Ermeniler ve Türkler

Başlatan Nazire, Eylül 12, 2006, 11:01:23 ÖS

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nazire

Politik 



Die Türken wollten sie ausrotten
Völkermord: Auch 90 Jahre nach der planmäßigen Vernichtung der Armenier regieren Angst und Vertuschung Ankaras Handeln.

Von Thomas Frankenfeld und Stefan Fuhr

Hamburg/Frankfurt a. M. - "Wer redet denn heute noch von der Vernichtung der Armenier?" Der kleine schnauzbärtige Herr, der diese Frage am 22. August 1939 vor hohen Wehrmachtsoffizieren und Kommandeuren von SS-Sondereinheiten spöttisch in den Raum warf, war seiner Sache sicher. Er war davon überzeugt, daß man über den Völkermord an den Juden in späteren Jahrzehnten kaum reden werde, da man auch die Vernichtung der Armenier längst vergessen habe.

Adolf Hitler hat sich gründlich geirrt; allerdings widmet die Weltöffentlichkeit dem Leiden des armenischen Volkes zu Beginn des 20. Jahrhunderts in der Tat noch immer beschämend wenig Aufmerksamkeit. Am Sonntag jährt sich der Beginn des Genozids zum 90. Mal.

Seriöse Schätzungen sprechen von bis zu 1,5 Millionen Todesopfern durch türkische Todesmärsche und Massaker ab 1915. Daß diese Greueltat nicht im öffentlichen Bewußtsein steht wie die Shoa oder der kambodschanische Holocaust, liegt vor allem daran, daß die Türkei seit Jahrzehnten mit allen Mitteln das Ausmaß der Massaker und die Rolle der türkischen Armee dabei zu verschleiern versucht. Wer in der Türkei offen von einem Völkermord spricht, muß mit strafrechtlicher Verfolgung rechnen. Der Hamburger Schriftsteller Ralph Giordano spricht von einer "Industrie der Leugnung".

Der türkische Nationalstolz fürchtet ein peinliches Schuldeingeständnis, die Regierung in Ankara armenische Schadenersatzansprüche. Für den Türkei-Experten Jan Cremer vom Deutschen Orient-Institut in Hamburg ist das "Verhältnis türkischer Offiziere und auch vieler Bürger zu ihrer Nation gemessen an westeuropäischen Verhältnissen neurotisch." Dabei hatte Großwesir Damad Ferid Pascha am 11. Juni 1919 die Verbrechen der Armee öffentlich eingestanden. Und im Erlaß des damaligen Innenministers Talaat Pascha hieß es, die Regierung des Osmanischen Reiches habe beschlossen, "alle Armenier, die in der Türkei wohnen, gänzlich auszurotten."

Das mürbe Osmanische Reich fürchtete damals den sich längst abzeichnenden Zerfall und strebte einen ethnisch reinen Nationalstaat an. Zwischen 1894 und 1896 hatte der türkische Sultan Abdülhamid bereits bis zu 200 000 Armenier ermorden lassen. Und 1909 starben bei Pogromen im Raum Adana noch einmal mehr als 20 000 Armenier.

Doch das Schlimmste stand den Armeniern noch bevor. Im Sommer 1915 schreibt der deutsche Botschafter in Konstantinopel, Hans Freiherr von Wangenheim, an Reichskanzler Theobald von Bethmann Hollweg: "Die Austreibung der armenischen Bevölkerung aus ihren Wohnsitzen in den ostanatolischen Provinzen (...) wird schonungslos durchgeführt." Wenig später formuliert der Diplomat: "Die Art, wie die Umsiedlung durchgeführt wird, zeigt, daß die Regierung tatsächlich den Zweck verfolgt, die armenische Rasse im türkischen Reiche zu vernichten."

Die deutschen Konsulate im Osmanischen Reich telegrafierten ständig grausame Berichte über "Metzeleien", "Massenabschlachtungen" und Hunger-Märsche an das Auswärtige Amt.

Am 24. April 1915 hatte der eigentliche Genozid mit der Vernichtung der gesamten armenischen Führungsschicht in Konstantinopel - rund 2350 Männer - begonnen. In den folgenden Monaten trieben türkische Gendarmen und Soldaten eigens dafür aufgestellter Sondereinheiten fast alle Armenier des Reiches in Sammellagern zusammen.

