ALMANCAX => Cafe almancax

Konu: Ermeniler ve Türkler

Sayfa: 1 [ 2 ]

Nazire 16.10.2006 19:42:13

Fransa'da 'soykırım' yasa teklifi kabul edildi

Fransa meclisi genel kurulu, Sosyalist Parti'nin sunduğu sözde Ermeni soykırımını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini kabul etti.



Yasa teklifi 19'a karşı 106 oyla kabul edildi.

Teklifin yasalaşması için Senato'nun da onayı gerekiyor. Yasa teklifinin Senato'ya götürülme kararı ise hükümetin elinde bulunuyor. Meclis genel kurulunda bugün yapılan tartışmalarda hükümet adına konuşan Avrupa İşlerinden sorumlu Bakan Catherine Colona, teklife karşı çıkmıştı.

Yasa teklifi, sözde soykırımı reddedenlere, bir yıla kadar hapis ve 45 bin euro para cezası verilmesini öngörüyor.

Oylama öncesi yasa teklifine yönelik 6 değişiklik önergesi verildi. İktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) milletvekili Patrik Deveciyan'nın öergesi, tarihçi ve araştırmacıların yasadan muaf tutulmasını içeriyordu. Ancak önergeler reddedildi.

YASALAşMA SÜRECİ

Siyasi gözlemciler, düzenlemeye karşı çıkan hükümetin, yasayı senato gündemine uzun süre götürmeyeceğini düşünüyor. Senatonun da onayından sonra yasanın yürürlüğe girebilmesi için cumhurbaşkanının imzası gerekiyor.

Fransız parlamentosu, 2001 yılında kabul edilen bir yasayla sözde Ermeni soykırımını resmen tanımıştı. Parlamentonun kararı, Türk ve Fransız ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştı.

YASA TEKLİFİNİN KABULÜ ÖNCESİ KONUşMALAR; DEVECİYAN TÜRKİYE'Yİ SUÇLADI

Fransa Meclisi genel kurulunda, sözde Ermeni soykırımı inkarının suç sayılmasına ilişkin yasa teklifinin tartışılması sırasında söz alan iktidar ve muhalefet temsilcileri, Lyon'da Türklerin "Ermeni soykırımı anıtı"nı protesto gösterisini, teklifin kabul edilmesi için gerekçe gösterdiler.

Genel kurul oturumunda söz alan iktidardaki Halk Hareketi Birliği, muhalefetteki Sosyalist Parti, Fransa Demokrasi Birliği ve Komünist Parti temsilcileri yasa teklifini savunan konuşmalar yaptılar.

İktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) adına söz alan Patrik Deveciyan, konuşmasında Türk hükümetini ve yasa teklifine karşı çıkan AB Komisyonu temsilcisini eleştirdi. Türkiye'de ifade özgürlüğü olmadığını ileri süren Deveciyan, Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesine göre soykırım ifadesini kullananların cezalandırılıp mahkum edildiğini söyledi.

"TÜRKİYE İNKARCI POLİTİKASINI İHRAÇ EDİYOR"

"Türkiye inkarcı politikalarını artık ihraç etmeye başladı" diyen Deveciyan, Lyon'daki gösterileri, Türk devletinin organize ettiğini iddia etti. Türkiye bize ifade özgürlüğü dersi verecek durumda değil" diyen Deveciyan, bugünkü yasayla tarih yazmak istemediklerini, daha önce 2001 yılında kabul edilen yasanın gereklerini bu yasayla yerine getirmek istediklerini savundu. Yasa teklifinde değişiklik önergesi veren Devciyan devamla şöyle konuştu:

"Söz konusu yasa tasarından tarihçiler muaf tutulmalıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi ile zaten ifade özgürlüğünü kısıtlayan Türkiye, bizi eleştiremez. Bizim hükümetimiz, Türkiye hükümeti ile aynı düzeyde olmamalıdır."

"TEKLİFİ KARşI ÇIKMAK ÇİFTE STANDART"

Sosyalist Parti adına söz alan Rene Rouquet , yaptığı konuşmada, yine Lyon'da yapılan gösterilere atıfta bulunarak, devletin yasal olarak bu tür gösterilerin önüne geçebilmesi için teklifin kabul edilmesini istedi. Fransa'nın Ermeni soykırımını 2001 yılında tanıdığını hatırlatan milletvekili Rouquet, şimdi bu teklife karşı çıkmanın çifte standart olacağını söyledi.

Fransa Demokrasi Birliği adına konuşan François Rochebloine, ifade özgürlüğünün sınırsız olamayacağı görüşünü savunarak, "bir suçun inkarının banal hale getirilemeyeceğini" söyledi.

PIRON: HİÇBİR ÖZGÜR ÜLKEDE TARİHİ PARLAMENTOLAR VE YARGI YAZAMAZ

UMP Milletvekili Michel Piron, yasa teklifine karşı çıktı. Genel kurul oturumundaki konuşmacılar arasında 9. sırada yer alan ve teklife karşı çıkan ilk milletvekili olan Piron, "Hiçbir özgür ülkede tarihi parlamentolar ve yargı yazamaz" diye konuştu.

Tarihin tarihçilere bırakılmasını isteyen Piron, hiçbir ülkede tarihin, tam ve kusursuz olarak da yazılamayacağını söyledi. Piron, yasa teklifinin kabul edilmesinin Ermenilerin kendi davalarına ve evrensel gerçeklere aykırı olduğunu belirtti.


