Türkiyede kadinlarin Hayati ve Rolleri

Başlatan Nazire, Ocak 08, 2008, 02:18:19 ÖS

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nazire

Açıklayıcı Not

  • İslam dininde kadının erkek karşısındaki yerini belirleyen hadislerden bir iki örnek vermek yararlı olacak. "Kocanın eşinin boynundaki hakkından birisi, onun nefsini istediği zaman, o, devenin sırtında ise dahi, nefsini kocasından men etmemelidir." (Kadınlara Hitap-Hadis'i şerifler - Arapçadan derleyen Tekirdağ Müftüsü Ali Arslan, Arslan Yay. 2. baskı, 1971, s. 30) Bir diğer deyişle, "devenin üstünde de olsa (yani yola gitmek üzere de olsa) eğer kocası kendisi ile sevişmek istemişse derhal inip erkeğin şehvetini giderecek... Ve cennetin annelerin ayakları altında olduğunu düşünüp teselli bulacak." (Aytunç Altındal -Türkiye'de Kadın, s. 79) Yine hadislerden; Resulüllah: "Eğer kocanın tepesinden ayağına kadar bütün bedeni irinler içinde kalıp hanımı o irinleri lisanîyle (diliyle) silerse, yine de ona karşı teşekkür etmek vazifesini eda etmiş sayılmaz." 

       Köylerde evlilikte etkin rol oynayan başlık mekanizması kadınların mal gibi alınıp satılmasının en somut kanıtıdır. Mal olması nedeniyle kadının fiyatı da hayat pahalılığına ayak uydurarak yükselmiştir... 16.6.1974 tarihli [sayfa 73] Milliyet Gazetesindeki bir habere göre: 1973'de Mardin'de 20 bin TL. olan başlık parası 1974'de köylerde 50 bin TL'ye, merkezde ise 30 bin TL'ye çıkmıştır.
          Genellikle, kız evlât aile için ücretsiz işçi olarak çalışacağı dönemde, evlilik nedeniyle ayrılmakta, baba ve anası başlık yoluyla tazmin edilmektedir. Üstelik kız gelin gittiği evde de ücretsiz işçi olarak çalışacağından, erkeğin ailesinin zararı da fazla olmamaktadır. Başlığın ortadan kalkması, ancak onu yaratan maddî koşulların, yoksulluğun ortadan kalkmasıyla gerçekleşecektir.

    Evin yönetiminde ve işleyişinde en ufak söz hakkına sahip bulunmayan kadın, evlilik ve eş seçiminde de özgür değildir. Evlenme, bir iş akdi olarak kabul edildiğinden ana-baba kızlarını en çok başlık veren ya da maddi olanak sahibi olan kişiye vereceklerdir. Kızın kişisel görüşünün alınması veya onun tercihleri doğrultusunda eş seçimi söz konusu değildir. Bu da çeşitli kaçma-kaçırılma olayları doğurmakta, birçoğu gelenekler nedeniyle kanlı sonuçlanmaktadır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde sevdiğine kaçan kız "ailenin namusunu kirletmiş" olduğu için öldürülür. Katı bir namus anlayışıdır ki, feodal dönemlerin ürünüdür, kocasından başkasıyla ya da evlenmeden önce sevdiğiyle cinsel ilişki kuran kadını yaşamaya lâyık görmez. Kadın, bunu boynu bükük kaderi olarak kabullenir

    Günümüz Türkiye'sinde kadının asıl görevleri çocuk doğurmak, ev işlerini görmek, erkeğin cinsel doyum aracı olmaktır. Eğer ekonomik koşullar zorluyorsa, bunların üzerine tarlada çalışır, sanayide aynı işi yapsa da erkek işçiden daha az ücret alır, yani daha yoğun sömürülür, üstelik kazandığı parayı nerede kullanacağına da kendisi karar veremez.

          İş burada bitmez; toplumda aşağılanır, birçok toplumsal kurum, yasa, değer yargıları yoluyla baskı altında tutulur. Eğitim olanaklarından yoksun bırakıldığından, [sayfa 8] yaşamını sürdürmek için erkeğe kayıtsız, şartsız bağımlı olmak zorundadır. Dünyanın büyük bir kesiminde de durum pek değişik değildir.