Wer nicht gleich einem der vielen Massaker zum Opfer fiel, wurde auf Todesmärschen Richtung Aleppo nach Süden geschickt, direkt in die leere Wüste. Es gab den ausdrücklichen Befehl, möglichst wenige Überlebende ankommen zu lassen. Der Name des Wüsten-Todeslagers Deir es Zor hat für die Armenier eine ähnliche Bedeutung wie Auschwitz für die Juden.

Immer wieder überfielen halbreguläre Milizen - rekrutiert aus amnestierten Schwerverbrechern - die Vertriebenen, raubten ihnen ihre letzte Habe, um sie anschließend zu ermorden. Bis zu eine Million Menschen starben nach Schätzungen allein auf den Todesmärschen. "Die armenische Frage ist erledigt", erklärte Innenminister Pascha kalt gegenüber deutschen Diplomaten.

Talaat gehörte der politischen Bewegung der "Jungtürken" an, die in der Revolution 1909 gegen das alte Regime an die Macht gekommen war - neben Kriegsminister Enver Pascha gilt er als Hauptverantwortlicher des Genozids. Die "Jungtürken" träumten von der Vereinigung aller turkstämmigen Völker in einem Großreich "Turan". Einem Reich, in dem die Armenier keinen Platz mehr haben sollten. (HA/epd)

erschienen am 22. April 2005 in Politik



Nazire

ÖNEMLİ SORULAR VE YANITLARI
TÜRKLER TARİH BOYUNCA HER ZAMAN ERMENİLERE BASKI VE ZULÜM MÜ YAPMIşLARDIR?

Ermeni propagandası, sözde "soykırım" iddiasını tarihi bir zemine oturabilmek amacıyla, Türklerin tarih boyunca her zaman gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele ettiğini savunagelmektedir. Zira, bu iddiada bulunmadıkça "600 yıldır Ermenilerle birlikte yaşayan Türklerin, durup dururken, nasıl olup da bir günde Ermenileri topyekün imha etmeye karar verdikleri" sorusunu yanıtlayamayacakları kanısındadırlar. Ermenileri bu iddiaya sarılmaya yönelten bir başka etken de meseleyi tahrif ederek bir "Hıristiyan-Müslüman mücadelesi"ne dönüştürmek ve böylece Hıristiyanlık dünyasının desteğini peşinen kazanabilmek arzusudur.

Ermenilerin uğradıkları Bizans zulmü nedeniyle, Türklerin Anadolu'ya girmelerini bir bayram havası içinde karşıladıklarını kendi tarihçileri yazarlar. Nitekim, Selçuklular Bizans'ın ezmeye ve yok etmeye çalıştığı Ermeni kilisesini himaye etmeye başlamış, Ermeni kilisesi, manastırları ve ruhban sınıfına Bizans tarafından konulan ağır vergileri kaldırarak bunları vergiden muaf tutmuş, Ermeni toplumunu ibadet, eğitim ve içişlerinde serbest bırakmış, içişlerine müdahale etmemiş ve Ermenileri Müslüman olmaya hiçbir zaman zorlamamışlardır. Ermeni ruhanî lideri Selçukluların bu tutumu karşısında Sultan Melikşah'ı ziyaret ederek şükranlarını bildirmiştir. Özetle, Ermeniler bu dönemde gerek toplum olarak varlıklarını, gerek din ve kiliselerini Türkler sayesinde koruyabilmişlerdir.

Bu olgu, bizzat Ermeni tarihçilerince de iftiharla dile getirilmiştir. Ermeni tarihçi Urfalı Mateos 129 sayı kroniğinde Selçuk Sultanı Melikşah'tan şöyle söz etmiştir:

"Melikşah'ın kalbi Hıristiyanlara karşı şefkat ve iyilikle doluydu. İsa'nın evlatlarına çok iyi davrandı. Ermeni halkına refah, barış ve mutluluk getirdi(1)."

Mateos, Sultan Kılıç Aslan'ın ölümünden sonra ise şunları yazmıştır:

"Kılıç Aslan'ın ölümü Hıristiyanlar yasa boğmuştur. Zira bu Sultan yüksek karakterli ve hayırsever bir insandı."

