Almanca Deyimler

Başlatan aybastili ekrem, Haziran 17, 2006, 06:13:00 ÖS

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

aybastili ekrem

jemandem etwas ins Gesicht sagen= birine bir seyi yüzüne (karsi) söylemek

kein Blatt vor den Mund nehmen= agzinda bakla islanmamak, acik sözlü olmak

keinen Finger rühren= parmagini ( bile) oynatmamak,elini sürmemek, karismamak,aldiris etmemek
es zieht= esiyor, hava akimi var

Tag ind Nacht= gece gündüz

sich Rat holen= akil danismak, fikir almak

mehr und mehr= durmadan, gittikce artan ölcüde, devamli

Ach! Lassen Sie doch! = birakin Allah askina! hic yarari yok

im Grunde (genommen) = aslinda, aslina birakilirsa,gerci (Im Grunde mag ich keine Kartoffeln.:Aslinda patates sevmem)
sich etwas durch den Kopf gehen lassen = düsünüp tasinmak, uzun süre kafa yormak

das ist die Frage = süpheli, belli degil

sein Brot verdienen = gecimini saglamak, ekmek parasi kazanmak

in Stürmen regnen = bardaktan bosalircasina, (saganak halinde) yagmak

es gut mit jemandem meinen = birine karsi iyi niyet beslemek, onun hakkinda iyi seyler düsünmek




herr aydin

"zu tun haben" yapacak işi olmamak değil, "yapacak işi olmak"tır

teşekkürler

aybastili ekrem

zu tun haben:  yapacak isi olmamak,ilgili olmamak,bagli olmamak  (Ich habe viel zu tun: cok isim var.),(Deine Krankheit hat mit Grippe nichts zu tun.:Hastaliginin griple ilgisi yok.),(Unsere Firma hat mit dieser Sache nichts zu tun.:Firmamizin bu isle hicbir ilgisi yoktur.)

Deyimsel olarak bu manada kullanilmak isteniyor.Yani olumsuz olarak.

nichts zu tun haben: seklinde olursa daha anlasilir olur zannediyorum.

aybastili ekrem

im Laufe der Zeit = zamanla, yavas yavas

zu sich kommen = kendine gelmek, kendini bulmak

Geschmacksache = zevk meselesi ( Du magst keine Schokolade? Geschmacksache.: Cikolata sevmez misin? Zevk meselesi.)

das ist keine Frage = kesinlikle, hic kuskusuz

dabei sein, etwas zu tun = (bir isi) o anda yapiyor olmak

von Tag zu Tag = günden güne, gün gectikce

Rücksicht nehmen = dikkate almak, göz önüne almak, gözetmek

mit offenem Munde dastehen = agzi ( bir karis) acik kalmak

bei Laune sein = keyfi yerinde olmak

von Kopf bis Fuss = bastan asagi, tepeden tirnaga

ein Gesicht machen (ziehen, schneiden) = yüzünü eksitmek, yüzünü burusturmak

jemandem freistehen = ( bir seyi yapmakta) serbest olmak

da ist nichts dahinter = degersiz olmakl, önemsiz olmak

unter anderem = bunun disinda, bunun yanisira


aybastili ekrem

recht behalten = hakli olmak, hakki olmak

sich etwas nicht gefallen lassen = izin vermemek, kayitsiz kalmamak, göz yummamak

eines Nachts = bir gece

etwas leicht nehmen = kolaya almak, hafife almak, önemsememek

so gut wie = hemen hemen, asagi yukari

sich Gedanken machen = düsünmek

Haare auf den Zähnen haben = kaba ve itaatsiz olmak, ters ve aksi cevaplar vermek

jemanden hat gut lachen = sansi yerinde olmak, avantajli olmak (Du hast gut lachen. Das Spiel hast du gewonnen. :Haydi yine sanslisin. Oyunu kazandin.)

unter uns gesagt = aramizda kalsin, laf aramizda

jemandem zu dumm werden = sabri tasmak, artik dayanamamak

einen guten Klang haben = iyi isim yapmis olmak, iyi taninmak

der Reihe nach = sirayla

alle Hände voll zu tun haben = cok isi olmak, basini kasiyacak vakti olmamak

dahinter steckt etwas = isin icinde bir is olmak




aybastili ekrem

jemandem ein Licht aufgehen = zihninde simsek cakmak, kavramak, anlamak

keine Nerven haben = celikten sinirleri olmak

unter der Hand = el altindan, gizlice

an der Reihe sein = sira kendinde olmak, sirasi gelmek

von neuem = yeniden, yeni bastan

Davon kann (weiss) ich ein Lied (zu) singen = sen onu bana sor, bunun ne demek oldugunu bilirim

es gut haben = sansi olmak, dört ayak üstüne düsmek

bis ins kleinste = en ufak ayrintilara degin

in die Hand nehmen = ele almak

sei so gut = rica etsem.., lütfen...

fürs nächste = önce, ilk önce, simdilik, gecici olarak

jemanden nicht leiden können = birini cekememek

Hand aufs Herz = dogruyu söyle(yin)




Nazire

Es gut haben = dört ayak üstüne düsmek ????
keine Nerven haben=sinirleri olmamak

aybastili ekrem

es gut haben = sansi olmak, dört ayak üstüne düsmek

Du hast es gut. Du machst die schriftliche Prüfung nicht mit.
Sansin var. Yazili sinava girmeyeceksin.

Ihr Mann ist sehr reich. Sie hat es gut.
Kocasi cok zengin. Dört ayak üstüne düstü.

keine Nerven haben = celikten sinirleri olmak

Menschen, die keine Nerven haben, sind erfolgreicher.
Celik gibi sinirleri olan insanlar daha basarili oluyorlar.

Die Soldaten müssen keine Nerven haben.
Askerlerin celikten sinirleri olmalidir.

Nazire

Ben bu dört ayak üstüne düstü kelimesini anlamiyorum, bu türkcede gercekten öylemi
Almancada auf Vier beine fallen = dört ayak üstüne düsmek böyle oluyor ceviride
yada ben türkce deyimi anlamiyorum, tanimiyorum

aybastili ekrem

Dört ayak üstüne düsmek; cok sansli olmak,istediklerini cok fazla elde etmek anlamlarini aliyor

Bu deyim Türkcede cok kullaniliyor.

aybastili ekrem

ein langes Gesicht machen = agzi acik kalmak, afallamak, surat asmak

im Nu = hemen, bir anda, göz acip kapayincaya dek

zu guter Letzt = bütün bunlar yetmezmis gibi, sonunda (beklenmedik bir sekilde)

Hals - und Beinbruch! = iyi sanslar!, sansin(iz)  acik olsun!

von heute auf morgen = cok kisa bir zamanda

Hand in Hand = el ele, ortaklasa, birlikte

sich das Leben nehmen = intihar etmek

hin müssen = gitmek gerekmek, gitmek zorunda olmak

den Verstand verlieren = delirmek, sapitmak, cildirmak, kafayi üsütmek

Spass beiseite = saka bir yana

die Ruhe verlieren = heyecanlanmak, sükunetini kaybetmek

von oben herab = yüksekten, burnu kaf daginda (Er schaut alle Leute von oben herab an = Herkese yüksekten bakar.)

den Kopf hängenlassen = cok üzülmek, düs kirikligina ugramak

Hals über Kopf = aceleyle, telasla, alelacele



aybastili ekrem

etwas im Griff haben = elinden gelmek, elinde oyuncak olmak

erschlagen sein = saskina dönmek, yorgunluktan ölmek

jemandem in die Arme laufen = rastlamak, biriyle tesadüfen karsilasmak

etwas auf der Zunge haben = dilinin ucunda olmak, söylemek üzere olmak

Schlange stehen = kuyrukta durmak, sirada beklemek

einen Strich unter etwas ziehen = bir seyin altina kalin bir cizgi cekmek, son vermek

feine Ohren haben = kulaklari delik olmak, uyanik olmak

mit Mann und Maus = toptan, hep birlikte

bei Kräften sein = kuvveti yerinde olmak

auf der Hand liegen = belli olmak, acik olmak

jemanden gross ansehen = sasirmak, bakakalmak

Feuer und Flamme sein = heyecanli olmak, atesli olmak, cosmak

jemandem die Augen öffnen = birinin gözünü acmak

grüne Welle = yesil dalga, yesil isik (hep yesil isikla karsilasma durumu)


aybastili ekrem

auf frischer Tat = sucüstü

nicht (recht) bei Sinnen sein = aklindan zoru olmak, aklini kacirmak

jemandem klingen die Ohren = kulaklari cinlamak

gute Meine zum bösen Spiel machen = duygularini saklamak, hicbir sey olmamis gibi davranmak

von Kräften kommen = zayif düsmek, kuvvetten düsmek

mit Haut und Haar = bütün gücüyle, bütün kuvvetiyle, tamamen

die Finger von etwas (davon) lassen = bir seyden el cekmek, vazgecmek

jemandem über den Weg laufen = birine rastlamak, onunla tesadüfen karsilasmak

am Tisch = masada

es satt bekommen = bikmak, karni tok olmak, artik yetmek

wie ein Pferd arbeiten = esek gibi calismak

den Mund voll nehmen = böbürlenmek

zu kurz kommen = payina düsenden daha az almak

nicht hoffen wollen = öyle olmamasini ummak


Nazire


aybastili ekrem


aybastili ekrem

jemandem Freude machen = birini sevindirmek

billig davonkommen = ucuz atlatmak

die Zeit ist um = vakit tamam

für jemanden etwas übrig haben = birinden hoslanmak (Hast du für klassische Müsik etwas übrig?;Klasik müzikten hoslanirmisiniz?)
(sich) mit jemandem gut (schlecht) stehen = biriyle arasi iyi (kötü) olmak

nicht der Rede wert sein = önemsiz olmak, lafi bile olmamak

jemandem nach dem Munde reden = birinin agzina göre laf etmek

etwas zulassen = izin vermemek, engellemek

in Hülle und Fülle = pek bol, bir sürü,

jemanden in Frieden lassen = birini rahat birakmak, rahatsiz etmemek

sich an den Buchstaben halten = metne sözcügü sözcügüne bagli kalmak

die Zähne zusammenbeissen = disini sikmak, metin olmak

aus der Übung kommen = formdan düsmek, formunu kaybetmek

jemandem Steine in den Weg legen = birine zorluk cikarmak



swees

ARKADASLAR EMEGINIZE SAGLIK DANKE FIELMIN