Nazire
17.12.2006 01:43:47
Çocuk Eğitimi ve Çocuğun Ruhsal Yönü
Çocuk eğitimi
Her çocuk ayrı bir dünyadır. Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor ve hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne babaların kafasında bir çok soru işareti oluşur. Kız mı erkek mi olacak ? Sağlıklı doğup büyüyecek mi ? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak ? İleride nasıl bir insan olacak ? okul başarısı iyi olacakmı ? Nasıl bir meslek sahibi olacak ? Hayatta başarılı olacak mı ? ve buna benzer yüzlerce soru ile çocuğu beklemeye koyulurlar .
Bütün bu soruların ve bazı bilinmeyenlerin yanısıra çocukların psikososyal gelişimini ve kişilik gelişimini doğru yönlendirmek anne babaların en önemli görevlerinden biridir. Bu görevin tam ve eksiksiz olarak yapılması ise her açıdan çok önemli ve bir çok yönden zordur. Her ne kadar doğuştan ve genetik olarak alınan özellikler olmasına karşın, her çocuğun ayrı bir fiziksel yapısı, kişilik özelliği, davranış paterni, psikososyal özellikleri, anlayışı, duygusal yapısı, zeka kapasitesi ve ruhsal gelişimi bulunmaktadır. Bütün bu özellikler, aile ortamı ve devamlı değişen çevre şartları ile etkileşince ortaya bir çok yönü ile anne babadan farklı bir biyopsikososyal yapı ortaya çıkmaktadır.
Çocukları anlamak
Çocukların genel davranış özelliklerini tam olarak anlamak ve onların ruh dünyalarına inmek onların psikososyal gelişimini yönlendirmek açısından çok önemli bir noktadır. Anne babaların çocukların ruh dünyalarına inmeden yönlendirme ve eğitim gayretleri, çoğu zaman hedefine ulaşmaz .Anne babalar her gün birlikte oldukları, günlük aktiviteleri birlikte yaptıları çocuklarını bazen tam olarak tanıyama- makta ve onların psikososyal gelişimini iyi yönde yönlendireme- mektedir. Bazı anne babalar, çocuklarının sadece fiziksel bakım- larına yönelik beslenme, barınma, sağlık problemlerini gözetip onların olaylar karşısındaki düşüncelerini, tepkilerini, yorumlarını, üzüntülerini, sevinçlerini, ruhsal yönlerini gerektiği kadar hesaba katmazlar. Kişisel görüşme ile haberleştiğimiz Amerikalı acil müdahalelerde bulunan bir sağlık mensubu şu yakınmaları dile getirerek endişelerini belirtiyordu '' acil sağlık müdahaleleri yaparken olaylardan çocukların etkilendiğini ve bazı psikolojik problemlerin oluştuğunu görüyorum, anne babalara veya bakım veren kişilere çocukların sıkıntılarını bahsettiğimde, onların bana cevabı onlar çocuk ne olacak ki şeklinde oluyor. ben buna dayanamıyorum ve çok üzülüyorum, çocuklarında ruh dünyası var '' .Gerçekten de bazı zamalar günlük olaylar ve gelişmelerin arasında çocukların olaylar karşındaki ruhsal tepkisi en son akla gelektedir.
Çocuğa ayrılan vakit
Her anne baba çocuklarının gelişimi ve onların ruhsal yönleri ile çok ilgilendiklerini söyler ama kendi kendilerine oturup ''çocuğuma bu gün ne kadar vakit ayırdım ?'' diye sorduklarında, kendilerini tatmin eden cevabı çok azı alır. Amerikalı bir profesörden aldığım bir bilgiye göre A.B.D. de yapılan istatistiklerde bir babanın çocuğunu günlük görme süresi 7 saniye olarak bulunmuş . Yani aynı çatı altında yaşayan birbirinden apayrı, ayrı dünyalarda insanlar . Peki bu durum hangi sonuçları getirir ? yani anne babaların çocuklarının ruhsal yönü ve psikososyal gelişimi ile ilgili eksiklikleri hangi sonuçları doğurur ?. Bunun cevabını düşündüğümde her biri ayrı bir ''gelecek '' olan çocuklar ile ilgili çok karamsar düşünceler aklıma gelmektedir. Bu nedenle bu konuyu ileri bir tarihte, ayrı bir başlık altında incelemek istiyorum .