Selçuklu Türklerinin Ermenilere ne kadar iyi davrandıkları Taşirk ailesi gibi bazı Ermeni beylerinin kendiliklerinden Müslümanlığı kabul etmelerinden ve Türklerle birlikte Bizans'a karşı çarpışmalarından da bellidir.

Türklerin gayrimüslimlere iyi muamele etmeleri ifadesini İslâm-Türk felsefesinde bulmaktadır. Bu felsefeyi şu şekilde özetlemek mümkündür: Türkler, Müslüman olmayan kavimlerin yaşadıkları topraklan kendi ülkelerine kattıklarında bu bölgeler halkı ile zimma adı verilen bir anlaşma yapmaktadırlar. Müslüman olmayan halkın hak ve hukuku bu anlaşma ile güvence altına alınmakta ve bu halka zımmî denmektedir. Böylece diğer dinlerden olan insanlara o zamana kadar tanık olunmamış bir hoşgörü ile davranılmaktadır.

Bu dönemin Yunus Emre ve Mevlâna Celaleddin Rumî gibi büyük düşünürlerinin "72 millete bir göz ile bakan" ve "ne olursan ol, yine gel" diyen insanlık ve hoşgörüye dayalı felsefeleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Hıristiyanlar arasında mezhep kavgaları ve özellikle Bizans'ın Ermenilere yaptığı zulüm göz önünde tutulduğunda bunun ne denli insanca bir yaklaşım olduğu ortadadır.

Osmanlı Devletinin kuruluşu, gelişmesi ve özellikle İstanbul'un fethi sonucu Bizans'ın yıkılmasıyla Ermeniler için tarihlerinin hiç bir döneminde yaşamadıkları yeni bir çağ açılmış, üzerindeki dinsel, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel her türlü baskı kalkmış ve barış, güven ve refah dönemi başlamıştır.

Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti Türk kökenli, İslâmi yapıya sahip ve çok uluslu bir devlettir. Bu çok uluslu yapı içinde Türkler kadar, diğer uluslara da yer vardır. Nitekim, ilk Osmanlı Padişahı Osman Bey Ermenilerin Bizans'ın zulmünden korunmaları için Anadolu'da ayrı bir toplum olarak örgütlenmelerine izin vermiş ve Batı Anadolu'daki ilk Ermeni dinî merkezi Kütahya'da kurulmuştur. Bursa'nın alınarak başkent yapılması üzerine bu dinî merkezi Kütahya'dan Bursa'ya taşınmış ve Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra Bursa'daki Ermeni dinî lideri Hovakim 1461'de İstanbul'a getirilmiş ve Fatih'in fermanı ile İstanbul'da bir Ermeni patrikhanesi kurulmuş(2).

Bunu izleyerek han, Kafkasya, Doğu ve Orta Anadolu, Balkanlar ve Kırım'dan İstanbul'a Ermeni göçleri başlamış ve Osmanlı imparatorluğu Ermeniler için bir çekim merkezi haline gelmiştir. Görüldüğü gibi, Ermeni toplumu ve kilisesi Osmanlı Devletinin gelişmesine paralel olarak gelişmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu Gregoryen Ermenileri "millet" adı altında örgütlemiş ve kendi dinî liderlerinin yönetimine bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmet Ermeni Patrikhanesini kuran fermanında, Patriğin imparatorlukta yaşayan bütün Ermenilerin hem ruhanî, hem cismanî lideri olduğunu hükme bağlamıştır.

Ermeniler Müslümanlara verilen her türlü haktan yararlandıkları gibi, bazı ayrıcalıklara da sahip olmuşlar, örneğin askere alınmamışlardır. Askere alınmamaları ise Ermeni ailelerinin sürekliliğini ve dolayısıyla refaha kavuşmalarını sağlamıştır.

Müslümanlarla gayrîmüslimlerden haraç ve cizye vergileri alınmış, buna karşılık Müslümanların tâbi oldukları zekât ve öşür vergilerinden muaf tutulmuşlardır. Haraç ve cizye vergilerinin Ermeni toplumuna nasıl dağıtılacağının tespiti de dini liderlere bırakılmıştır.

Ermenilere, din, kültür, eğitim ve hayır işlerini yürütebilmeleri için gerekli mali güçlerinin yetişmemesi halinde Osmanlı yönetimi yardımda bulunmuş, Patrikhanenin açıklarını kapatmış, Ermeni kurumlarına malî destek sağlamıştır. Bu vakıf sistemi bugün de muhafaza edilmektedir.