    Bu olgu, daha 19. yüzyılda çeşitli tepkilere yol açtı; tepkiler büyüdü, bu duruma son vermek isteyen bazı batılı kadınlar 1960'larda boyutları giderek büyüyen "Feminist" hareketin öncüleri oldular. Bu amaçla örgütler kurdular, gösteriler, toplantılar düzenlediler, hatta kimi kez de şiddete başvurdular. Feminist hareketin daha bir göze batar kıldığı kadın sorununun varlığı sonunda kabullenildi; Birleşmiş Milletlerce 1975 Dünya Kadın Yılı olarak ilân edildi. Ancak 1972 Kitap Yılı olduğu halde bu yılın ülkemizde kitapların yakılıp, kitap okurların tutuklanmasını engellemediği anımsanırsa, 1975'in Kadın Yılı olmasının kadın sorununa, temelde bir çözüm getiremeyeceği açıktır.

    Ekonomik sömürüyü, baskıyı doğuran sermayenin varlığıdır. Bunun yanısıra ekonomik gücün erkeklerin elinde bulunması, kadınları erkeklerin denetimine sokar.
          Burjuva toplumunda, kadının üretime yaygın olarak katılmaması, kendisini de etkileyecek olan toplumun gelişmesinde söz sahibi olamaması, kadının diğer cinsin baskı [sayfa 10] ve tutsaklığı altında olmasının temel nedenidir. Burjuvazi kendi sınıfının kadınlarına süs aracı gözüyle bakmakta ancak emekçi kitlelerin kadınları üretime yaygın olarak katılsalar da, toplumda egemen olan üst yapı kurumları nedeniyle en yoğun baskı ve sömürü altında bulunmaktadır.


    Dışarıda çalışmayan kadın ev işleriyle meşguldür. Ancak "Bütün kurtarıcı yasalara karşın kadın, ev kölesi olarak kalmaktadır; çünkü küçük ev işleri onu mutfağa ve çocukların odasına zincirleyerek, saçma, üretici olmayan, bayağı, sinirlendirici, sersemletici ve ezici bir uğraşta çabalarını çarçur ederek onu bunaltmakta, boğmakta, sersemletmekte, aşağılamaktadır."[14*] Ev işleri, çamaşır, bulaşık, yemek, temizlik gibi, kapitalizmin temel öğesi olan satış için üretime uygun nitelik taşımaz. Bu nedenle kadınlar, ekonomik bakımdan kocalarına bağımlı, kendi başlarına özgür hareket edebilme hakkından yoksun ve toplumun ahlâk anlayışı açısından hep horlanan, ezilen kitledirler
      Toplumda kadın, daha düşük ücret alarak daha çok sömürülmekte, üstelik toplum içinde de egemen değer yargılarınca aşağılanmaktadır. Kadının toplumdaki bu yerini bizatihi yaratan kapitalist sistem aynı zamanda bu olguya sahip çıkmakta ve kadının ezilmişliğini diğer emekçilerin susturulmasında kullanmaktadır. Kadın işçilere daha düşük ücret verilerek erkek işçiler hallerinden memnun olmaya zorlanmaktadırlar. Ayrıca toplumda sürekli baskı altında bulunan erkekler için, daha fazla ezilen kadın bir rahatlama aracı olmaktadır.
          Zaten ikincil durumda olan kadın bir de azınlıklardan birine aitse durumu daha da kötüleşmektedir. Amerika'da zenci bir işçinin karısı olmaktan daha kötü bir durum düşünebilir misiniz?

    Kapitalist sistemde yaygın olan, baba egemenliğine dayalı tek eşli ataerkil aile, sisteme uyum sağlayan insanlar yetiştirilmesi, egemen değer yargılarının zihinlere işlenmesi işlevini yüklenmektedir. Çocuğa aile içinde verilen ilk eğitim, onun iki cinsi farklı algılamasına yol açmaktadır. Oynadığı oyunlar ve oyuncaklar hep bu farklılığı körükler, erkek çocuğun kız çocuk üzerinde egemenlik duygusunu arttırır. Kız çocuk, geleceğin sadık annesi ve ev kadını rolüne evcilik oyunları, bebeklerle alıştırılır; erkek çocuksa oyuncak tüfeğiyle kapitalist ahlâkın temel ilkesini "başkalarını ezerek yükselmeyi" öğrenir. Kız çocuklara, kocaya kesin itaat ve boyun eğme, herşeyi sabırla karşılama da öğretilir. O, savaşçı olmamalı, ne verilirse onunla yetinmeli, asla başkaldırmamalıdır. Aile içinde böyle sessizce durumunu olağan kabullenen kadın, toplumdaki yerini de doğal karşılayacak, toplumun değişmesi için eylemde bulunmayacaktır.

