sonra, güvenliği açısından seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914’te İngiliz donanmasından kaçan GOEBEN ve BRESLAU adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verir ve boğazları tüm yabancı gemilere kapatır.

GOEBEN ve BRESLAU’ın boğazlardan geçmesi itilaf devletlerinin tepkisine yol açar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettikleri ve hatta parasını ödedikleri halde alamadıkları iki gemi yerine satın aldıklarını açıklar. Böylece, Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi Osmanlı Donanması’na katılmış olur.

27 Eylül 1914’te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca 1 Kasım 1914’te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaş başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş olur.

Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyorlardı. Tarih boyunca uğurlarında nice savaşlar verilen boğazlar stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydiler. Bugün bile bakıldığında değerlerini korumaya devam ettikleri açıktır.

İtilaf Devletleri’nin Boğazları açma nedenlerinin başında, elbette ki boğazların sahip olduğu bu stratejik önem yatıyordu. Rusya’ya yardım edebilmek hedefiyle yapılanan bu düşünce ; aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı’yı tek başına ve planlanmış bir barışa mahkum etmeyi planlıyordu. Ayrıca boğazları kazanmak demek, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma sebep olmak demekti. Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarıya kayıtsız kalamayacak ve İtilaf Devletleri’ne katıldıklarını açıklayacaklardı.

Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm Müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız eden hiçbir şey yaşanmayacaktı.

Bu düşünceyle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş kararı aldı ve bu karara Fransa da katıldı.

Nazire

ÇANAKKALE ZAFERİNİN ÖNEMİ VE SONUÇLARI

.


Çanakkale Cephesi’nin deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması), kuşkusuz sıradan bir askeri harekat, ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar, konumu ve tarihi önemi itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı olarak, geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte mütalaa edilmiş ve edilmektedir.

Her iki boğaz, klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil, Akdeniz’in öteki önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek, dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi) ve büyük kıta kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamdaki jeopolitik konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan etkilerini bu gün de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları, uluslararası ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır.

Gerçekten tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya ülkeleri arasında başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle, askeri hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir. Başka bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.

Boğazların tarihin akışı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik konumuyla ilgili yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında, Çanakkale Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını gerektirir.

Birinci Dünya Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, “Drang Nach Osten (doğuya doğru) politikası”, Rusya’nın ılık denizlere ulaşma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya hakim olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında düğümlenmektedir.

Boğazların bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer Rusya, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve Korfu kapılarına dayanmış olacaktır” [431) demekle, Fransa’nın Boğazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuş olmaktadır.

Rusya’nın görüşüyse, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda; XX. yüzyılda Rusya’nın en önemli işinin, Istanbul Boğazı’nı ele geçirmek olduğuna işaretle, Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya bırakmaya hazırlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır” şeklinde ifadesini bulmaktadır.

Büyük devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri, onları kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir.

Nitekim, Rus Dışişleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda; “Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına girmesidir” demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını önermektedir.

Öte yandan Kasım 1911’de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne Boğazlar üzerindeki istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere ve Fransa, Rus isteklerini reddetmişlerdir.

Keza Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük bir etken olmuştu.

Işte Boğazlar üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, Ingiliz ve Fransızlar’ı Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz Boğazı’na el atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca etken olmuştur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın sadece görünüşteki nedenini oluşturmuştur.

Böylece büyük devletlerin Türk Boğazları üzerindeki tarihi emellerini ortaya koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş ve etkili olmuştur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş mimari olmuş, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının Boğaz’da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıştı.

Kuşkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız cevabı aldılar.Böylece onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne bırakarak çekilip gittiler.

Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan sonra, yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu önemli sonuçları da şöylece özetlemek mümkün olur.
 