Burada şu noktaya da işaret etmek istiyoruz: Ortodoks Rumlar Ermenilerden önce örgütlendiklerinden, Ortodoks Rumlar dışında kalan tüm diğer Hıristiyan unsurlar Etmeni sayılmıştır. Bu unsurlar arasında Anadolu'daki Pavlakiler (Paulicien) ve Yakubîler ve Balkanlardaki Bogomiller gibi Ermenilikle hiç bir ilişkileri bulunmayan Hıristiyanlar da yer almıştır. Bu olgunun özellikle Osmanlı İmparatorluğundaki Ermeni nüfusuna ilişkin tartışmalarda göz önünde tutulması gerekmektedir.

Ermeni toplumu kendisine tanınan hak ve ayrıcalıkları başarıyla kullanarak hızla gelişmiş ve refaha kavuşmuş, ayrıca Türk-Osmanlı kültür, yaşam tarzı ve yönetim biçimini de benimseyerek kısa zamanda Osmanlıların güvenine lâyık olmuş ve "millet-i sıdıka" unvanına hak kazanmıştır. Osmanlı Ermenileri bu unvan sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere gelmişlerdir.

Osmanlı tarihi Ermenilerden 29 Paşa, 22 Bakan, 33 milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Başkonsolos ve Konsolos, 11 Üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir. Ermeni Bakanlar arasında Dışişleri, Maliye, Ticaret ve Posta Bakanları gibi son derece önemli ve kilit mevkilerde bulunanlar olmuştur(3).

Ermeniler Osmanlı-Türk sanat, kültür ve müziğine önemli katkılar yapmışlar, ünlü sanatçılar yetiştirmişlerdir. Bu sanatçılar bugün de Türkiye Ermenileri ve Türkler için övünç kaynağı olarak anılmaktadır.

Burada, dünyadaki ilk Ermeni matbaasının da XVI. yüzyılda İstanbul'da kurulduğunu belirtmek yerinde olur.

Böylece, Ermeniler, Türkler başta olmak üzere, İmparatorluğun tüm unsurlarıyla XIX. yüzyıl sonlarına kadar barış ve güven içinde yaşamışlar, Osmanlı yönetimiyle ilgili hiçbir şikâyet ya da sorunları olmamıştır.

Bununla birlikte, zaman zaman kendi aralarında iç çekişmelere düşmüşlerdir. İstanbul'un fethinden önce ve hemen sonra Anadolu ve Kırım'dan İstanbul'a gelen ve "Yerli" denilen Ermeniler ile İran ve Kafkasya'dan gelen ve "Doğulu" ya da "Taşralı" denilen Ermeniler Patrik seçimi nedeniyle mücadeleye girişmişler, birbirlerini Osmanlılara şikâyet etmişler ve yönetimin kendi lehlerine müdahalesini sağlamaya çalışmışlardır.

Osmanlılar ise Ermeni grupları ve iç sorunları karşısında ısrarla tarafsız kalmışlardır. Bu mücadeleyi "Doğulu"ların kazanması üzerine Patrikliğe ruhani olmayan kişiler de getirilmeye başlanmış, mevki ve unvan çatışması kimi zaman kanlı kavgalara dönüşmüştür. Osmanlılar bu aşamada duruma müdahale etmişler ve Ermenilerin birbirlerini kırmasını önlemişlerdir.

Mezhep kavgaları Ermenileri birbirlerine düşüren bir diğer etken olmuştur.

Özellikle yabancı müdahaleler sonucu Ermeniler arasında Katoliklik ve Protestanlığın yayılması Gregoryen Ermenilerde büyük bir infial uyandırmış ve Gregoryen Ermeniler Osmanlı yönetimine başvurarak bu durumun önlenmesini istemişlerdir. Osmanlı yönetimi Ermenilerin iç sorunu saydığı bu gelişmeye müdahale etmeyince yine kanlı kavgalar görülmüş ve Protestanlığı kabul eden Ermeniler Çuhacıyan ve Tahtacıyan adlı Patrikler tarafından aforoz edilmişlerdir(4).

