Tarihin şeref Levhaları

Başlatan alperen, Mart 14, 2007, 04:15:17 ÖÖ

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

alperen

          Sevgili arkadaşlar sizlerinde bildiği gibi 18 Mart Canakkale Zaferi'nin yıl dönümüdür..Istedimki forumumuzda bugünü şereflendiren,bizleri dünya devletleri arasında dahada yücelten ve yıllar sonra bugün 18 Martı göğsümüzü gere gere kutlamanın tadını bizlere tattıran büyük Türk Devletinin şanlı askerlerini,o yüce şehitlerimizi analım dedim..
          Sizlerden ricam hekez burada bu şanlı savaş hakkında bildiklerini ve yorumlarını diğer arkadaslarımızla paylaşsın..Bu konunun önemlerinden bi tanesini şu şekilde dile getiriyim;
      Türkiye'yi ziyarrete gelen Japonya devlet başkanı;
- Bizim ülkemize bir atom bombası atıldı.Biz o faciayı okullarda cocuklarımızın kafasına nakş ettik.Onlara her anlarında o facianın bize getirdiği zararları anlattık ve ve onların milliyetcilik duygularını kabartarak bugünkü Teknolojide dünya devi Japonya olduk..Eğer evlatlarımıza anlatabileceğimiz bir Canakkale Savaşımız olsaydı ,biz her konudda dünyayı tamamen egemenliğimiz altına almıs  oluruduk..
         demiştir..
Bu durumda Canakkale Savaşının bizim için nekadar önemli olduğunu gösteren küçük bir örenek..
       
İzninizle ben acılısı Merhum Mehmet Akif ERSOY'un şiiri ile yapmayı uygun gördüm..Nekadr içten,nekadar büyük bir vatan aşkı ile yazılmış bir şiir.Ama belirtmeden gecemiicem;
    Eğer merhum vatanımızın şuanki düştüğü durumu,milletimizin büyük bir kısmının bırakın uğrunda can vermeyi,onu böyle başıboş bırakıp umursuzca hareketlerini ve kendi vatanı aleyhinde cirkin işler ceviren sahtekarları görseyfi nasıl bir şiir yazardı acaba??Evet bizler butür insanlar değiliz ama yıllar önceki şanlı savaşımıza (kendim için söylüyorum) bende bugün vatanım için hayırlı bir vatandaş olabildiğimi söyleyemem..Çünkü Bizler devamlı calısması ve ilerlemesi gereken insanlarız.Eğer bugün vatanım için o şanlı insanlardan daha fazlasını yapamıyorsam bu vatan toprakları üzerrinde aldığım nefesin bile bana helal olmadığı kanısındayım..Ve budurmdada şuan onların 1000/1'i kadar bile olamadım,olamamda..

                                             Saygılarımla...
   

                   ÇANAKKALE şEHİTLERİNE

şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.



                                 Mehmet Akif Ersoy










mikail

Sevgili Alperen; bu önemli konuyu burada gündeme getirdiğin için sana sayısızca teşekkür ediyor, sevgilerimi sunuyorum.Çanakkale; bu günkü Türkiye'nin temellendiği, uzun zaman süren Haçlı saldırılarına "DUR" denildiği yerdir.Türkün uyanışının başladığı kutsal bir mekandır.Ve Atatürk'ün tarih sahnesine çıktığı bir yerdir de. Eline sağlık.

fayhan

şEHİTLERİMİZİ VE TARİHE YAZILMIş ÖNEMLİ BİR DESTAN OLAN ÇANAKKALE ZAFERİNİ BİR KEZ DAHA HATIRLATTIĞIN İÇİN TEşEKKÜRLER..

fayhan

ALBAY MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE'Yİ ANLATIYOR...

"Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre.Yani ölüm muhakkak.Birinci siperlerin hiç biri kurtulmamacasına bütünen düşüyor.İkinciler onların üzerine gidiyor.Fakat ne kadar şayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyormusunuz? Öleni görüyor,üç dakikaya kadar öleceğini biliyor,en ufak bir fütur göstermiyor.Sarsılmak yok.Okumak bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim Cennete girmeye hazırlanıyorlar.Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar.Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik edilecek bir misaldir.
Emin olmalısınız ki, işte bize Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur." ( prof. Azmi Süslü,Atatürk araştırma merkezi dergisi, c.7 s.306 )

alperen

        Estağfirullah sayın Mikail hocam ve Feyhan kardeşim.Bunları hatırlamak ve hatırlatmak bizlerin bir görevi.Eğer bu konuları unutursak işte ozaman vay halimize..Ama konuya kimse fazla eğilim göstermedi görünüşe bakılırsa..Sizlerede yorumlarınızdan ve emeklerinizden dolayı teşekkür eder sevgilerimi sunarım..

                                  Saygılarımla..

3,14

Alıntı yapılan: alperen - Mart 14, 2007, 04:15:17 ÖÖÇANAKKALE şEHİTLERİNE

şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.



                                 Mehmet Akif Ersoy

--> Sanki bunu ben de okuyup duygulanıp duygulandırmıştım. ::)