Alman Kızı ''Ulla''...

Başlatan _VeRa_, Ekim 08, 2008, 11:41:10 ÖÖ

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

_VeRa_



Alman kızı Ulla: Türkiye’de Müslüman doğup büyümüş gibiyim

16 yaşında kucağında bir çocukla İstanbul’a gelen Alman kızı Ulla’nın hikayesini Esra Nuray Sezer kaleme aldı. Bu ilginç hikaye Ulla Nasıl Müslüman Oldu adlı kitapta toplandı.
Almanya’da ilk eşiyle evlenirken sadece kağıt üzerinde Müslüman olan Alman kızı Ulla Kammer, yeni ismiyle Gülay Hanım, 37 yıl önce İstanbul’un o zamanlar mahalle bile sayılmayan tek tük gecekonduların olduğu bir tepesinde, kucağında ve karnında iki çocuğuyla terk edildi. 15 yaşında evlenmek zorunda kaldığı Türk işçi, Almanya’da geçinemeyince kucağında ilk çocuğu Gül ile İstanbul’a dönmüştü. Ancak burada da doğru dürüst bir iş tutamamıştı. Gülay Hanım ikinci kızı Filiz’e yedi aylık hamile iken, doğumu Almanya’da yapacağını söyleyerek geri döndü. Doğumunu komşularının yardımıyla yapan eşini aylar sonra görmeye geldi ve hemen geri döndü. Müslüman olduğu için ailesinin de reddettiği Gülay Hanım, bıkmadan mektup yazıp yardım istedi eşinden. Bu arada oğlu Yurdaer de doğmuştu. Üç çocuğuna dışarıya elişi yaparak çok zor şartlarda bakmaya çalışıyor ve yalnız bir kadın olduğu için çevresindeki erkekler tarafından sürekli rahatsız ediliyordu. Bir komşusunun gece kapıya dayanması bardağı taşıran son damla oldu. Yılların birikimi ile sinir buhranı yaşadı. Eşinin bu olaya da kayıtsız kalması üzerine geri döneceğinden tamamen ümidini kesip boşandı. Bir süre sonra evlendiği 2. eşi ile de mutluluğu kısa sürdü. Borçlanan eşi yüzünden yıllarca yoksulluk çekti. Üç çocuk da bu eşinden olmuştu.


Kapağında güller olan kitap namazı anlatıyordu

Gülay Hanım Türkiye’ye geldiğinde tek kelime Türkçe bilmiyor, İslam’ı tanımıyordu. Dindar bir Hıristiyan olan annesi sayesinde kalbine ALLAH sevgisi yerleşmişti; ama o zaman bile teslis inancını kabul etmiyor, bir olan ALLAH’a inanıyordu. Diğer kardeşlerine ve yaşıtlarına göre temiz bir ahlaka sahipti. Herkes mayo ve şort ile dolaşırken o daha kapalı giyinir, yalnızken bile ayak ayak üstüne atmaz, bütün çatışmalarına rağmen anne babasına sesini yükseltmezdi. Bu hallerini anlatırken, “ALLAH beni güzel vasıflarla yaratmış, ne kadar şükretsem az.” diyen Gülay Hanım, ilk eşi gittikten sonra yaşadığı boşluğu ve duaya sarılışını şöyle anlatıyor: “Eşim gittikten sonra yalnız ve boşluk içinde kaldım. Çok yakınımızda cami vardı. Ezan sesi gelince ağlardım; ama ne söylediğini bilmiyordum. ‘ALLAH’ım ben neyim, Hıristiyan mıyım, Müslüman mı?’ diye düşünür, bana yardım etmesi ve doğru olanı göstermesi için çok dua ederdim. O zamanlardan beri duaya çok önem veririm. Kadir Gecesi doğmuşum galiba. Çünkü ALLAH, gayrimüslimlerin Kadir Gecesi’nde doğan çocuklarına da rahmetini dağıtırmış. Bana yol göstermesi için ALLAH’a çok dua ediyordum. Çevreden çok rahatsız ediyorlardı. Yalnızlık ve insanların baskısı yüzünden daha çok ALLAH’a yönelmiştim. Geceleri hep ağlardım. Dua ettikçe içim rahatlardı. ALLAH’ın yardımını hissediyordum.”