Daha sonra Katolikler arasında da Vatikan'a bağlı olup olmamak konusunda çatışmalar çıkmış, Papa Vatikan'a bağlı olmayan Ermenileri aforoz etmiş, Osmanlı yönetimi duruma müdahale ederek 1888'de bu iki Katolik grubu barıştırmıştır.

Osmanlıların gayrîmüslimlere gösterdiği bu engin hoşgörü İmparatorluğu, çöküş yıllarına kadar, dinî zulümden kaçan bütün insanlar için her zaman sığınılabilecek bir ülke haline getirmiştir. Bir mezhepteki Hıristiyanların zulmüne uğrayan diğer mezhepteki Hıristiyanlar ile Katoliklerin ağır işkencelerine manız kalan Musevîler kurtuluşu Osmanlılara sığınmakta bulmuşlardır. Bunun en belirgin örneği, gerek 15. yüzyıl sonlarında İspanya'nın Katoliklerce yeniden işgalini müteakip, gerek daha sonraki yüzyıllarda Fransa, Orta Avrupa ve Rusya'daki Hıristiyan baskısından kaçan Musevilerin Osmanlı İmparatorluğuna göç etmeleridir.

Gerçekler böyle olduğuna göre, Türklerin gayrimüslimlere ve Ermenilere kötü muamele ettikleri, baskı yaptıkları ve ezdikleri gibi iddialar ileri sürmek için herhalde mantık, vicdan, sağduyu, hakkaniyet ve tarih bilgisinden yoksun bulunmak ya da önyargılı olmak gerekir, çünkü başka bir izah tarzı yoktur. Tarihin bu iddiayı yalanladığı çok sayıda yabancı tarihçi ya da yazarın eserlerinde de onaya konulmuştur.

Asoghik ve Mateos'dan Voltaire, Lamartine, Claide Farrere, Pierre Loti, Nogueres, İlone Caetani, Philip Ntarshall Brown, Michelet, Sir Clıarles Wilson, Politis, Arnold, Bronsart, Roux, Grousset, Edgar Granville, Garnier, Toynbee, Lewis, Price, Bombaci ve Shaw'a kadar uzanan ve bazılarına hiç de Türk dostu damgası vurulmayacak pek çok tarihçi ve yazar Türklerin bu konudaki hakkını teslim etmişlerdir. Bunlardan bazı örnekler şöyledir:

Voltaire:

"Büyük Türk çeşitli dinlerden 20 milleti barış içinde yönetmektedir Türkler Hıristiyanlara savaşta ılımlı, zaferde yumuşak olmayı öğretmişlerdir"

Philip Marchall Brown:

"Türkler kazandıkları büyük zafere rağmen fethettikleri yerlerin halkına, kendilerini kendi yasa ve gelenekleri uyarınca yönetme hakkını cömertçe bahşetmişlerdir."

Venizelos Hükûmetinin Dışişleri Bakanı Politis:

"Türkiye'deki Rumların çıkarları Türklerden başka hiçbir güç tarafından bu kadar iyi korunamazdı."

J.W. Arnold:

"Türk ordularının fethettikleri yerlerde din ve kültüre müdahale etmediği tarihin inkar edemeyeceği bir gerçektir."

Alman Generali Bronsart:

"Türkler; kendilerine dokunulmadığı takdirde, başka dinlerden olanlara karşı dünyanın en hoşgörülü insanlarıdır."

Son olarak şu örneği verelim: Napolyon Bonapart, Akka yenilgisi üzerine Osmanlı İmparatorluğundaki Katolik Ermenileri yönetime karşı ayaklandırmayı ve bir tür intikam almayı düşünür. Bunun mümkün olup olmayacağını İstanbul'daki Büyükelçisi Sebastiani'den sorar. Büyükelçinin yanıtı çok açık ve kesindir:

"Ermeniler hayatlarından o kadar memnundurlar ki, buna imkan yoktur"

Nazire

https://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/iliskiler/osmanli


Bu linkte daha fazla Bilgi edinebilirsiniz

aybastili ekrem

Vermis oldugun bu degerli bilgiler icin tesekkürler Nazire eline saglik.