Nazire 16.10.2006 19:43:54

NEDEN SOYKIRIM DEGİL ?
Soykırım (genoside), 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Birleşmis Milletler Sözleşmesi”nde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır :
1. Ulusal, ırksal ya da dinsel bir grubun, toptan veya bir bölümünü yok etme niyetiyle, bir grubun üyelerini öldürmek,
2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek,
3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,
4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,
5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak.
Osmanlı Devleti’nin Ermenileri ihraç kararının ve uygulamasının, yukarıda tanımı yapılan “soykırım”a uyup uymadığını değerlendirmek gerekmektedir. Osmanlı Devleti, Batılı ülkelerin Ermenilerin topluca katledilecekleri iddialarına karşı 27 Mayıs 1915'te şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "Ermeniler hakkında hükûmetçe alınan tedbirler, sırf memleketin âsâyiş ve inzibatını temin ve muhafaza mecburiyetine müstenittir. Ermeni unsuruna karşı Hükûmetin imhakâr bir siyaset takibetmediği, şimdilik tarafsız bir vaziyette kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunmamış olması göstermektedir..."

1915'te meydana gelen iskân uygulamaları ve bu uygulama sırasında meydana gelen olaylar, yukarıdakı tanıma göre bir soykırım olarak adlandırılabilir mi ? Bu sorunun cevabını vermek için İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı toplu imha hareketiyle, Osmanlı Devleti’nin Ermenilere tehcir uygulamasını karşılaştırmak bizleri doğru sonuca götürecektir. Osmanlı Devleti ihraç ettiği Ermenilere nasıl bir uygulama yapmıştır ? :
1- Osmanlı Devleti, Nazilerin aksine, topraklarında yaşayan Ermenilerin belli bir coğrafyadakilerini nakletmiştir. Nakil, Osmanlı Devleti'ne karşı silaha sarılan Ermeni gruplarını ve onlara lojistik destek verenleri kapsamaktadır (Bkz. Harita 1).
2- Nakledilenler yine Osmanlı sınırları içinde yer alan bir cografyaya göç ettirilmiş, göçe tabi tutulanlara, Nazilerin evlere baskın yaparak yaka-paça toplama kamplarına sevk uygulamalarının aksine, göç hazırlığı yapmaları için bir hafta ile 15 gün arasında süre verilmiştir.
3- Göç eden Ermenilerin tümü ihtiyaçları (yiyecek, sağlık, bilet temini v.s.) devlet tarafindan "Muhacirîn tahsisati"ndan karşılanmış, bir şehir ve kasabada yaşayan Ermenilerin tümü sürgüne gönderilmemiş, hastalar, yetimler, katolik ve protestan mezhebi mensuplarıyla, zanaat sahipleri ve orduda görev yapanlar tehcir kapsamı dışında tutulmuştur.
4- Göçe tabi tutulanlar, toplama kamplarının aksine, gittikleri yerlerde, devlet tarafindan evler yapılması, hayatlarını devam ettirebilmeleri için yerleştirildikleri yerlerin ziraate elverişli olması ve göçmenlerin geldikleri vilâyetlerin belirlenerek, nüfus kayıtlarının çıkarılması karar altına alınmıştır.
5- Nazi kamplarının aksine, hasta göçmenler için kamplarda hastahaneler kurulmus, göçmenlerin sağlık sorunları ile ilgili olarak çeşitli ülkelerin sağlık ekiplerine kamplarda görev yapmaları için izin verilmiştir. Konsolos raporlarına göre, bu yabancı sağlık mensuplarından bazıları bulaşıcı hastalık nedeniyle ölmüştür.
6- Kimsesiz çocuklar ve yetimler, yetimhanelere ve bazı zengin ailelerin yanına yerleştirilmiş, 1919 yılında geri dönüş izni verilince bu çocuklar yakın akrabalarına teslim edilmiştir.
7- Aşiretlere ve sivil halkın saldırısına karşı kafileleri korumak üzere jandarma görevlendirilmiş, suiistimalde bulunan görevli ve halktan kimseler mahkeme edilerek cezalandırılmıştır.
8- Zorunlu göçten kurtulmak için müslümanlığı kabul ettigini söyleyenler de göç ettirilmiş, fakat bir müslümanla evlenmiş kadınlar göçten muaf tutulmuştur. Bu gibilere, savaş sonrasında çıkarılan bir yasa ile, istedikleri takdirde eski dinlerine dönebilme imkânı tanınmıştır.
9- Savaş, kuraklık, çekirge istilâsi, seferberlikten dolayı iş yapabilecek hemen bütün erkeklerin silah altına alınması gibi nedenlerle, tarladaki mahsulün kaldırılamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkan yiyecek sıkıntısından dolayı, başta Amerika olmak üzere çeşitli devletlerin yardım kuruluşlarının yardım talepleri kabul edilmis, bunlar tarafindan Suriye’deki Ermenilere yardım edilmiştir (Bkz. BELGE 1).
10- Savaşın sona ermesiyle birlikte, devlet tarafindan çıkarılan "geri dönüş kanunu" ile göçmenlerin evlerine dönmeleri saglanmış, Ermeni Patrikhanesi’nin tespitlerine göre 644.900 Ermeni geri dönmüştür (Bkz. BELGE 2/1,2,3,4).