Okula başlayan kızı ile birlikte Türkçeyi öğrenen Gülay Hanım, eline ne geçerse okur. Bir gün evinin önünden kolunda kitap dolu sepetle yaşlı bir amca geçer.


Roman olmayınca üzülür; ama kapağında güller olan kitaplardan rastgele üç tane seçer. Bunlar, Namaz Hocası, Güzel Ahlak, Cennet ve Cehennem adlı kitaplardır. Namaz Hocası’ndan başlar okumaya. 1970’ler, İslam’ın çok fazla yaşanmadığı, Avrupa özentisinin had safhada olduğu yıllardır. Diğer kadınlar onun açık giyimine, konuşmasına, kültürüne özenirken, o arayış içinde İslam’ın nasıl bir din olduğunu öğrenmeye çalışmış, ancak kimseden sorularına cevap alamamıştır. Bu yüzden namazı anlatan bu ilk kitap onda şok tesiri yapar. Kendisine uzun bir etek dikip namaz kılmaya başlar. İslam ile ilgili okuduğu hiçbir şeye itiraz etmeyen, ALLAH’ın bütün emir ve yasaklarına harfiyen uymaya çalışan Gülay Hanım, sadece başını örtme konusunda tereddüt yaşar. Nefsine bunu nasıl kabul ettirdiğini şöyle anlatıyor: “Başımı namazdan sonra açıyordum. Sıcak bir yaz günü ALLAH bana gösterdi. Bir bardak su içmiştim. ALLAH’ım bu duru suyun içine ekşi bir şey koyabilirdin. Bu kadar berrak olmayabilirdi. Sen her şeyi eksiksiz yarattın. Bana da her şeyi eksiksiz verdin. Gözüm, kolum yerli yerinde; ama benim senin emirlerini yerine getirmede bir eksiğim var, diye düşündüm. Hatamı anladım. Başımı örttüm ve bir daha açmadım.” Gülay Hanım, Kur’an okumayı da kısa sürede öğrenir.


BAşIMIZA HOCA KESİLDİN’ DEDİLER

Gülay Hanım, inancına uygun yaşamaya başladıktan sonra çevresinde daha önce onu rahatsız eden insanlar artık saygılı davranmaya başlamıştır. İkinci evliliğini yaptıktan sonra bu anlamda rahat eder; ama bu sefer de eşinin sorumsuzluğu yüzünden ailenin geçimini yine kendisi üstlenmek zorunda kalır. Dışarıya elişi yapar, dikiş diker, küçük bir dükkan açıp 17 yıl işletir. Bu arada sürekli okuyarak imanını ve ibadetini artırır; ancak eşinin dini yaşama adına hiçbir gayreti yoktur. Haramlara karşı uyardıkça ondan ‘başımıza bir de hoca kesildin’ diye hakarete varan cevaplar alır. Buna rağmen kendini ve çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışır. 27 yıl süren evliliğinde yaşadığı tüm zorluklara, yoksulluğa, açlığa katlanmasına rağmen eşinin kendisini başka bir hanımla aldatması üzerine boşanır. Zaten çocuklarının beşini evlendirmiştir.

Gülay Hanım’ın annesi, ilk eşi ile evli olduğu yıllarda kızını görmeye gelir ve yaşadığı yoksulluğu görünce geri götürmek ister. Ancak, eşini sevmese de ülkesine dönmeyi kabul etmez Gülay Hanım. şimdilerde ise, her şeye rağmen, kötü bir vesile ile de olsa Türkiye’ye gelip İslam’ı tanımasına vesile olduğu için dua ediyor artık vefat etmiş olan eşine. Annesinin Müslüman olması da ayrıca mutlu ediyor onu. 33 yıl önce annesi hastalanınca son kez gitmiş Almanya’ya. Kardeşlerinin kötü davranması üzerine bir daha gitmeyi düşünmemiş. Gülay Hanım, “Üç kardeşimle annem vefat etmeden görüştüm. Müslüman hanım gibi örtündüğümü görünce beni beğenmediler. ‘Barbar Türklerden korktun sen’ dediler. Onlara bakınca ALLAH’a şükrettim. ‘Türkiye’de kuru ekmek yesem de razıyım’ dedim. Benim kalbim de tok, gözüm de tok. Çayla kuru ekmekle yaşarım ben. Soframda bir kase çorba olsun şükrederim. Dünyaya ait bütün varlıklar benim için boş artık. Bunları aştım. Artık hayattaki tek üzüntüm ALLAH’tan gafil geçirdiğim zamanlar için. Rabb’im öyle bir hale getirdi ki beni, birisi tokat atsa, ağır laf söylese karşılık veremem.” diye konuşuyor.


MÜSLÜMAN KARDEşLERİMİZ İÇİN DUA ETMEK ÇOK GÜZEL

Abdülkadir Geylani’nin, İmam Rabbani’nin, İmam Gazali’nin eserleri ve Risale-i Nur Külliyatı Gülay Hanım’ın sürekli okuduğu kitaplar. Elbette öncelik her zaman Kur’an-ı Kerim’de. Sabahları namazdan sonra eşi kalkana kadar en az iki saat kitap okuyor. Duaya çok önem veren Gülay Hanım, nasıl dua ettiğini şu sözlerle anlatıyor: “Samimi olsun yeter ki, dua kabul olur. Kabul olmazsa da demek ki isteğimiz bizim için hayırlı değilmiş deriz; ama dua etmekten de vazgeçmeyiz. İçimden geldiği gibi dua ederim. Zaten makbul olanı da bu. Müslümanlar için çok dua ediyorum. Ağlamadığım gün yok. Müslüman kardeşi için ağlamak herkese nasip olmuyor çünkü yüreklerimiz katılaşmış. Bu dünyaya meyil verdik. Daha çok para kazanmak, yemek, güzelleşmek için. Dünya namına hiçbir şeyde gözüm yok. Ben, ALLAH ile beraber olmadığım zaman mutsuz olurum. Hatalara ben de düşüyorum, çünkü insanım, ama ALLAH ile öyle bir diyaloğum var ki, ‘ALLAH’ım beni Sensiz bırakma bir an olsun. Bana Seni anlamak için akıl ve iman ver. Seni sevmek için de gönül ver. Gönlümde sen ol. Senin hikmetlerini anlayabilecek göz ver.’ diyorum. Her yerde ALLAH ile beraber olmaya çalışırım. Dünyaya ait boş konuşan insanlar ile beraber olmak zorunda kaldığım zaman çok sessiz olurum. Onlar konuşurken içimden ALLAH’ı anar, sevgili Peygamber’ime salavat getiririm.”


İnternetteki sayfalarından gençleri hayra çağırıyor

33 senedir Almanca konuşmayan Gülay Hanım, kendisini bir Alman gibi değil, burada doğup büyümüş doğuştan Müslüman bir Türk gibi hissediyor. Yaşadığı semtteki birçok Kur’an sohbetine ve tefsir derslerine katılıyor. Kimi zaman da kendisi anlatıyor. Son zamanlarda internette kendine ait sayfalardan dünyanın birçok yerinde yaşayan Müslüman gençlerle iletişim kurarak, onlara İslam’ın güzelliklerini, ALLAH’a imanı, Peygamber sevgisini, güzel ahlakı anlatarak hayra sevk etmeye çalışıyor. “Bir kişiye bile olsa ALLAH’ı anlatmak benim görevim. O kadar doluyum ki her gün yazsam bitmez. ALLAH bana başka kapılar açsın.” diyen Gülay Hanım, Batman Akademi adlı aylık dergide ayda bir, Yeni Sakarya gazetesinde de haftada bir gün makale yazıyor

ZAMAN


alıntıdır

dielosch

konu ile ilgili olduğundan yazıyorum 'maria' diye bir kitap var benim hoşuma gitti oda bunun gibi hristiyan bir kızı anlatıyor kız fena derecede hristiyan bir arkadaşı var ismini bilmiyorum erkek ve müslüman ... onu papaza götürüyor ondan öncede onun din hakkında söylediklerini papaza söylüyor ve papaz ona soru sordurtuyor ama her seferinde müslüman çocukdan lafı yiyerek oturoyorlar.En sonun papaz diyor ki onu buraya getir bir de ben konuşayım.Müslüman çocukla konuşuyorlar felan adam ne sorsa çocuk mantıklı bir cevap veriyor.Mesela diyor ki neden müslümanlarda kadına miras yoktur ya da çok azdır.(hatırlamıyorum varmıydı diye... ) o da diyor ki kadın bir aileyi geçindirmek zorunda değil ama erkek zorunda ... kadın boşansada erkekten nafaka alıyor diyor...Yani bunun için ... bu bir örnek... biraz karışık oldu ama sonu güzeldi kitabın okursanız yazarı emine şenlikoğlu :D
kitap aşağıdaki resimde... ama başka baskıları da var tabi...

...mystery...

banada söylemiştin bu kitabı ama okumadım belki okurum :)

_VeRa_

Alıntı yapılan: dielosch - Ekim 08, 2008, 06:08:42 ÖS
konu ile ilgili olduğundan yazıyorum 'maria' diye bir kitap var benim hoşuma gitti oda bunun gibi hristiyan bir kızı anlatıyor kız fena derecede hristiyan bir arkadaşı var ismini bilmiyorum erkek ve müslüman ... onu papaza götürüyor ondan öncede onun din hakkında söylediklerini papaza söylüyor ve papaz ona soru sordurtuyor ama her seferinde müslüman çocukdan lafı yiyerek oturoyorlar.En sonun papaz diyor ki onu buraya getir bir de ben konuşayım.Müslüman çocukla konuşuyorlar felan adam ne sorsa çocuk mantıklı bir cevap veriyor.Mesela diyor ki neden müslümanlarda kadına miras yoktur ya da çok azdır.(hatırlamıyorum varmıydı diye... ) o da diyor ki kadın bir aileyi geçindirmek zorunda değil ama erkek zorunda ... kadın boşansada erkekten nafaka alıyor diyor...Yani bunun için ... bu bir örnek... biraz karışık oldu ama sonu güzeldi kitabın okursanız yazarı emine şenlikoğlu :D bilinmedik bir yazar zaten bu kadın maria'nın komşusuydu galiba.Ondan etkilenerek yazmış...

kitap aşağıdaki resimde... ama başka baskıları da var tabi...

Emine şenlikoğlu çok bilindik bi yazar dielosch.İsmini  duymuştum bu kitabın.Aktardığın için teşekkürler:)

dielosch

Alıntı yapılan: _VeRa_ - Ekim 09, 2008, 11:01:07 ÖÖ
Emine şenlikoğlu çok bilindik bi yazar dielosch.İsmini  duymuştum bu kitabın.Aktardığın için teşekkürler:)

burda bilinmedik diyim o zaman :D kimse bilmiyor çünkü be nde tek kitabını gördüm zaten...

yücel

Alıntı yapılan: dielosch - Ekim 09, 2008, 04:49:31 ÖS
burda bilinmedik diyim o zaman :D kimse bilmiyor çünkü be nde tek kitabını gördüm zaten...

Benim Emin senlikoglunun kitabi maria dan haberim var. Yani Bilindik bir yazar... :D
Ayrica kitaplarini da beyeniyorum...

büşras

evet ben de biliyorum o yazarı!b,r iki kitabını okumuştum!orası derken?almanyada mı yaşıosun?ve th hayranısın sanırım!

dielosch

burası derken Türkiye dersem çok kapsamlı olur ben mersinde hiç duymadım böyle bir yazar kitaplarlarla çok işli dışlıyımdır ama orda yoktu yani ama adapazarına gelince gördüm bu kitabı başka kitabını da bulamadım zaten...bu yüzden bilinmedik yazmıştım bu kadar sorun olcağını bilseydim yazmazdım...Düzeltiyorumm....

Ayrıca evet TH hayranıyım da konunun bunla ne alakası var onu anlamadım  :-\

büşras

bi alakası yok billin resmini görünce demiştim ve de ben de hayranlarındanım  ;)

...mystery...


dielosch


...mystery...