Nazire

https://www.canakkale.gen.tr/trindex

Daha genis bilgi edinebilmek icin

yücel


QUELLE35

EY TÜRK MİLLETİ HANİ ÇANAKKALE GEÇİLMEZDİ
NEDEN SİPER KAZDILAR NEDEN VATAN UĞRUNA şEHİT DÜşTÜLER
DÜşÜNDÜNÜZ MÜ?
NAMUSUMUZ DEDİĞİMİZ KIZLARIMIZ KARDEşLERİMİZ  AHLAKSIZ PROGAMLARDA SOYUNSUNLAR DİYE Mİ ?
SEYİT ONBAşI YÜZLERCE AĞIRLIKTA OLAN MERMİYİ NEDEN KALDIRDI?
DÜşÜNDÜNÜZ MÜ?
GENÇLERİMİZ UYUşTURUCU BATAĞINA DÜşSÜN DİYE Mİ?
şEHİT DÜşECEKLERİN BİLE BİLE KANLARININ SON DAMLASINA KADAR SAVAşTI
HİÇ DÜşÜNDÜNÜZ MÜ NEDEN DİYE?
TÜRK MİLLETİ ÖRF VE ADETLERİNDEN UZAKLAşSIN DİYE Mİ?
PERİşAN OLMUş BİR VAZİYETTE AÇ SUSUZ BİR şEKİLDE VATAN İÇİN MÜCADELE EDEN MEHMETÇİK NE UĞRUNDA şEHİT OLDU
HİÇ DÜşÜNDÜNÜZ MU?
TV PROGRAMLARINDA BEKARET ÖNEMLİ Mİ NAMUS VAR MI YOK MU BUNLARIN TARTIşMASI YAPILSIN DİYE Mİ?
MEZARA DAHİ KONMAYACAKLARINI BİLDİKLERİ HALDE NE İÇİN ATEşİN İÇİNE ATTILAR KENDİLERİNİ
HİÇ DÜşÜNDÜNÜZ MÜ?
NEDEN SAVAşMIş BENİM DEDELERİM ATALARIM DEYİPTE BİR KERE BİLE DÜşÜNDÜNÜZ MÜ?
>>> MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ONLARCA CEPHEDE MEHMETCİK İLE OMUZ OMUZ NE İÇİN ÇARPIşMIş<<<HİÇ DÜşÜNDÜNÜZ MÜ?
ÜLKE TOPRAKLARINI SATSINLAR DİYE Mİ CEPHEDE MÜCADELE ETMİşLER
DÜşÜNDÜNÜZ MÜ?
EVET TÜRK MİLLETİ ÇANAKKALE GEÇİLDİ
SAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYIN GEÇİLMEDİ DİYE MAALESEF ÇANAKKALE GEÇİLDİ
ÖNCE KÜLTÜRÜMÜZÜ KAYBETTİK
           SAYGINLIĞIMIZI YİTİRDİK
SONRA TÜRKLÜĞÜMÜZÜ HAKARET ETTİRDİK
             BAYRAĞIMIZI AYAKLAR ALTINDA ÇİĞNETTİK
DAHA SONRA DA NEOLDU BİLİYORMUSUNUZ
           TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ AKP EMLAK BÜROSUNA VERDİK SATIYORUZ.
EY TÜRK MİLLETİ SİZ HALEN UYUMAYA DEVAM EDİN SAKIN HA ERKEN KALKAYIM DEMEYİN
ELBET UYANDIĞINIZDA KENDİNİZİ KAPI ÖNÜNDE BULURSANIZ  şAşIRMAYIN
ARTIK UYUMA  UYAN TÜRK MİLLETİ
ARTIK  AT ÜZERİNDEKİ  ÖLÜ TOPRAĞINI
SİLKELENDE KENDİNE GEL
NEREYE GİDİYORUZ DE....

               'ALINTI'

yücel


idas

pinar yazini su an okudum inan  hislerime tecüman olmus bi yazi.Bulup yazdigin icin eline yüregine saglik!