Evet. Yukarıda bahsedilen Belge 1'i dikkatlice okumamız halinde, zorunlu göçün henüz sona erdiği 3 şubat 1915 tarihi itibariyle Suriye’de 500 bin Ermeni göçmenin mevcut oldugunu görüyoruz. Bu rakam, aslında bir milyon Ermeninin göç sırasında öldüğünü rapor eden bütün konsolos raporlarını yalanladığı gibi, Osmanlı Devleti’nin, muhtaç göçmenlere yardım için uluslararası kuruluşlara kamp kapılarını açtığını, dolayısıyla sadece Suriye'de 486 bin kişiye yardım edilmesine izin vermek suretiyle, Ermenileri imha düşüncesinde olmadığını ispat ediyor. Buna bağlı olarak, göç bölgelerindeki Ermenilerin belli bir kesiminin zorunlu göç kapsamına alınması, diğerlerinin evlerinde bırakılması, “etnik temizlik” veya "soykırım" iddialarını tümüyle ortadan kaldırıyor. Nitekim özellikle ülkenin Istanbul, Bursa, Kütahya, Edirne gibi savaş mühimmatının sevkedildiği bölgelerin dışında bulunan şehirlerinden, terör mensupları hariç, kimsenin zorunlu göçe tabi tutulmadığı yabancı ve Osmanlı belgelerinde yer alıyor. Ayrıca göç kapsamındakilerin topluca imha edilmesi gibi bir art niyetin olmadığını, göç edeceklere hazırlanmaları için süre verilmesi de gösteriyor. Hele hele göçe tabi tutulanların, gittikleri yerlerde, geldikleri şehirler de belirtilmek suretiyle, nüfus defterlerine kaydedilmelerinin emredilmesi, hayatlarını devam ettirebilmeleri için ziraate uygun bölgelere yerleştirilmelerinin istenmesi, imha düşüncesiyle bağdaşmıyor.


Bütün bu saydıklarımızla, Nazi Almanyası'nda Yahudilere uygulanananlar arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Bu durumda 1915'te cereyan eden olayların soykırım olarak tanımlanması mümkün değildir. Nitekim soykırım olduğunu iddia edenler, bugüne kadar "soykırım"ı ispat edecek bir belge sunamamışlardır. Tezlerini kuvvetlendirebilmek için, Talat Paşa'ya atfedilen sahte telgraflar ortaya atmışlardır. Ancak bu telgraflar üzerinde yapılan incelemede, telgraflar üzerinde Osmanlı bürokrasisinin mutad işlem kayıtlarının bulunmadığı, telgrafın gönderildiği iddia edilen valinin, o tarihte o vilâyette valilik yapmadığı, her Osmanlı belgesinin en üstünde yer alan besmeleye farklı şekilde yer verildiği ve en önemlisi de Talat Paşa'nın imzasının sahte olduğu ortaya çıkmıştır.


Soykırım iddiasında bulunanların en önemli açıklarından biri de, 1915'ten itibaren öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin sayısının sürekli yükseltildiğidir. 600 binlerden başlayan rakamlar, günümüzde 1,5 milyona çıkarılmıştır. Halbuki, o tarihlerde yabancı devletlerce yapılan nüfus tespitlerinde, Osmanli Devleti'nde yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu ortalama 1,5 milyon olarak gösterilmekte, hattâ Ermeni Patrikhanesi bile 1,915,000 rakamını vermekteydi. Nitekim güvenilir olarak bulunan Patrik Malachia Ormanian da Ermeni nüfusunu 1,895,400 olarak vermektedir. Bu durumda ancak 400 bin Osmanlı Ermenisinin hayatta kalması gerekirdi. Asağıdaki cetvelde, çeşitli kaynaklarda belirlenen Ermeni nüfusu görülmektedir :



Kaynağın Yılı Yazarı Osmanlı Ermenileri
1892 Vital Cuinet 1.475.011 
1896 Felix Weber 1.000.000 
1901 H. F. B. Lynch 1.325.246 
1901 Lodovic de Constenson 1.383.779 
1910 Encyclopedia Britannica 1.500.000
1913 Ermeni Patrikhanesi 1.915.651
1913 Lodovic de Constenson 1.400.000
1914 Daniel Panzac 1.5-1.600.000
1914 Justin McCarthy 1.698.303
1914 Osmanli nüfus sayimi 1.229.007
1914 Stanford J. Shaw 1.294.851
1914 David Magie 1.479.000
1919 Dr. Lepsius 1.500.000
1923 Claire Price 1.500.000
1923 E. Alexander Powell 1.500.000

Oysa ki, 1919 yılı itibariyle, Osmanlı topraklarından diğer ülkelere gerçekleşen göçlere ragmen, Amerikan arşiv belgelerinde bulunan ve Ermeni Patrikhanesi’nce, diğer ülkelere göçenler hariç, sadece Anadolu’daki evlerine geri dönenler 644,900 olarak verilmekte, bütün dünyadaki Osmanlı Ermenilerının sayısı ise 1,200,000 olarak gösterilmektedir. Bu durumda 1,5 milyon Ermeninin öldüğünü iddia edenlere şu soru sorulabilir. Ölen Ermenilerin toplu mezarları nerededir ? Zira her bir toplu mezarda 500 kisi olsa, 3,000 toplu mezar olması gerekirdi ki, Anadolu'nun her kazma vurulan yerinden toplu mezar çıkardı.

Son olarak, savaşın sone ermesinden ve Istanbul’un Itilâf devletlerinin eline geçmesinden sonra, katliam iddialarına karşı Osmanlı Devleti, dört tarafsız ülkeye resmen başvurarak konuyu araştırmak için ikişer hukukçu talep etmiştir. Iyi niyetle yapılmış bu talep, başvuru yapılan Ispanya, Hollanda, Danimarka ve Isveç tarafindan reddedilmistir. Aslında bu durum, o dönemde dahi sorunun siyasî olduğunu ve çözümünün istenmediğini ortaya koymaktadır.