Nazire


toricelli

fransa'nın almış olduğu son karardan sonra konuya ilgim arrtı. linki daha sonra inceliyeceğim.çalışman için teşekkürler.

mikail

Çok güzel bir doküman hazırlamışsın,eline sağlık Nazire.Seninle gurur duyuyoruz.Sağ ol.

toricelli

nazire vermiş olduğun link açılmadı.web'te arayıp bu konudaki altyapımı tamamlıyacağım.
Ayrıca farzedelim,(farzedelim diyorum) böyle bir durum gerçekten var, bunu kabul etmenin hukuksal boyutları nedir onu da araştırmayı düşünüyorum. Tazminat ödemeleri mi gelecek ardından?Almanya yahudilere yaptığı soykırımı kabul etti.bu onlara nelere mal oldu? bunları araştıracağım.
türkiye de maalesef her konuda fikir üreten ama olayları derinlemesine araştırma zahmetine girmeyen pek çok insan var.daha sonra görüşürüz.

yazyagmuru001

toricelli ben sana kisaca soliyeyim almanya yahudilere yaptigi soykirimi kabul etti ve her olen yahudi icin milyarlarca lira odedi simdi ekonomisi basa gelen iktidarlarca harvurup harman savrulan ve avrupanin agina dusup imefe denen lanet dunya bankasi denen tepeciye borclu dusurulmustur yeni yeni elindeki fabrikalari satarak ve vergilerde indirim yapip ic piyasadan para toplayarak kendini toplamaya calisan oda yetmedi mutehatlige soyunarak toki evlerine el atan devletin saten kisitli imkanlar dahilinde her saniyeye 1 trilyon faiz odedigi bir ulkede soykirimi kabul etmek ve benimsemek tamamen turkiyenin yikimi olur ve bu duruma dusmesinide basta fransa olmak uzere multefikimiz dedimiz amerikada cok istiyor orta asyada tek silahla topla gecemicekleri ulke TÜRKIYEDIR cephede gecmeyi daha once 1.kurtulus savasinda denediler sungulerle saldiran yuregini ortaya koyamiyan ingilizler ve avrupanin ileri gelen les kemiricileri agir yenilgiler aldi bir kez daha biliyorlarki ellerinde atom denen dunya karartici silah olsa dahi o cagda son model silahlarla bas edemedikleri turkiyeyle bu seferde bas edemiceklerini cok iyibiliyorlar ve turkiyeyi masada yikmaya kalkisiyorlar sebeb iraki alan amerika ki israil kopegidir baska bi yani yok lubnana saldirilarla islamiyeti son derece galeyana getiren israil orta asyadaki petrol uyusturucu ve silah tekelini eline almak istiyordur buna tek karsi gelecek ulke olarakta turkiyeyi dusman doruyorlarki oledir saten bu madolyonun birinci yuzu ikinci yuzune gelince
tarihler boyu avrupayi asyayi hatta iskandinav ulkelere bile tehdit olmus bir milletin torunlariyiz suanda ejdadimizin yapmis olmadigi seyi bize karsi kabul ettirmeye calisiyorlar bu tamamen bir kuyruk acisidir ve bundan baska birsey degildir
turkiyenin zamaninda osmanli itleri tarafindan cekilmis fotograf imzali muhurlu belgeleri vardir ermenilerin turk koylerine saldirdigini hamile kadinlari bile acimadan oldurdugu ve o dogmamis cenini alip onun bile ka^fasina kursun sikacak kadar adi bir toplulugu gercekten belgelemislerdir osmanlinin bu olaylara tepkisiz kalamicakti ve ulkemiz olan anadoludan ermenileri surgune yolladilar ve bunuda gerekirse siddetle yaptilar ama ermeniler yunanlilar gibi kacarken ugradiklari her koyu her kasabayi ve sehri talan etmis kadin cocuk ve erkek ayrim etmeksizin besikteki bebegine kadar kursuna gecirmis hatta kadinlara tecavuzler diz boyu bir hale gelmisti simdi bizim karsimiza cikan bu oyundan daha oncede turkiyenin terorist basi aptullal ocalanin arkasinda olan ve tek yurek halinde boykot edip ekonomik cikmaza soktugu italyanin geri atmasina neden olmustu iste turkiyenin tipik bir ozelligi budur belki ic meseleler olanindan daha fazla meshep ayrimciligi yuksek safhada olsa dahi disardan gelen herhengibi bir saldirida halk yek yurek yek bilek yek vucut oluyor ve turkiye topraklarinda bu bilincte halkin var oldugu surece degil fransanin kabul etmesi dunyanin kabul etmesi kac yazar oda ayri tartisilacak bir konudur
NOT=(ben isvicrede yasiyorum ve ikitane ermeni taniyorum ve inanin o insanlar bile ejdatlarinin yaptiklarindan utaniyor ve gercekten seker gibi insanlar ve ben belki inanmicaksiniz o insanlari kendi vatandasimdan ayirt etmiyorum bunu yurt disinda yasayan diger arakadaslarimizada sorabilirsiniz)
burdan su anlasiliyorki hic yoktan yere birilei yada bir kac kisiler anlamsizca bazi seyleri gundeme getirmeye calisiyorlar ama sunu unutmasinlarki turkiyede ve dunyada turk bitmez fazla kafamizi bozmasinlar bizim biz onlari tukuruklerimizle bogariz medeni ulkeler gibi davransinlar aksi taktirde ben eminimki uyuyan devi TURK CUMHURIYETINI uyandiracaklar