    Evin yönetiminde ve işleyişinde en ufak söz hakkına sahip bulunmayan kadın, evlilik ve eş seçiminde de özgür değildir. Evlenme, bir iş akdi olarak kabul edildiğinden ana-baba kızlarını en çok başlık veren ya da maddi olanak sahibi olan kişiye vereceklerdir. Kızın kişisel görüşünün alınması veya onun tercihleri doğrultusunda eş seçimi söz konusu değildir. Bu da çeşitli kaçma-kaçırılma olayları doğurmakta, birçoğu gelenekler nedeniyle kanlı sonuçlanmaktadır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde sevdiğine kaçan kız "ailenin namusunu kirletmiş" olduğu için öldürülür. Katı bir namus anlayışıdır ki, feodal dönemlerin ürünüdür, kocasından başkasıyla ya da evlenmeden önce sevdiğiyle cinsel ilişki kuran kadını yaşamaya lâyık görmez. Kadın, bunu boynu bükük kaderi olarak kabullenir.
          Sevdiği ile kaçma olayı dışında, kadına zorla tecavüz edilirse, gelenekler yine kadını cezalandırır. Tecavüz edenler toplum tarafından cezalandıramazken, kadına verilen ceza ölümdür. Kadın "namusunu temizlemek" için ya kendini öldürmek zorunda ya da kocası veya babası tarafından öldürülmeyi kabullenmek durumundadır. [sayfa 72]
          Oysa namusu, salt cinsel namus olarak değerlendirmek, bu kavramı son derece dar boyutlar içinde ele almak onun anlam kaybına uğramasına yol açmaktadır. (Karısından başkasına yan gözle bakmayan ama halkın yediği zeytinyağına motor yağı karıştıran tüccar elbette namuslu değildir...)


    Köylerde evlilikte etkin rol oynayan başlık mekanizması kadınların mal gibi alınıp satılmasının en somut kanıtıdır. Mal olması nedeniyle kadının fiyatı da hayat pahalılığına ayak uydurarak yükselmiştir... 16.6.1974 tarihli [sayfa 73] Milliyet Gazetesindeki bir habere göre: 1973'de Mardin'de 20 bin TL. olan başlık parası 1974'de köylerde 50 bin TL'ye, merkezde ise 30 bin TL'ye çıkmıştır.
          Genellikle, kız evlât aile için ücretsiz işçi olarak çalışacağı dönemde, evlilik nedeniyle ayrılmakta, baba ve anası başlık yoluyla tazmin edilmektedir. Üstelik kız gelin gittiği evde de ücretsiz işçi olarak çalışacağından, erkeğin ailesinin zararı da fazla olmamaktadır. Başlığın ortadan kalkması, ancak onu yaratan maddî koşulların, yoksulluğun ortadan kalkmasıyla gerçekleşecektir



    https://www.kurtuluscephesi.com/sozluk/tib13

          Köylerde, kendi rızası olmadan ailenin kararı ile evlendirilen kadınların oranı %11.8'dir. Ailenin kararı kendi rızasıyla evlenenlerin oranı ise %67.0'dır. Ne demektir "ailenin kararı, kendi rızası?" Kadınların %81.3'ünün 19 ve daha küçük yaşta evlendirildiği göz önüne alınırsa, yaşlarının ufaklığı ve hayatı tanımamaları nedeniyle başka seçenekleri olmadığı ortaya çıkar. Demek ki kadınların %78.8'i evlilik denen ortak yaşam mücadelesinde, omuz omuza birlikte çarpışacağı erkeği tanımadan ailenin istekleri doğrultusunda evlenmektedir.