Nazire 16.10.2006 19:45:42

Türkiye'den Fransa'ya sert tepki 
Sözde Ermeni soykırımını inkarına ceza getiren yasa tasarısını kabul eden Fransa'ya Türkiye'den tepki yağdı. Dışışleri Bakanlığı, "yasa ahlaka aykırı" dedi.
12 Ekim 2006 13:30
           


TBMM Başkanı Bülent Arınç, Fransız Ulusal Meclisinin kararıyla ilgili olarak, ''Utanç verecek bir karardır. Türk milletine karşı hasmane bir tutumdur. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir' değerlendirmesinde bulundu. Arınç, sonucun bu şekilde çıkabileceği konusunda herkesin beklentisi olduğunu bildirerek, ''Utanç verecek karardır. Bu, Türk milletine karşı hasmane bir tutumdur. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Türk halkının temsil yeri olan TBMM'de, Fransa Parlamentosunun aldığı veya alacağı bu kararı, üzüntüyle ve esefle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum'' dedi.

Geçen aylarda gündeme gelen teklifin ertelendiğini hatırlatan Arınç, ancak Fransız Sosyalist Partisi'nin inisiyatifinde getirilen yasa teklifinin kabul edileceğinin görüldüğünü anlattı. ''Bu, öncelikle 3. bir ülke hakkında parlamentoların tarihte kalmış olaylar konusunda karar almasıdır. Külliyen yanlıştır'' diyen Arınç, tartışmalı bir konu üzerinde bir parlamentonun başka bir ülkenin halkı için suçlayıcı karar alamayacağını, alması halinde ise bağlayıcı olamayacağını vurguladı.

''DÜNYA YÜZÜNDE GÖRÜLMEDİ''

Böyle bir kanunun dünya yüzünde bugüne kadar görülmediğini belirten Arınç, şunları kaydetti: ''Özgürlüğün ifade edildiği ya da beşiği sayılan bir ülkede, böylesine bir karar alınması hele hele böyle bir kanunun sadece iç politika hedefleriyle gündeme gelmesi, yani yaklaşan seçimlerde belli bir etnik unsurun oylarına yönelik bir politika olarak kabul edilmesi, çok acı ve çok acınacak bir olaydır. Fikir ve ifade özgürlüğüne tamamen zıt bir karardır. 'Ermeni soykırımı vardır' diyen ile 'Ermeni soykırımı yapılmamıştır, bu sözde bir Ermeni soykırımıdır' diyenlerin aynı özgürlükten istifade etmeleri gerekir. Bir tarafıyla 'vardır' diyeni kabul ederken, 'yoktur' diyene ceza öngören bir kanun teklifinin kabul edilmesi, birilerinin benzetmesiyle, akıl tutulması olarak benzetmesiyle ama gerçekten fikir, düşünce ve ifade özgürlüğüne vurulmuş büyük bir darbe olarak görüyoruz.''

''İLİşKİLERİ ZEDELEYECEK DAVRANIş...''

Arınç, Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerin çok eskiye dayandığını, Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin siyasi, ekonomik, sosyal hayatında, yaşadığı değişim ve dönüşümlerinde Fransa'nın etkisinin büyük olduğunu söyledi. Fransa'dan örnek alınan bazı kurumlarla Cumhuriyet'in temel kurumları olarak onlara bir fonksiyon verildiğine işaret eden Arınç, ''Ama ne yazık ki Fransa, bu ve buna benzer davranışlarıyla Türk halkında büyük bir tepki meydana getirmekte ve bu ilişkilerimizi toptan zedeleyecek davranış içine girmektedir'' dedi. Yasa teklifinin yeniden gündeme geleceğinin görülmesinin ardından milletvekillerini Fransa'ya gönderdiklerini hatırlatan Arınç, temaslar sonucunda girişimden vazgeçilebilir mi çalışmasının yapıldığını, halen bazı milletvekillerinin Fransız Parlamentosundaki görüşmeleri yakından izlediğini söyledi.

''ÜZÜLÜYORUZ, UTANÇ DUYUYORUZ''

Arınç, sözlerini şöyle tamamladı: ''Böyle bir kanun çıkarsa, bu kanuna karşı geldiğini ifade edecek Türkiye'de pek çok siyasetçi, işadamı, bilim adamı, sanatçı ve yazar mutlaka bulunacaktır. Fransa'ya giderek, 'siz böyle bir kanun çıkardınız. İşte ben Ermeni soykırımı yoktur diyorum, hadi beni hapse atın' diyecek pek çok insanın bulunacağına hepimiz inanıyoruz. Sadece iç politika hesabıyla bunu yapanlar bu yaptıklarından utanç duymalıdırlar. Bunu Başkanlık Divanı olarak hiçbir parti farkı gözetmeksizin oybirliğiyle bir düşünce olarak ifade ediyoruz. Üzülüyoruz, utanç duyuyoruz. Bunun Parlamentodan çıktıktan sonra yine de engellenmesini ve Senato tarafından hiçbir zaman kabul edilmemesini temenni ediyoruz. Ama bu tür olayın gündeme gelmesi bile bizi üzmüştür. Kanunlaşmasından ziyade, bu konuların yine Fransız Parlamentosunda konuşulmasından bile üzüntü ve utanç duyuyoruz. Eminiz ki Fransa, yaptığı hatayı anlayacaktır, Senato Başkanı ve senatörler, bunu kanunlaşmamak üzere görüşmeyeceklerdir."

DIşİşLERİ'NDEN SERT TEPKİLER

Dışişleri Bakanlığı da yasa tasarısını kabul etmesinin ardından sert bir açıklama yaptı. Kararın “derin esefle” karşılandığını, ikili ilişkilerin darbe aldığını vurgulayan Bakanlık, “Bu yasa tasarısı ile Fransa Türk halkı nezdinde sahip olduğu ayrıcalıklı konumunu ne yazık ki kaybetmektedir” denildi.

Dışişleri açıklamasında, “Uzun bir geçmişe dayanan ve asırlar boyunca özenle geliştirilen Türkiye-Fransa ilişkileri, izledikleri politikaların sonuçlarını görmekten uzak bir kısım Fransız siyasetçinin asılsız iddialara dayanan sorumsuz girişimleri sonucu, bugün ağır bir darbe almıştır” denildi.

Uzun bir süredir Fransa’da yerleşik Türk vatandaşları, sivil toplum örgütleri ve iş çevreleri ile ele ele en üst düzeyde diplomatik ve parlamenter girişimlerin yapıldığına dikkat çekilen açıklamada bütün bu girişimlere karşın yasa tasarısının Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin “derin esefle” karşılandığı belirtildi.

HAYAL KIRIKLIĞINI YARATTI

Yasa tasarısının yasallaşması, Senato’da da ele alınmasına bağlı olarak Meclis’e geri gelmesinin ardından yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığına sunulmasını içeren uzun bir sürece tabi olacağına dikkat çekilen açıklamada bununla birlikte Ulusal Meclis tarafından anılan yasal süreçte atılan bu ilk adımın Türkiye’de büyük hayal kırıklığı yarattığı belirtildi. Açıklamada şöyle devam edildi:

“Tasarının bu yasal süreçte akim kalmasına yönelik tüm çaba ve girişimlerimiz her düzey ve kanaldan sürdürülecektir. Son günlerde Fransa’da yasa tasarısına karşı güçlü eleştirilerin dile getirilmesi, Fransa’nın da bu yasa teklifini içine sindiremediğini, tasarı üzerinde kamuoyunda oydaşma sağlanamadığını ve bu talihsiz girişimin ciddi destek bulamadığını göstermektedir. Ancak bütün bunlar olayın vahametini azaltmamaktadır.”

AVRUPA SÖZLEşMESİ’NİN İHLALİ

Dışişleri açıklamasında yasa tasarısının, ifade özgürlüğünü tüm diğer Anayasal hakların üzerinde gören Fransız Anayasal düzeni ile düşünce ve ifade özgürlüğünün demokratik toplumlarda hangi istisnai hallerde yasalarla sınırlandırılabileceğinin sınırlarını açıkça ortaya koyan Avrupa Sözleşmesi’nin ihlali anlamına geldiği vurgulandı.

ÇİFTE STANDART

Tasarının çağdaş temel hak ve özgürlüklerin beşiği ve “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” kavramlarıyla hür dünyaya ilham kaynağı olmuş Fransız milleti ile bugüne kadar özdeşleştirilen değerlere ters düştüğüne dikkat çekilen açıklamada şu unsurlar da vurgulandı:

“Kendi tarihi ile hesaplaşmaya geldiğinde, yetkili ağızlardan, parlamentoların tarihi yeniden yazmak gibi bir görevlerinin bulunmadığını ve bu sorumluluğun tarihçilere ait olduğunu ikrar eden bir ülkenin parlamentosunun başka devletlerin tarihi üzerine hükümde bulunması ve cezai yaptırım yetkisini kendisinde görmesi ibret verici bir çelişki teşkil etmektedir.

Temel hak ve özgürlüklerin daha da geliştirilmesi amacıyla son yıllarda gerçekleştirdiğimiz önemli reformlara karşın, ülkemize ifade özgürlüğü konusunda ilave adımlar atılması gerektiği yönünde telkinlerin yapıldığı bir dönemde Fransa’da böyle bir yasa tasarısının gündeme gelmesi de ayrı bir çifte standardı ortaya koymaktadır. Devletlerin inandırıcılığı, vaaz ettikleri değerlere öncelikle kendilerinin sahip çıkmalarından geçmektedir.”

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ REHİN ALINDI

Dışişleri Bakanlığı, tasarının demokratik bir rejim ile bağdaştırılamayacak şekilde düşünce ve ifade özgürlüğünü rehin aldığını belirterek tasarının Türkiye’de Ermeni vatandaşları dahil Türk milletinde derin bir infial yarattığını belirterek açıklamasını şöyle noktaladı:

“70 milyonluk Türk halkı asılsız iddialara istinaden düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasını reddetmektedir. Bu yasa tasarısı ile Fransa Türk halkı nezdinde sahip olduğu ayrıcalıklı konumunu ne yazık ki kaybetmektedir.”

HÜRPARTİ Genel Başkanı Yaşar Okuyan ise Fransa Parlamentosundaki oylama sırasında, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, bu Fransa'nın tarihe adını fikir özgürlüğüne karşı olan ve düşünce özgürlüğünü reddeden bir ülke olarak geçeceğini söyledi. Fransa'nın insanları düşündüğü ve düşündüğünü söylediği için 5 yıla kadar mahkum edecek bir yasa tasarısını müzakere etmesini bile büyük bir ''ayıp'' olarak niteleyen Okuyan, şunları söyledi: ''Bu ayıp tarih boyu Fransa'nın yüzüne sürülmüş bir leke olarak kalacaktır. Tıpkı geçmişte masum yüzbinlerce insanı soykırıma tabi tutarak, katletmesi gibi. Nasıl Cezayir denilince akla Fransa geliyor ve Fransızlar bu lekeyi taşıyor, şimdi de bu yasa tasarısı Fransa'nın taşıyacağı 2. bir lekedir.''

Yasa teklifinin kabul edilmesi, yurdun çeşitli yerlerinde protesto edildi. Saadet Partisi İzmir İl Teşkilatı üyeleri, Fransa'nın İzmir Konsolosluğu önüne siyah çelenk bıraktı. Partinin İzmir İl Başkanı şerafettin Kılıç, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'ye karşı bu yaklaşımın, açıkça düşmanlık duygularının dışa vurumu olduğunu söyledi. Kılıç, ''Olmamış bir soykırım iddiasını reddetmeyi suç sayacak bir yasa çıkarmak, akılsızlık ve ahlaksızlıktan da öte düşmanlık göstermektedir'' dedi. Fransa'nın daha önce de ''Soykırım Anıtı'' diktiğine ve ''Ermeni Soykırımı''nı resmen tanıdığına dikkati çeken Kılıç, ''Onlarca Afrika ve Asya ülkesinde yaptığı işgallerle arkasında milyonlarca katledilmiş insan bırakan Fransa'nın, asılsız iddialarla bizim adımızı ağzına bile almaya hakkı yoktur'' diye konuştu.

"DÜşÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE VURULMUş BİR DARBEDİR''

Bitlis Barosu Başkanı Mezher Yürek, yaptığı açıklamada, yasa teklifinin düşünce özgürlüğüne vurulmuş önemli bir darbe olduğunu söyledi. Din, düşünce ve ifade hürriyetinin köklendiği bir ülkede böyle bir yasa teklifinin görüşülmesinin, Avrupa'nın insan hakları ve temel özgürlüklere karşı duyarsızlaşacağını gösteren önemli bir olgu olduğunu belirten Yürek, Bitlis Barosu olarak insan düşünce ve hürriyetlerine karşı olacak girişimlere karşı duracaklarını bildirdi. Yürek, AB'ye uyum sürecinde olan bir ülkeye soykırım iddialarını dayatmayı, ''sürece engel olmak'' olarak değerlendirdiklerini kaydetti.

''SOYKIRIM TİYATROSUNU KINIYORUZ''

Uşak Tabip Odası Başkanı Zafer Aydın, düzenlediği basın toplantısında, Ermenilerin Osmanlı topraklarında 600 yıl yaşadıklarını ve bu süre zarfında din, dil, gelenek ve göreneklerine müdahale edilmediğini belirtti. Batılı ülkeler ve Rusya'nın, Osmanlı topraklarını paylaşmak için Osmanlı Ermenilerini araç olarak kullandıklarını ifade eden Aydın, ''Nice karanlık siyasi emellere malzeme edilen Osmanlı Ermenilerinden, günümüzde bir Ermeni meselesi daha çıkarılmıştır'' dedi. Türklerin geleneklerinde farklı kültürlere karşı ayrımcılık olmadığını vurgulayan Aydın, şunları kaydetti: ''Yahudilere yüzyıllarca toprak edinme hakkı vermeyen ve şehir dışındaki gettolarda sefil bir hayata mahkum eden Batı, her şeyden önce kendi tarihiyle hesaplaşmalıdır. Avrupa ülkesi Fransa'da ifade hakkını suç sayan bir yasanın oylanabilmesi ise Avrupa tarihine utanç vesikası olarak geçecektir.''

KARAMÜRSEL'E CEZAYİR SOYKIRIM ANITI

Kocaeli'nin Karamürsel İlçe Belediye Başkanı İsmail Yıldırım, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin bütünlüğü ve tarihi kimliğine yapılan ''siyasi hücumların'' son günlerde kasıtlı olarak yoğunlaştırıldığını savundu. Cezayir'in 100 yıllık bir süreçte soykırıma uğradığını belirten Yıldırım, tarihi ve kültürel bağları da dikkate alarak bu ülkenin yerel yönetimleriyle ''Kardeş Kent'' ilişkilerine girme konusunda ön çalışmalara başladıklarını söyledi. Yıldırım, ''Gerçek anlamda soykırıma uğradığına inandığımız Cezayir halkının yerel yönetimleriyle bundan böyle daha dostane ve daha kalıcı ilişkiler kurmayı hedefliyoruz. Cezayir'in uğradığı soykırım anısına Karamürsel'de bir anıtın açılması için Kocaeli Valiliği ile İçişleri Bakanlığına başvurduk'' dedi.

''FRANSA ATEşLE OYNUYOR''

Çorum'un Sungurlu İlçe Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir şahiner, yaptığı açıklamada, yasa teklifinin oylanmasının, Ortaçağ'daki haçlı zihniyetinden farklı olmadığını söyledi. Türkün tarihinde katliam olmadığını ifade eden şahiner, ''Eğer katliamsa Diyarbakır, Erzurum, Sarıkamış'ta bulunan toplu mezarlara baksınlar. Cezayir'de 1,5 milyon insanı katleden Fransa, bugün çıkmış Ermeni katliamından bahsediyor'' dedi.

AK PARTİLİ VEKİLLERDEN TEPKİ

AKP’nin 11 kadın milletvekilinden 9’u Fransa’ya karşı ortak bildiri yayınlarken, Misak-ı Milli’yi anımsatarak bu dayatmaya tarihte olduğu gib bugün de boyun eğilmeyeceği mesajı verdi.

AKP milletvekilleri Güldal Akşit, Gülseren Topuz, Semiha Öyüş, İnci Özdemir, Zeynep Karahan Uslu, Remziye Öztoprak, Halide İncekara, Fatma şahin, Nükhet Hotar Göksel ortak bir basın bildirisi yayınladı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne son zamanlarda siyasi oyunlarla, tarih çarpıtılarak, uydurma isnatlarla sözde Ermeni soykırımı ididalarının kabul ettirilmesine yönelik çaba sarf edildiği belirtilen bildiride, küçük siyasi hesaplar için tarihçilere bırakılması gereken gerçeklerin siyasi alana çekilerek bir milletin rencide edecek kararlardan medet umanların kesinlikle affedilmeyeceği kaydedildi.

Türk Milletinin, Ermeni terörüne Fransa’da ve diğer ülkelerde şehit verilen Türk diplomatların ve vatandaşların hatıralarını yüreklerinde taşıdığı ifade edilen bildiride, Fransız politikacıların, Türk Ulusunun tarihinin hiçbir döneminde soykırım gibi insanlık suçu işlemediği, vicdanların rahat olduğu anlatıldı. AKP’li kadın milletvekillerinin bildirisi şöyle:

“Türk Milleti’ni derinden yaralamaya yönelik haksız ve dayanaktan yoksun girişimleri nedeniyle Fransa’yı şiddetle kınıyoruz. Ülkemize karşı tek yanlı olarak uygulanan haksız ve mesnetsiz, AB’nin anahtar ilkeleri arasında yer alan düşünce özgürlüğü ile hiçbir suretle bağdaşmayan sözde soykırım tasarısına karşı Türk halkını haklı tepkisini göstererek Fransız Hükümetinin bu tür politikalarına duyarlılıkla bakmaya davet ediyoruz. Ülke onurumuzun ve ulusal bütünlüğümüzün korunması noktasında Türk ulusunun tek nefes tek yumruk olarak haksız baskı ve dayatmalara karşı duyacağımızı bir kez daha gösterelim. Misak-ı Milli sınırlarının çizilmesinde tek vücut olan bu millet bu tip dayatmalara tarihte olduğu gibi bugün de boyun eğmeyeceğini bir kez daha dünyaya göstermelidir.”

CHP’NİN TEPKİSİ

Tohumculuk Yasa Tasarısı’nın görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu’nda da konuyu CHP milletvekilleri gündeme getirdi. CHP Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe, “Fikir özgürlüğünü benimsemeyen bu uygulamayı şiddetle protesto ediyorum. Dilerim Kızılay’da kutlama yapanlar bunu iyi değerlendirir” dedi. CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ise “Yüz karası bir karar, utanç verici. Türkiye hiçbir zaman bu kadar kuşatılmak istenmemiştir, ulusal kurtuluş savaşından sonra. Kendilerini tarihçi yerine koyarak bunu yargılıyorlar” dedi.



TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger de yaptığı açıklamada, görüştüğü Fransız Büyükelçisi ve Fransız-Türk Dostluk Grubu Başkanının ''Fransa'da seçim olmasaydı böyle bir karar alınamayacağını; ayrıca, bu kararın Senatodan geçmeyeceğini'' söylediklerini belirtti. Fransa'da seçimlere katılma oranının çok düşük; az sayıda oyun da partiler için önemli olduğuna dikkati çeken Dülger, ''Orada seçmenlerin hoşuna gidecek oyunları oynuyorlar. Seçmenlerin hoşuna gidecek bir oyun. Bu konu, seçim oyunu gibi hafife alınmamalı. Fransız münasebetlerini çok ciddi şekilde ele alacağımız bir zamandayız. Bu konuda haklıyız, yılmamalıyız. Bu karar kanun haline gelmiyor. Senatodan geçmesi, Başkan tarafından imzalanması gerekir'' diye konuştu.

FRANSA'NIN İHALELERDEN DIşLANMASI

CHP Hatay Milletvekili İnal Batu, Fransa Meclisinin kararını ''düşmanca, yanlış bir adım'' olarak nitelendirdi. Kararın, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini zayıflatmayı ve Türk milletinin AB'den soğutulmasını amaçlandığını belirten Batu, ''Son aylarda yaşanan uygarlıklar çatışması, Avrupa'da Müslüman fobisi, bu kararda rol oynamıştır. Fransa tüm büyük ihalelerden dışlanarak, kararın bedeli ödettirilmelidir. şimdiden kitle halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurular yapılmalıdır'' diye konuştu. Çok sayıda Türk'ün, Fransa'ya giderek, ''Ermeni soykırımı yoktur'' diye bağırması gerektiğini belirten Batu, Türk halkının kendiliğinden Fransız mallarından vazgeçeceğini kaydetti. Fransa'ya yönelik tepkilerin ''vakur, ağırbaşlı ve soğukkanlı'' olması gerektiğini belirten Batu, ''Bayrak yakma, konsolosluklara taşkınlık yapmak, İstanbul'daki Ermenileri sınırdışı etmek, Cezayir yasası çıkarmak, okullarda Fransızcayı yasaklamak yollarına gidilmemelidir'' dedi.

''İNTİKAM ALMA ARAYIşI''

Anavatan Genel Başkan Yardımcısı ve Hatay Milletvekili Züheyir Amber, ''Fransızlar, Ermenileri sevdiklerinden dolayı bu kararı almadılar, Osmanlı Döneminden kalan ezikliğin, kompleksin devamı olarak intikam alma arayışıdır'' dedi. Fransa'nın, kendisine hedef aldığı Ermenistan'ı, Ortadoğu'da Türkiye'ye karşı tepki oluşturmak için kullanacağını savunan Amber, ''Çağdaş ve demokrat olarak nitelendirilen Fransa'nın bu oyunlara girmesi, ne kadar çağın dışında kaldığının göstergesidir'' diye konuştu. Anavatan Partisi Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan da Fransa'nın Cezayir'de yaptığı soykırımın inkarının suç sayılmasına ilişkin verdiği yasa teklifinin, Adalet Komisyonunda, bir alt komisyona havale edilmesini eleştirdi. Fransa'nın Cezayir'de 1.5 milyon insanı katlettiğini anlatan Özdoğan, ''İstanbul'un göbeğine Fransa'nın Cezayir'de yaptığı soykırımın anıtını dikelim'' dedi.



Nazire 17.10.2006 00:26:23

70.000 illegale Armenier aus der Türkei abschieben?



In der Türkei arbeiten rund 70.000 Illegale aus Armenien.Das bedeutet eine indirekte Unterstützung Armeniens durch die Türkei.Armenien jedoch lässt nichts unversucht,um der Türkei schaden zu können.In der armenischen Verfassung ist verankert,dass die östlichen Provinzen der Türkei zu Armenien gehören sollen.Armenien übt Druck auf Länder aus,damit diese den sogenannten "Genozid" an den Armeniern anerkennen und verurteilen.Armenien hat eine feindselige Haltung zur Türkei und Aserbeidschan.

Sollten die 70.000 illegalen Armenier nach Armenien abgeschoben werden?



70 bin Ermeni’yi sınır dışı edelim

Ersin ERCAN - Hasan KAYA, DHA

Fransa’nın 12 Ekim’de parlamentosuna getireceği "Ermeni soykırımını inkar etmeyi suç sayan" yasayı protesto için Türkiye’deki kaçak Ermenistan vatandaşlarını sınır dışı etmesi önerildi.

AKP Düzce Milletvekili ve TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış, "Türkiye’de 70 bin kaçak Ermeni işçisi çalışıyor. şimdi Türk makamları hiç ileriye gitmeden, yasaların emrettiği şekilde, ’Kaçak çalışıyorsun, çalışamazsın’ dediği zaman bunlar sıkıntı çekecekler. Bu Ermenistan’ın canını sıkacaktır" dedi. CHP İstanbul şükrü Elekdağ da Fransa’nın "Ermeni soykırımı yoktur" demeyi suç sayan yasa tasarısını kabul etmesi halinde, "Ülkemizde kaçak olarak çalışan yaklaşık 70 bin Ermenistan vatandaşını kademeli olarak ülkelerine geri gönderelim" teklifinde bulundu. Elekdağ, İstanbul Milletvekili Onur Öymen ile birlikte TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, diğer önlemleri de "Erivan- İstanbul arasında haftada yedi gün yapılan uçak seferlerine de kısıtlama getirilsin. Fransız şirketlerinin kamu ihalelerine katılması hükümet tarafından yasaklansın" diye sıraladı.


Nazire 17.10.2006 00:28:31

Am 25. Februar 1992 überfielen armenische Todesschwadronen mit Unterstützung motorisierter Verbände der russischen Armee die aserbaidschanische Ortschaft Hoc Khojali.
In wenigen Stunden ermordeten sie 613 unbewaffnete Zivilisten.
Unter ihnen waren 106 Frauen und 83 Kinder. 8 Familien wurden komplett ausgelöscht.
25 Kinder wurden zu Vollweisen. 476 Menschen wurden entstellt und zu Krüppeln gemacht (unter ihnen 76 Kinder) 1.275 Geiseln wurden genommen das Schicksal von 150 von ihnen ist immer noch Unklar. Das Massaker von Hocali wurde auch von europäischen Journalisten dokumentiert.

Hocali war ein trauriger Höhepunkt in dem Konflikt zwischen Aserbaidschan und Armenien um die Region Nagoryn-Karabag.
Die Region ist völkerrechtlich Teil der Republik Aserbaidschan und grenzt im Übrigen nicht unmittelbar an Armenien.
Zwischen der Region Karabag und Armenien befanden sich Gebiete, die mehrheitlich von Aserbaidschanern bewohnt waren und sind. Armenische Nationalisten erhoben Anspruch auf das Territorium unter dem Vorwand einer armenischen Bevölkerungsmehrheit und begannen 199... einen Expansionskrieg, den Sie mit russischer Unterstützung für sich entscheiden konnten. Seit dem sind 20% des Territoriums der Republik Aserbaidschan von Armenien besetzt. Als Folge der ethnischen Säuberung durch Armenien wurden insgesamt eine Millionen Aserbaidschaner aus der Region Karabag aber auch aus Armenien selbst zu Flüchtlingen degradiert. Sie durchleben heute eine tragische Situation als entwurzelte und arme Flüchtlinge in Ostaserbaidschan.








toricelli 17.10.2006 01:17:04




arkadaşlar hepinize çok teşekkür ederim. bilhassa nazire'nin derlediği yazılar gerçekten takdire değer.herşey duygusallığa kaçmadan gayet somut ve tarafsız bir şekilde anlatılırsa çok daha etkili oluyor.şimdi bazı şeyleri daha iyi anlıyabiliyorum.zaman bulup yapamadığım çalışmanın büyük bölümünü nazire yapmış.seviyeli bir fikir tartışması için çok işimize yarayacak bu bilgiler için tekrar teşekkürler.

Nazire 17.10.2006 14:28:31

Dankeschön toricelli :)


Sayfa: 1 [ 2 ]