Hatta 2000li yıllarda bırakın ruhsal gelişimi yönlendirme ve mevcut ruhsal sorunları, dünyada milyonlarca çocuk kötü bakımdan, basit sağlık sorunlarından, kazalardan, salgın hastalıklardan, anne baba ihmaline bağlı nedenler ile hayatını kaybediyor.
Ruhsal gelişime etkiler
Herbir çocuğu ayrı bir dünya olarak kabul edip, onların ruh dünyasına inebilmek, ancak eğitim, anne baba bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi ile olacaktır. Ayrıca aile yapısının güçlendirilmesi, aileye sunulan imkanların artırılması, ailenin sosyokültürel ve sosyoekonımik açıdan desteklenmesi, çocukların yaşadıkları ortamların, çevre imkanlarının, devletin sağlayacağı imkanların çeşitliliği ve kalitesi bu sorunların oluşması ve sürecinde etkili olabilmektedir .
Çocuk eğitiminde çocuğun gerektiği şekilde yetiştirilmesi ve onun topluma hazırlanması, büyük ölçüde anne babanın hayatın ilk gününden itibaren çocuk ile ilgilenmesi, onun ile karşılıklı etkileşimi, ona değer vermeleri, kişilik yapısına saygı duymaları, ona yeterince vakit ayırmaları, onun bakım, beslenme ve korumasını sağlamaları, sevgi ihtiyacına karşılık vermeleri, ideal bir aile ortamı hazırlamaları, ona karşı ideal tavırları, tepkileri, tutumları etkili olmaktadır . Burada etki tepki prensibini hatırlatmak yerinde olur, anne babanın direk çocuğa yönelik veya gün içerisinde ki herhangi bir davranışı, sözü, tavrı, tepkisi ve yorumunun çocuk üzerinde bir mutlak bir etkisi olacaktır. Ve bu etkinin çocukta yansımaları iyi veya kötü yönde görülecektir .Aynı şekilde çocuğun her konuşması, davranışı ve yorumuna anne babanın tepkisi de çocuğun kişilik gelişiminin şekillenmesine neden olmaktadır.Yani çocuğu yanlış bir şey yaptığında ve bunu tekrarladığında sessiz kalan bir ebeveyn dolaylı olarak '' ben bu davranışı destekliyorum '' mesajı verir. Diğer taraftan çocuğun olumlu davranışını onaylamayan bir ebeveyn çocuğa yine dolaylı olarak '' bu davranışın benim için önemli değil, olsa da olur olmasa da '' mesajını verir. Bununla birlikte görmezlikten gelinen tekrarlayan hatalar giderek büyür, olumlu davranışlar ise giderek azalır .Çocukları her an kontrol etmek her yaptıkları konusunda haberdar olmaya çalışmak çocuğu ruhsal gerilime itebileceği gibi, diğer yandan çocuğu kontrolsüz ve kendi halinde bırakmakta çocuğun önü alınamayan davranış problemleri geliştirmesine zemin hazırlayacaktır. Bu iki kutbun ortasında hareket alanı ideal olanıdır.
Burada hemen şunu belirtmek gerekir ki günümüz iletişim ve etkileşim toplumunda çocuğun gelişimi konusunda anne babalar üstlerine düşen her türlü görevi yapsa bile akraba çevresi, okul ortamı, arkadaş ve sosyal çevresi, dişarıdan gördükleri, duydukları da gelişim ve ruh sağlığı açısından çok önemli olmaktadır. Anne babalar bazen kendileri haricinde oluşan etkiler konusunda oldukça çaresiz kalabilmektedir. Yani hem ev içerisinde çocuğa gereken yönlendirme, hem de onun ev dışında psikososyal gelişimine kötü yönde etkide bulunacak etkenlerden koruma, ikisini de sağlamak ideal gelişim açısından gerek ve yeter şart olmaktadır .