QUELLE35

 
Keşke yazmaktan daha fazla bir şeyler yapabilsek arkadaşım...




jentzsch

guzel bi alinti quelle35 ,insanin ici aciyor inan..

Arzt

ARTIK UYUMA  UYAN TÜRK MİLLETİ
Artık sabah vaktide geçmek üzere öğlen uyandığımızda ise elimizde bir türkiye olmayacak artık lütfederlerde ankara ve çevresini bırakırlarsa bize gözlerimizi orda açtığımızda yüzümüze inecek şamarın acısı şimdikinden çok fazla olacak.
Artık uyan yetmiyor birilerinin su dökmesi lazım.
Gerçekten öyle bir hale geldikki artık ben TÜRKÜM demek bile suç nerdeyse.Yazık çok yazık.

QUELLE35


demir

iki İhtilal Görmüş ve yaşamış biriyim.
Demokrasi bize biraz bol geliyor.
Biz önce TÜRKÜZ.gurur Duyuyoruz.Sonra Müslüman. Elhamdülillah.
Eskiden Çanakkalede şehitliği gezerkan Tüm Tüylerim Diken Diken oluyor.Kalp atışlarım değişiyor.
açıkcası tıbben Ritim Bozukluğu Yaşıyordum şimdi.Bu Duygularımı Köreltmek İstiyenler,
Kaçırılmış veya Rehnedilmiş 8 Mehmetciğimiz varken biz bunlar için arabuluculuk yaparız diyenler ve bunları o yerlere seçip gidenler utansın.
ihtiyacımız damarlarımızda dolaşıyor.bu beslemelerin ve ..... ların dersini  bu vatanın evlatları askeri ile sivili ile ve Komutanları ile verecektir. 2 ihtilalde bana bir şey olmadı üçüncüdede olmaz.ama bazı çevreler.geri gittiğimizi söylüyorlar.ne zaman ilerledikki kim ilerletti.
Allah kahraman ordumuza aklı selim olan insanlarımıza yardımcı olsun.
Yüz yılların Lideri. Bugün Silmiye çalışılan deger.ATATÜRK ne güzel Özetlemiş.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
Hepinizin Cumhuriyetin 84.Yılını Kutluyor Daha nice 84.yıllara büyük coşkularla erişmenizi diliyorum.

Arzt

 NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
Değil mi ne mutlu ama bu sözü ben yurdumun her köşesinde korkmadan haykırmak isterdim.Maalesefki Türküm demek bile artık korkutuyor bizi.ama inadına BEN TÜRKÜM VE NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

gulden.gunes

arkadaslar bu olaylarda sadece kürtleri suclamayın.onlarında anası aglıyor.burda yapmamız gereken bu vatan hepimizin kürdüyle lazıyla cerkeziyle diyebilmek ve her şeyden önce bu meselenn kürtler tarafından değilde secipte basımıza getirdiklerımızden kaynaklandıgını unutmayalım.en son olarakta lütfen ama lütfen aldıgınız ürünlerin markalarına dikkat edin sizin begendiğiniz bir cok marka bizim ülkemize silah olarak geri dönüyor ve bır kardesimiz daha şehit düşüyor.lütfen cok daha fazla duyarlı olalım lütfen...

Arzt

bu vatan hepimizin kürdüyle lazıyla cerkeziyle diyebilmek ve her şeyden önce bu meselenn kürtler tarafından değilde secipte basımıza getirdiklerımızden kaynaklandıgını unutmayalım.

Kürtlere birşey demiyoruz pkk , kürt ayrımını yapıyoruz zaten.
Ne her kürt pkk lı nede her pkk lı kürt bunu biliyoruz.
TÜRK KÜRT KARDEşTİR AYRIM YAPAN KALLEşTİR.

tolonbey

   Sevgili Pinar,

   Sevgili Pinar,cogumuz Ülkücü geciniyoruz ama,ne yazikki Arapcilik yapmaktayiz.
Araplarin Türkistanda gerceklestirdikleri katliamlari,soygunlari,insanlik disi hareketleri Arap tarihcileri yazdiklari halde, bizimkilerin yazmalarina izin verilmemektedir.

  Türk inanislarida Müslüman gecinen Arap inanisina benzedigi icin,Türkler hic zorlanmadan Müslüman olmuslardir deye bir yalan not düsülmektedir tarihe.
  Halbuki Hacli ordularinin zulmunun on katdaha fazla zulmu Araplar yapmislardir Türkistana.Iftira etmiyoruz.Ne yaptiklarini kendi tarihleri yaziyorda.Bizimkilerde bunlari sakliyorlar.

  Bu konudaki belgeleride tarih,yer, adli olarak buraya asacagim.
  Eyer gerceklerden arkadaslarimiz rahatsiz olmazlarsa.

   Canakkale gecilmez deniyorduda ama gecildi diyorsunuz.Türk milletinin bircok seyininde deyistiginden  üzüntü duyuyorsunuz.
En az ,bende sizin kadar üzüntü icindeyim.

   Bunlardan ziyade beni üzen Osmanlinin 1 milyona varan Türkmeni kendileri gibi Araplasmadiklarindan öldürüp karilarini askerlere dagittiklarindan cok derin üzüntü duymaktayim,bunlardan sanirim habariniz yoktur?Yoktur tabiki.Cünkü tarihcilere bu olaylar  yazdirilmamakta,Türk insanindan gizlenmektedir.Bu nedenle ülkücüler  GERCEYI  YAZMAYAN  TARIHLER  UTANSIN  DERLER.Halbuki tarihlerin ne gunahi vardirki,onlara gercekleri yazdirtmayan devlet idarecileri utanmalidirlar.

Türk kalmak isteyen,Osmanlida en büyük suc sayilmaktaydi..
Türküm demek bir baska büyük suctu Osmanlida .Ama Yahudi,Yahudiyim deye bagirarak,Yunanlisi Yunanim deye bagirarak,Ermenisi,Bosnagi,Arabi,Gürcüsü ,Cifiti bile bagirarak Cifitim deyebiliyorduda,Türk Türküm deyemiyordu.

Buraya bu olaylarla ilgili,tarih,yer,ad  belirtilen gercek belgeleri asacagim,göreceksinizki Osmanli Türkmenlere yaptigi zulmu,gayri müslümler zor yapmistir.

Türkmen erkekler öldürülecek,kadinlari askerlere dagitilacak,cocuklarida esir edilecek diye fetva verenlerde,seyhul islamlar ve din adamlari ,bunlarida tarih ve ad vererek asacagim buraya,eyer gercekleri okumak isterseler bu sitenin idarecileri.

Bugün ,dogu anadolunun Kürtlesmesinin nedeni Yavuzdur.Buralarda yasayan Türkmenler ya Osmanli Kürt ortakliginda öldürülmüslerdir,ya Irana kacirilmislardir,yada Azarbaycana, Osmanlinin katliamlarindan.

Türk insanina sesleniyorum.Dostumuzu düsmaninimizi iyi taniyalim.Düsmanlarimizi bize dost gösterenlerin yalanlarina kanmayalim.

Nemutlu ,gercekten bilerek, inanarak,arastirarak aslini,dostunu,düsmanini taniyip Türküm deyebilene.

Sevgi dolu güzel günler ,Tüm gercek ülkücülere.

tolonbeg

tolonbey


OSMANLI-KÜRT ÝTTÝFAKI VE TÜRKMEN KATLÝAMI


Yavuz Sultan Selim (1512-1520)’in Osmanlý tahtýna geçmesiyle Türkmen sürgün ve katliamlarý hat safhaya varýr. 24 Aðustos 1514’deki Þah Ýsmail ile Yavuz Selim arasýda geçen Çaldýran Savaþý öncesi 40 Bin üzerinde kýzýlbaþTürkmen katledilir. Savaþ meydanýnda öldürülen Türkmenler hariç... Prof.Dr.Faruk Sümer; Safevi Devleti’in Osmanlýlardan daha Türk çok bir Türk Devleti olduðunu söyleyerek: Safevi Devletinin kurucularý; Anadolu Kýzýlbaþ Türk oymaklarýdýr. Devletin resmi dili Türkçe’dir. On iki hayvanlý Türk Takvimini kullanmaktadýrlar. Askeri teþkilatlanmalarý Türk sistemidir. Edebiyatý vb. yazý sitemleri Türkçe’dir.... Demektedir ki, bütün kaynaklar bu hususu doðrulamaktadýr. Yine Akkoyunlu Devleti ve Karamanoðullarý Beyliði, Osmanlýlar’dan daha Türktür. Çeþitli Türkmen oymaklarýndan ve Bayýndýr Beyleri’nin kurucusu olduðu aþiretler konfederasyonundan meydana gelen Akkoyunlular için John E.Woods; “300 Yýllýk Türk Ýmparatorluðu” demektedir ki, isabetli bir saptamada bulunmaktadýr. Kur’aný ilk Türkçe’ye çeviren ve Saray dahil her alanda Türk Dili’ni hakim kýlan Akkoyunlular gerçek anlamda bir Türk Devletidir. Osmanlýlar Türkleri aþaðýlarken Dede Korkut ise þöyle der: “Karanlýkta yolumu yitirirsem parolam Allah’týr/Soylu kuralýn taþýyýcýsý, efendimiz Bayýndýr Han’dýr/Salur Kazan’dýr savaþ gününün galibi” Bölgede hüküm süren Akkoyunlu ve Safevilerin Türk Dilinin yöreye hakim olmasýndan rahatsýzlýk duyan Kürt Mollasý Ýdris Bitlisi; Osmanlýlar ile iþbirliði yaparak Türkmenlerden intikam alýr.

Yavuz Selim’e kadar Doðu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardýr. Yavuz ise; Þafi mezhebinden Nakþibendi tarikatýndan Kürt mollasý Þeyh Ýdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasýyla Doðu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmiþler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmýþlardýr. Türkmenlerin hakim olduklarý idari beylikler ve topraklarý; Yavuz’un imzaladýðý boþ fermanlarý, Ýdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aþiret reisine ve aðalarýna vermiþtir. Böylelikle bugünkü doðudaki feodalizmin temelleri atýlmýþtýr.

Ýdrîs-i Bitlîsi (Ö.8 Kasým 1520) “Selim Þah-Nâme” adlý eserinde; baþta Diyarbekir olmak üzere Kürtistan memleketinde “Kürt Beyleri ve Kürt taifesinin mülk, millet, mezhep ve irsi baðlarýnýn” nasýl güçlendirdiðini anlatýrken, þehir ve yöre adlarýný tek tek vererek Kýzýlbaþ Türkmenleri de nasýl katlettiklerini “Allah’ýn ve Padiþah’ýn yanýnda olan bir Molla olarak” zevkle ve kana susamýþ bir vampir edasýyla anlatmaktadýr. Kürtler “dirlik ve birliklerini” Ýdrîs-i Bitlîsi’ye borçluyken, Türkler ise, Yavuz Selim ile Ýdrîs-i Bitlîsi’nin yaptýklarýný lanetle anmaya devam edeceklerdir. Büyük bir Türk katili olan Ýdrîs-i Bitlîsi’nin bütün eserlerini Türkmen Tarihi açýsýndan “Türklük bilincine sahib bir tarihcimiz” tarafýndan incelenip gerçek anlamda “Anadolu Türk Tarihi”nin bir kesitini ayaklarý üstüne oturtulmasý gereklidir. Yunan mezalimini aðýzlarýnda sakýz eden bazý “Türk Milliyetçi Yazarlarý” Yavuz ve Ýdris-i Bitlisi’nin Türk katliamlarýný görmezlikten gelmektedirler.

Yavuz dönemimde Osmanlý yönetiminde görev alan Ýdris Bitlisi ve Býyýklý Mehmet Paþa ile Kürt Aþiret Aðalarý’nýn durumlarý için; bugün Kürt gruplarýndan KOMKAR belgeli olarak þöyle demektedir ki çok ilginçtir:

“1535'ler de böyle bir icazet vererek, beylik topraklarýnýn bölünmesini kolaylaþtýrmýþtýr. Kanuni Sultan Süleyman fermannamesinde aynen þöyle diyor: -Bey öldüðünde, eyaleti kaldýrmayýp bütün hududu ile Mülkname'yi Humayun uyarýnca oðlu bir ise, O'na kalacak, eðer müteadit ise, istekleri üzerine kale ve yerleri, aralarýnda paylaþacaklardýr. Uzlaþmazlarsa, Kürdistan beyleri nasýl münasip görürlerse öyle yapacaklar ve mülkiyet yoluyla bunlara ebediyete kadar ila ebeddevran mutaarrýf olacaklardýr. Eðer Bey, varissiz, akrabasýz ölmüþ ise, o zaman eyaleti, hariçten ve yabancýlardan hiç kimseye verilmiyecek, Kürdistan beyleri ile görüþülüp ve ittifak edilip, onlar bölgenin Beylerinden veya Beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse, ona tevcih edilecektir. (Hükmi Þerif, Topkapý Sarayý Müzesi Arþivi, E. 11960 sayý-Ýstanbul) Kürt-Osmanlý Andlaþmasý'nýn mimarý Mevlana Ýdris'tir. Bu anlaþmayý kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim'dir. Ýkisi de 1520'de maalesef ölmüþlerdir. Sultan Selim, Mevlana Ýdris'e; -Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarýnda bir beylerbeyi seçsinler demiþti. Mevlana Ýdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanýdýðý için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiþ ve Býyýklý Mehmet Paþa'yý tavsiye ederek bu iþi noktalamýþ idi. Diyarbakýrlý bir Kürt olan Býyýklý Mehmed Paþa'da çok erken gitti ve bundan sonra Kürdistan Eyaleti Baþkenti'ne Mekadonlu komutanlar gelmeye baþladý. Kanuni Sultan Süleyman, bilerek veya bilmiyerek 1533-34'lerde, Bitlis'i Þeref Han'dan alýp, bir fermanla Ulame Tekelu'ya veriyor. Direnen Bitlis Beyi'nin üstüne, Diyarbekir Beylerbeyi ve kuvvetleri ile bütün Kürdistan beylerinin kuvvetlerini de katýyor ve Ulame'yi baþkomutan olarak atýyor. Ayný Sultan, 1535'ler de Baðdat seferini yaptýktan sonra Kürtleri tanýmaya baþlýyor veya bunlarsýz bir þey yapamýyacaðýný anlayarak, babasýnýn Amasya'da imzaladýðý anlaþmaya yukarda verdiðim arþiv numaralý Hükm-i Þerif-i yayýnlýyor. Neticeye baktýðýmýzda, Kürdistan hükümdarlarý, çoðunlukla topraklarýný bölmemiþ ve statülerini 1850'lere kadar getirmiþlerdir.”

Ayný gurubun siyasi örgütünün baþý Alevi Kökenli Kemal Burkay ve Munzur Çem gibileri; bu iki Osmanlý Kürtünün, Alevileri katletmesini görmezlikten gelerek, Alevi Tarihini yok sayarak “öteki tarih” dedikleri uydurma bir “Kürt Tarihi” yaratmaya çalýþýyorlar. Tunceli Ovacýk’ta “üçlü Kürt ittifaký” olan: Býyýklý Mehmet Paþa, Ýdris Bitlisi ve Palu Beyi Cemþid ‘in; on binlerce Kýzýlbaþý kesmesine; ayný bölgenin adamlarý Kürtlük Ýdeolojileri adýna ses çýkarmamaktadýrlar. Ahlaki olarak bu çifte standart davranýþlarýna ne demek gerektiðine okuyucular karar versin !