aybastili ekrem

Sevgili Mahmut vermis oldugun bu degerli bilgiler icin ellerine saglik.Bu yazdiklarina ben kelimesi kelimesine katiliyorum.Biz Türkler bu fikirler dogrultusunda bir yumak olursak hicbir sey bize tesir etmez.Ve biz kurtulus savasindaki gibi Allahin izniyle dünyaya meydan okuruz.Yeterki bir ve tek vücut olalim.

Nazire


Nazire

https://www.ermenisorunu.gen.tr/

Sayfanin acilmamasinin sebebi

SAYFAMIZ ASIRI YOGUNLUKTAN DOLAYI GECICI BIR SURE HIZMET VEREMEYECEKTIR. LUTFEN DAHA SONRA TEKRAR ZIYARET EDINIZ.

Nazire


toricelli

arkadaşlar teşekkür ederim,çok güzel açıklamışsınız.tabii ki bazı ön bilgilerim var bu konuda.ama cumhuriyetin ilanından sonra osmanlı devleti tarihe karıştı.hatırladığım kadarıyla osmanlının borçlarını türkiye devralmadı.ben kendimi hiçbir zaman osmanlı hanedanının devamı olarak görmedim.ben bir türküm ama kendimi ayni zamanda bir dünya vatandaşı olarak hissediyorum.devletlerin birbirlerine olan düşmanlığı anlayabilmiş değilim.ermeni terörünün katletmiş olduğu diplomat ve konsoloslarımız hala aklımızda,unutmadık yani.almanyada yunanlı arkadaşlarla omuz omuza çalıştık,hepsi en iyi dostlarımızdandılar.demek istediğim halkların düşmanlıkları yok.bizleri ermeniler ve yunanlılarla düşman yapanlar istedikleri politikacıları parasal güçle seçtirip,ülkeleri yönetenler.bu sadece bizde değil, diğer ülkelerde de aynı olduğu için çıkarları bu yönde.bu arada ekmeğini alnının teriyle kazanan bizlerin çocukları cephelerde ölenler.insanlık ne zaman kazanacak,ne zaman tüm dünyanın insanları kardeşce yaşayıp, güçlerini açlık,yoksulluk,çevre katliamı gibi konulara yönlendirebilecekler?
soykırım iddiaları yıllardır var.politikacılarımız dünya insanlarına doğruları anlatmak için neler yaptılar.? bir düşünelim arkadaşlar! türküz doğruyuz çalışkanızda niye biz soykırım olmamıştır deyince inanılmıyor.demek biz bu sözleri yıllarca okulda söyliye söyliye cıcığını çıkartmışız ki,kimse inanmıyor bize.çalışkanlık dersen ona keza,neyse arkadaşlar ben samimi ve doğru konuşsam da bazen yanlış anlaşılabiliyor.