Yapılması gerekenler
Anne babaların çocuklarının normal bir şekilde psikososyal gelişimini sağlamak ve uygun eğitimi vermek için yapmaları gereken şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz : Dengeli eğitim ve yönlendirme,Anne babanın kendi aralarındaki söz ve davranış birliği, Çocuğa karşı aşırı hoşgörü veya aşırı disiplin uygulamalarından kaçınmaları, olaylar ve ilerleyen süreç içerisinde çocuğa yansıyan davranışlar olarak tutarlı olmaları ve zaman aşımından doyayı farklı farklı tepki vermemeleri, Çocuğa tepkilerinin yersiz ve abartılı olmaması, Güzel ve faydalı şeylerde çocuğun davranışlarının onaylanması, Hatalı durumlarda uygun bir şekilde cezalandırılmaları, Yapılan yanlışları sonucunda sadece kızmak değil nedenini mantık çerçevesinde açıklamaları ve ona doğru olan hedefi vermeleri , Onlara her yönüyle değer vermeleri, Kişilik yapılarına saygılı olmaları, Onlara söz hakkı tanımaları, Sevildiklerini hissettirmeleri, Onlara güven duygusunu aşılamaları, Sosyal ve psikolojik gelişimini yakından takip etmeleri, Gösterilen davranış problemlerine karşı duyarlı olmaları, zamanında ve erken müdahaleyi sağlamaları , Kendi psikolojik sıkıntılarını çocuklara yansıtmamaları, onlardan gelişim ve kapasitelerinin üzerinde beklentiye girmemeleri, Onlara yeterince zaman ayırmaları, Onların sosyal çevrelerinin farkında olmaları şeklinde özetlenebilir.
Nazire
17.12.2006 01:49:22
Bir çocuğun okula hazır olduğunun en önemli işaretlerinden biri anneden ayrılmada sorun yaratmaması ve kısa sürelerle de olsa evden ayrılmaya istekli olmasıdır. Genellikle anneden ayrılmaya istekli olan çocuk konuşması diğer yetişkinler tarafından da kolayca anlaşılabilen çocuktur. Parkta veya dışarıda oynayan çocuklara ilgi gösterme de grup yaşantısına hazır olmanın önemli işaretlerinden biridir. Çocuk bu oyunlara katılmadan sadece izlemek istese bile bu ilgi çocuğun kendini yetişkinden koparabileceğini gösterir. Kuşkusuz tüm bunların dışında çocuğun temel özbakım becerilerini de kazanmış olması gerekir. Bu konuda çocuklar arasında önemli bireysel ayrılıklar olmakla birlikte yuvaya başlamak için pek çok açıdan en uygun yaş yaklaşık 3 yaştır.
Okulöncesi eğitime başlama çocuk için stres yaratan bir olay olmamalıdır. Böyle bir gruba katılma çocuk için anneden veya alıştığı bakıcısından ayrılma, tanımadığı birine poposunu sildirme ve bir odada bir sürü çocukla birarada oynamayı başarma gibi pek çok farklı anlam taşır. Eğer yuva bu ayrılığın etkilerini en aza indirerek başlarsa (örneğin başlangıçta annenin de bir süre çocuğun yanında kalmasını sağlarsa) çocuk için uyum sağlama daha kolaylaşır. Çocuk sonuç olarak orada kalacağını ve hiçbir çocuğun başında özel bir yetişkinin bulunmadığını kavrayacak ve anneden vazgeçecektir.
Çocuğun yuvaya hazır olması kadar sizin çocuğunuzu yuvaya vermeye hazır olup olmadığınız da önemlidir. Çocuğu yuvaya verdiğiniz için eğer, yalnızlık, çaresizlik, suçluluk, kaygı, çocuğu kaybetme korkusu ve hatta öfke gibi duygular yaşıyorsanız onlarla yüzleşin.
Enerjinizi, bu duygularla baş etmek için harcayın. Siz gözleriniz yaşarmadan çocuğu yuvaya bırakabildiğiniz zaman çocuğun da bu ayrılıkla başaçıkabildiğini göreceksiniz.
Çocuğu Gruba Alıştırmak İçin Öneriler
Çocukla birlikte birkaç kez yuvayı ziyaret edin ve onu öğretmeniyle tanıştırın
Çocukla bir hafta öncesinden ilk gün ve yuvadaki arkadaşları hakkında konuşun
Diğer çocukların da aynı kendi gibi olduğunu vurgulayın
Yuvaya ilk başladığı günlerde bir süre çocukla birlikte kalın ama bunun ne kadar süreceğini çocuğa önceden bildirin ve
Çocuk daha önce yuvaya alışsa bile sözünüzde durun
Ayrılırken mutlaka hoşçakal deyin
İlk günler çocuğun sizi aramasına fırsat vermeden çocuğu erken alın
Mümkünse çok sevdiği bir oyuncağını yanında götürün
Çocuk, kimden en kolay ayrılıyorsa yuvaya onun bırakmasını sağlayın
Akşam eve dönerken o gün yaptığınız ilginç şeylerden söz etmeyin
Yuvaya alıştıktan sonraki ayrılık gözyaşlarını ciddiye almayın
Yuva Seçerken Nelere Dikkat Etmelisiniz
Çocukların güvenliğine önem veriliyor mu? Yuva güvenli bir şekilde döşenmiş ve gerekli önlemler alınmış mı?
Sağlıklı bir beslenme sağlanıyor mu?
Yuvanın atmosferi hoş ve eğlenceli mi yoksa gergin ve soğuk mu?
Beslenme ve uyku saatleri neye göre planlanmış? Çocuğun bireysel ihtiyacına göre küçük değişiklikler yapılabiliyor mu?
Öğretmen 4 çocuktan biriyle ilgilenirken diğer üçünü nasıl bırakıyor?
Her çocuğa bireysel dikkat ve ilgi var mı?
Siz orda kalmak ister miydiniz?
Sizin ilk günler çocukla kalmanıza izin veriyorlar mı?
Haber vermeden her zaman ziyaret edebilmeniz mümkün mü?
Sabahleyin çocuğun ihtiyaçlarını bildirmek, akşamları da çocuğun o günkü davranışlarıyla ilgili bilgi almak mümkün mü?
Eğitime ve duygusal gelişime verilen önem ve ağırlıkları nasıl? Bazı yuvalar eğitime, bazıları da sosyal-duygusal gelişime daha fazla ağırlık vermektedirler. Sizin tercihinize göre bir yuva seçin.
Öğretmenler mutlu mu, bir ekip çalışması izlenebiliyor mu?
Öğretmenler her koşulda çocukla oyunvari bir etkileşim içinde mi?
Çocuklar mutlu ve neşeli mi?
Nazire
12.01.2007 21:33:40
Schlafstörungen - vor allem EINschlafstörungen sind die von jungen Eltern wohl am häufigsten rezitierten Schattenseiten des Mama -oder Papa-Daseins. Ob ein Kind schon mit 2 Monaten die Nacht durchschläft oder mit 16 Monate noch nicht, läßt sich nie sagen.
Schläft das Kind nur unter hörbarem Protest ein, ist dies für alle Beteiligten eine schwierige Situation die sich in vielen Fällen jedoch lösen läßt.
Sehr erfolgsversprechend (wenn auch von einigen Eltern abgelehnt) ist die folgende Methode aus den USA:
Hierbei läßt man das Kind nach einem genauen Zeitplan schreien. Immer wieder unterbrochen von Aufwartungen von Mama oder Papa am Kinderbett, während denen man beruhigend und tröstend auf das Kind einredet es streichelt und dann nach spätestens 2 Minuten wieder das Zimmer verläßt. Die zeitlichen Intervalle werden dabei immer größer bis das Kind schließlich einschläft.
Diese (vielen Eltern - besonders Müttern - herzlos erscheinende) Methode zeigt meist nach 3-7 Tagen schon die erhoffte Wirkung.
--------------------------------------------------------------------------------
Wenig hilfreich ist allerdings meistens folgende Einschlaf-Variante:
Ein Elternteil trägt das Baby so lange durch die Wohnung bis es glücklich und zufrieden einschläft und legt es dann ins Bett.
Meist sind spontane nächtliche Unzufriedenheits-Kundgebungen das Resultat. Doch warum?
Die Antwort ist eben so simpel wie einleuchtend. Schläft das Kind in der geborgenen Umgebung bei Mama oder Papa ein, und wacht später alleine im Bett wieder auf muss das Kind folgende Situation verarbeiten: 1. Ich wurde alleine gelassen. 2. Ich bin nicht mehr (räumlich) da wo ich gerade eingeschlafen bin. Diese doppelte Konfussion ist oftmals der Grund für nächtliches Lamentieren ihres Babys.
Jeder Mensch wacht Nachts ein paar mal auf; schläft aber ohne dies groß zur Kenntnis zu nehmen sofort wieder ein. Babys haben dies noch nicht gelernt. Es wurde inzwischen nachgewiesen das Babys die in ihrem Bett einschlafen diese nächtlichen Wachphasen problemloser hinnehmen als ihre Altersgenossen, die in einer anderen Situation/Umgebung (z.B. auf dem Arm eines Elternteiles) eingeschlafen sind.
--------------------------------------------------------------------------------
Eine Studie der Kinderklinik in Köln hat nachgewiesen, das 6-10 Jährige oft an Schlafstörungen leiden. Als Ursachen wurden emotionale Probleme, Fernsehen vor dem Schlafengehen (aufregende Filme), und schwere Abendmahlzeiten entdeckt.
Nazire
12.01.2007 21:34:15
Rituale und Automatismen:
Es liegt in der Hand der Eltern wie gut sich das Kind auf das "Schlafengehen" einstellt. Denn wenn man schon einige kleine Kniffe befolgt kann sich das Problem "Einschlafen" sehr schnell in Luft auflösen:
1. Tagsüber die überschüssige Energie durch Toben, Spielen, Laufen, Klettern usw. abbauen.
2. Schon vor der eigentlichen Schlafenszeit Ruhe in das Spiel der Kinder bringen. (evtl. auch schon das Licht dimmen).
3. Feste Schlafenszeiten festlegen (und auch Einhalten!)
4. Feste Rituale inszenieren. (Gute-Nacht-Geschichte vorlesen, Schlaflied singen oder Beten)
5. Einen festen "Begleiter" des Kindes aufbauen (Teddy, Puppe, Stofftier) der mit im Bett schlafen darf.
6. Das Kind nie im Streit / Zwist einschlafen lassen.
Werden diese Tipps im Laufe der Zeit Automatismen, werden diese für das Kind eine Sicherheit, die ihm das Einschlafen erleichtern werden.
Die Rituale können bei Kindern mitunter soweit gehen, das von den Eltern verlangt wird die selbe Geschichte jeden Abend über Wochen und Monate hinweg vorzulesen...
Nazire
12.01.2007 21:39:52
Im Alter zwischen 2-4 Jahren findet die Trotzphase mehr oder weniger stark bei jedem Kind statt. Vom Rückzug über Schreien bis hin zu Toben und Treten ist schon alles vorgekommen. Für die Eltern ist das immer erstmal eine Zeit des Selbstzweifels. Die Meinung, man müsse gerade in dieser Zeit dem Kind die Autorität der Eltern unmissverständlich vor Augen führen und die Trotzphase im Keim ersticken, wird heute von fast allen Erziehungswissenschaftlern abgelehnt. Wie man statt dessen darauf reagieren kann finden Sie unter dem gleichnamigen Menüpunkt.
Sozial-pädagogosisch betrachtet stellt die Trotzphase eine enorm wichtige Entwicklungsphase dar. Das Kind lernt hier eigene Meinungen im engeren Umfeld zu äußern, sie zu verteidigen und darauf zu bestehen.
Je nach Veranlagung fallen die Trotzreaktionen bei den Kindern unterschiedlich aus. Grenzen auszuloten ist etwas was das Kind in dieser Phase natürlich lernen muss. Es möchte zwar seine eigene Wege gehen ohne von den Eltern Grenzen aufgzeigt zu bekommen nur tut man dem Kind keinen Gefallen wenn das "Grenzenlose" zum Normalfall wird.
Ein rotanlaufendes tobsüchtiges Dreijähriges, das im näheren Umkreis von 500 Metern kein Gespräch mehr möglich macht und dabei in der Schlange vor der Kasse im Supermarkt im Einkaufswagen sitzt, zählt sicherlich zu den wirklich unangenehmen Momenten im Leben einer Mutter oder eines Vaters. Mitleidige grinsende Blicke der anderen Schlangensteher sind die unausweichliche Folge.
Der wenig hilfreich wirkende Rat der Experten lautet jedoch meist: "Toben lassen und abwarten". Was in trauter Zwei -oder Dreisamkeit daheim auch kein Problem darstellt, wird im Supermarkt zur echten Nervenprobe.
Die Erfahrungen zeigen aber deutlich das auch meist kein anderer Rat wirklich weit hilft. Logische Diskussionen sowie autoritäres Auftreten sind hier wohl nicht angebracht. Auch die schnelle "Bestechungsnummer" ("Da - Du bekommst auch diesen Lutscher hier") führt in einen Teufelskreis, der das nächste Einkaufen wieder zum sinnlich erlebbaren Hörelebnis machen wird.
Also was bleibt? Tief durchatmen, darauf achten das man nicht selbst lauter wird als der schreiende Nachwuchs (!) und der Wut des Kindes Freiraum gewähren wobei man dem Nachwuchs (durch liebevolles Einwirken) ermöglichen sollte wieder den (Gehör-schonenden) Wunschzustand zu erreichen.
Auch sollten Eltern die Trotzreaktionen nicht persönlich nehmen und ebenfalls trotzig reagieren.
Die nervenaufreibenden Momente sind letztenendes nur das kommunikative Unvermögen die Wünsche auf die herkömmliche Art zu äußern.