Yavuz Selim’in önce Erzincan Valiliðine atadýðý, sonradan da bütün doðu ve güney doðuya bakmak kaydý ile Diyarbakýr Eyaletine getirdiði Dýyarbakýrlý Kürt Býyýklý Mehmet Paþa ve danýþmaný Bitlisli Molla Ýdris; bütün bölgeyi Türkler’den temizlerler ve YÜZ BÝN Kýzýlbaþ Türk’ü katlederler. Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarýný söyleyerek kalýrlar, baskýlar sonucu da gerçekten Kürtleþirler. Doðu sýnýrlarýný Türklere kapatan Yavuz; korumalýðýný da Kürt aþiretlerine býrakýr. 1517’de Yavuz Selim’in Mýsýr’ý almasý ve 74.ncü Ýslâm Halifesi olmasý ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve Ýslâmi Devlet kimliði oluþur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlý Devleti’nin yaþamý boyunca diðer halklardan üstün ve gözde konumlarýna devam ederler. Türkler arasýnda Yavuz adý Yezit ile özdeþleþir ve lanetle anýlýr olur. Türk ulusal kimliði; Bozkýrdaki Türkmenlerde yaþar ve ozanlarý Türkçe’yi geliþtirir. Osmanlý Sarayý ise giderek soysuzlaþýr ve yapay “Osmanlýca” denen yazý dili hakim olur. Bu nedenle Prof.Dr. Faruk Sümer; Safaviler için Osmanlýlar’dan daha fazla Türktür demektedir.

Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi Osmanlý Ýmparatorluðu’nun zirvede olduðu bir zamandýr. Ama Türkler açýsýndan bir þey deðiþmez. Yine bu dönemde zülüm, þiddet ve katliamlar devam eder. Kürt kökenli Ebussuûd Efendi (1545-1574)’in Þeyhülislâm olmasýyla ve 30 yýlda verdiði fetvalarla “Osmanlý toplum yaþamýný” belirler ve Kýzýlbaþ Türkmen katliamý, “Sünni Þeriatý”na göre meþruluk kazandýrýr. Yedi Kýzýlbaþ öldürene “Cennetin Anahtarý” verilir. Bugün Sünni din adamlarý tarafýndan huþu ile anýlarak “evliya mertebesi”ne çýkarýlan Ebussuûd Efendi, Türk katliamcýsý, yobaz, lanet okunacak bir zalim ve cellattan bir kiþiden baþka birþey deðildir.

Hýrvat kökenli ve nakþibendi tarikatýndan Kuyucu Murat Paþa 6.12 l606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniþ çaplý Alevi katliamý harekatý baþlatýr. 155 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdýrdýðý kuyulara gömdürür. Aman dileyen insanlara Kuyucu Murat Paþa’nýn yanýtý; “Vurun þu pis Türk’ün baþýný” olmuþtur. Cellatlarýn bile öldürmeye kýyamadýðý çocuðu atýndan inerek öldüren Kuyucu Murat Paþa üç yýl terör estirir.

Köprülü Mehmet Paþa (1656-1661) Celali ayaklanmalarý bastýrmak ve eþkýya tedibi adý altýnda; Anadolu Türkmenlerini kýrýmdan geçirmiþ sað kalanlara da zülüm yapmýþtýr. Osmanlý Vak’a-Nüvisleri ( tarihçileri) Naima ve Hoca Sadettin Efendi gibileri; kitaplarýnda katliamlarý ballandýra ballandýra anlatmaktalar ve Türkler için; “nadan” yani “kaba Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk” ifadesini kullanmaktadýr. Baþka kitaplarda ise; ‘Türk iti þehre gelince farisice ürür.’ yazmaktadýr. Osmanlýnýn ünlü þairi Nef’i ise “Tanrý, Türk’e irfan çeþmesini yasaklamýþtýr.” Demektedir. Divan-ý Hümayun yazarlarýndan Hafýz Ahmet Çelebi 1499 yýlýnda yazdýðý þiirinde;



“Sakýn Türk’ü insan sanma

Bin an bile olsa Türk’le birlikte olma

Türk eline þeker alsa o þeker zehir olur.