yazyagmuru001

toricelli kardesim sana kisaca bir aciklama daha yapmak istiyorum yanliz yapmadan oncede hakli isyanini gururla okudum ve insAllah birgun devletimiz uyanir demekten baskada bir sey gelmiyor elimizden ne yazikki

toricelli sadece simdi ormani dusun bir tamson ceylanini kosar kosar jizlidirda onu sadece cita yakalar ama cita hizli oldugu kadar gucsuzdur yani aslanla,leoparla,yada sirtlanla bas edemez mecburen yakaladigi ceylani aslana vererek hayatini kurtarmak icin oradan ayrilir peki aslan nicin o avin kundakcisi yada hirsizi olmustur biliyormusun bunu
ailesinde giderek artan aslan sayisi ve yiyecek bulamama ayrica yeter sayidaki ot obur hayvanin baska yerlere goc etmesi muhtemelende bu sebebler aslani pis bir hirsiz yapiyor maalesef
simdi eminim bu dediklerim gozunde canlanmistir simdi senden sunu istiyorum soliyecegim seyler ayni seneryo icinde canlardir sadece aslan cita ceylan gibi hikayenin kahramanlarini degistirecegim okey
ve sunu unutma ufak avlar bittigi zaman cakallar sirtlanlar yada aslanlar veya kaplanlar ormandaki tum yirticilar yenemiceklerini bilseler dahi buyuk dusmanlara yada acliktan dost bildiklerine saldiracak kadar gozleri doner bakalim dun afganistan irak filistin denen kucuk baliklar gitti umarim bu devleti durduracak bir ulke cikar ama sunu unutmasinlar cikmazsa bilsinlerki TURK ORDUSU TEK BASINA ONLARA YETERDE ARTAR BILE

          irakta, iranda, turkiyede, suriyede(petrol,yer alti kaynaklari) afganistanda(hashas,uyusturucu)
                            bu saydigim devletler hikayenin tamson ceylani olsun istersen
          bu degerli yer alti yadauyusturucu pazarindan kendine onemli bir pay alacagini zanneden ve sadece yorulmasiyla kalan eline ganimetin yuzde 10 u bile zor gecen avrupa ulkeleri (almanya,fransa,italya,yunanistan,ingiltere,ve israil)
                                     bu devletlerde hikayemizin hasari citalari olsun
          ve hikayemizin kahramani aslana geldi sira kim olabilirki ondan baska tabiki amerika suanda kendi ulkesunde 150 kusur ustunde amerika birlesik devletler vatandasligina aldigi insan var bu sayilara amerikan halkida eklersek ortaya astronomik bir rakam olan milyar basamagina yakin sayilar cikar peki bu insanlari ulkesine green card yada kacak yonden ulkesine alan amerika bu insanlari kapi disi edemiceni cok iyi biliyor bu kisilere yeterli kaanci saglamasi icinde birseyler yapmasi lagzimki (dunyanin onemli kazanci olan uyusturucu ve petrol kaynaklarini kendi vanasina dogru ceviriyor ) bu ona kisa sureli daha dogrusu amerikali buyuk carki andiran bir mekanizmaya kisa bir surelik yag olur asil iraktan sonra sirada kim var bunu dusunmemiz lagzim amerika guler yuzunu herzaman gosteriyor ama bizde ata sozu vardir aba altindan sopa gosteriliyor bu gidise kim dur dicek oda tabiki bir tartisma konusu her neyse musluman kardeslerimizin yaptigi gibi elden bisey gelmiyor sadece dua etmek lagzim insAllah birdahaki biz olmayiz diye   


                                                                                          AMIN



ya anlamiyorum cidden musluman halkin nufusu neredeyse hiristiyan toplumunu ikiye katlicak derece ama daha halen bu kisilerin anlamsizca baskilarina boyun egiyoruz cikarlarini gozeten avrupa hicbir zaman bizi dusunmedi anla artik bunu ey TURK CUMHURIYETI
sana uzanan eli kokunden kirariz ama devletimiz artik anlasin bunu onlarda evlat acisi bizde kuyruk acisi varken artik biz avrupali ulkelerle dost olamayiz

                                                             dilerim is isten gectikten sonra bunlarin farkina varmayiz

Nazire

Fransa'da 'soykırım' yasa teklifi kabul edildi

Fransa meclisi genel kurulu, Sosyalist Parti'nin sunduğu sözde Ermeni soykırımını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini kabul etti.



Yasa teklifi 19'a karşı 106 oyla kabul edildi.

Teklifin yasalaşması için Senato'nun da onayı gerekiyor. Yasa teklifinin Senato'ya götürülme kararı ise hükümetin elinde bulunuyor. