Sevdiklerimizi Kırmayalım...

Başlatan ...mystery..., Ekim 11, 2008, 02:00:04 ÖS

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

...mystery...


Benim çok hoşuma gitti umarım beğenirsiniz... :angel:

.......Sedef Çiçegi

Mahkeme salonunda, seksen yaslarindaki yasli çiftin durumu içler acisiydi.Adam inatçi bakislarla, suskun ninenin aglamaktan iyice çukurlasmis gözlerini ve bikkin bakislarini süzüyordu.

Hakim tok sesiyle, yasli kadina:

"Anlat teyze, neden bosanmak istiyorsun?"

Yasli kadin, derin bir nefes çektikten sonra bas örtüsüyle agzini aralayip, kisilmis sesiyle konusmaya basladi.

"Bu herif yetti gayri, 50 yildir bezdirdi hayattan..."

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda... Sessizlik, bu tür haberleri her gün manset yapan gazetecilerden birinin flasiyla bozuldu. Kim bilir nasil bir manset atacaklardi, yasanmis 50 yilin ardindan? Çok sayida gazeteci izliyordu davayi... Kadin neler diyecekti ? Herkes, onu dinliyordu. Yasli kadinin gözleri doldu ve devam etti:

"Bizim bir sedef çiçegi vardi çok sevdigim... O bilmez... 50 yil önceydi.. O çiçegi bana verdigi çiçekler arasindan kopardigim bir yapragi tohumlamistim, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadi onlari yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya basladi.O zaman adak adadim. Her gece günes açmadan önce, bir tas suyla sulayacagim onu diye... Iyi gelirmis derlerdi. 50 yil oldu, bu herif bir gece kalkip bir kerede bu çiçegi ben sulayayim demedi. Taa ki geçen geceye kadar...O gece takatim kesilmis uyuyakalmisim... Ben, böyle bir adamla 50 yil geçirdim. Hayatimi, umudumu, herseyimi verdim. Ondan hiçbirsey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildigim görevlerden birisini yapmasini bekledim.Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

Hakim yasli adama dönerek;

"Diyecegin birsey var mi, baba?" dedi.

Yasli adam bastonla zor yürüdügü kürsüye, o ana kadar suçlanmis olmanin utangaçligini hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi.

Tane tane konustu:

"Askerligimi Reisicumhur köskünde bahçivan olarak yaptim. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime'mi de orada tanidim. Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. Ilk evlendigimiz günlerin birinde, boyun agrisi nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa; boynundaki kireç sertlesir, kötülesir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansin, gezinsin dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun... Lafim geçmedi... O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yuz tuttu. Ben ona: "Gece çiçek sularsan geçer dedim. Adak dilettim... Her gece onu uyandirdim ve onu seyrettim. O sevdigim kadini, yavrusu bildigi çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki..." dedi adam. O yastaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... "Her gece, o yattiktan sonra uyandim. Saksidaki suyu bosalttim. Sedef, gece sulanmayi sevmez, hakim bey... Geçen gece de... Yaslilik... Ben de uyanamadim. Uyandiramadim... Çiçek susuz kalirdi ama kadinimin boynu yine azabilirdi. Suçlandim...Sesimi çikartamadim..."

O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes agliyordu...

"Sevgide cömert ama sevdiklerimizi kirmada oldukca cimri olalim"

(alıntıdır)

...mystery...

buda başka bir hikaye çok üzüldüm yaa :(

Hastanenin bir koğuşunda üç kötürüm bulunuyordu. Bunlardan koğuşa ilk gelen, pencerenin önüne, ikincisi ortaya, üçüncüsü ise kapı kenarına yatırılmıştı. Ortadaki hasta iyimser bir adam olduğu için neşeli konuşmalarıyla diğerlerini eğlendiriyor ve acılarını azaltmaya çalışıyordu.

Soğuk bir kış gecesinde pencerenin yanındaki hasta öldü. Onu kaldırdıktan sonra ortadaki hastayı pencerenin önüne, kapının yanındakini ise ortaya yatırarak boşalan yere yeni bir hasta getirdiler.Pencere önüne alınan iyimser adam, dışarıda gördüklerini arkadaşlarına anlatmaya başladı. Yol kenarındaki parkı, dev çınar ağacını, cıvıldaşan kuşları, işlerine koşuşuan insanları, neşeli çocukları ve karşı dağdaki çiçek dolu tarlaları uzun uzun anlatarak çaresiz durumdaki arkadaşlarını rahatlatıyordu.

Adam bir müddet sonra gelip geçenlere isimler takmaya başladı. Öteki hastalar, sabahları işe gidenlerin, seyyar satıcıların ve akşam vakti yorgun argın eve dönenlerin hikayeleini dinleye dinleye, onları gözlerinin önünde canlandırabiliyordu.Kısa süre sonra hastanenin ruha ağırlık veren havası dağılmış ve bir türlü geçmek bilmeyen saatleri tatlı hikayeler doldurmuştu.

Bir gün, ortadaki adamın aklına ansızın bir fikir geldi. Eğer pencerenin önündeki hastaya birşey olacak olsa oraya kendisi geçecek, dışarıdaki renkli ve canlı hayatı bizzat kedi gözleriyle görecekti.Bu düşünce günlerce kafasın da yer etti. Yattığı yerden hep bunu düşünüyor, ve çareler araştırıyordu. Sonunda onu da buldu. Pencerenin önündeki hastaya sık sık kriz geliyordu. Adam bu durumda komidinin üzerindeki ilacına güçlükle uzanıyor ve odada hastabakıcı bulunmadığı için ilacı kendisi alıyordu.

Bir gece pencerenin önündeki hestaya yine bir kriz geldiğinde, ortadaki hasta büyük bir gayretle doğrularak onun ilacını deviriverdi. şişe yere düşmüş ve paramparça olmuştu.

Ertesi sabah, pencerenin önündeki hastayı ölü buldular. Ve onu kaldırdıktan sonra, ortada yatan hastayı cam kenarına geçirdiler.Adam, göreceği manzaranın heyecanıyla dışarı baktığında beyninden vurulmuşa döndü.

Pencerenin birkaç metre ötesinde, simsiyah duvardan başka hiçbir şey yoktu. :(

(alıntı)