Türk’ün baþýný kesenken sakýn gam yeme

Baban da olsa Türk’ü öldür.”



Demektedir. Tüm bunlara karþýn Türk Bayat boyundan Alevilerin ulu ozaný Fuzuli (1480-1566) bir deyiþinin son beytinde þöyle diyor:



“Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok

Yürü var gel, ya Arap’tan ya Acem’den”



Gökten Allah tarafýndan dahi indirilse Türklerin dünyada yeri olmadýðýný; Arap ve Acemler hakim olduðunu belirtir ve Þiirlerinde Osmanlýlara sitem eder ve kafa tutar. Alevi Türkmen aþýklarý, ozanlarý diline ve töresine sahip çýkar ve þiirlerinde dilendirir, yöre yöre gezerek halký bilinçlendirirler. Dedeler ve Babalar da Türkçe ibadet yaparak örf ve gelenekleri yaþatarak bugünlere getirirler.



Ýdrîs-i Bitlîsi ve Býyýklý Mehmet Paþa’dan sonra Kürtlere en büyük destek saðlayan II.Abdülhamit olmuþtur. Yavuz Selim’den itibaren iç iþlerinde tam bir serbestlik olan bölgeye Prof.Dr.Ýlber Ortaylý’nýn tesbitine göre “Kürt Hükümeti” denmekteydi ve “merkezi hazineye ipotek ödemezdi ve herhangi bir biçimde düzenli askeri hizmetlerle yükümlü deðillerdi.” Böylesi bir bölgeye Abdülhamit, Ýslamcýlýðýn bütünleþtirici “ümmet” anlayýþýyla birarada tutma fikriyle yeni bir yapýlanmaya gidilir. Abdülhamid’in “Aþiret Mektebi-i Humayun”(1892-1907) adýyla açtýðý ve aþiretlerden getirtilen þeyh ve aða çocuklarýnýn eðitildiði okullardan mezun olanlar; beklentilerin yerine, devlete karþý örgülenme yapan kadrolarý oluþturmuþlardýr. Abdülhamid’in marifetlerinden biriside “Hamidiye Alaylarý”dýr

Hamidiye Alaylarý, Dördüncü Ordu Komutan› Müþir Zeki Paþa’nýn II. Abdülhamid’e önerisiyle 1890 yýlýnda kurulmaya baþlanýr.14-15 Nisan 1891’de de “Nizamnâmesi” yayýnlanarak yasal hale gelir.Ruslara yönelik olarak Þafi Kürtler’den oluþturulan Hamidiye Alaylarý amacýna uygun faaliyette bulunmaz. Hamidiye Alaylarý daha çok eþkiyalýk yapar. Ermeni ve Alevi köylerine baskýnlar düzenleyip çapulculuk yaparlar 23 Temmuz 1908 ‘de Ýkinci Meþrutiyet’in ilanýndan hemen sonra Eylül 1908 ayýnda Kürt Hamidiye Alaylarý’nýn silahlarýný ellerinden almak isteyen Ýttihat’çýlar bunu baþaramazlar Ýttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Türkçülük akýmý giderek güçlenir ve hakim olur. Þafi Kürtlerin aða ve aþiret reislerinin çocuklarýnýn eðitildiði Ýstanbul’daki “Aþiret Mektebi”nde ve Hamidiye Alaylarýnda ise Kürt milliyetçiliði filizlenmiþ ve örgütlenmeye baþlamýþtýr. Bu durum Doðu Anadolu’da Alevi-Þafi çatýþmasýný beraberinde getirir.

tolonbeg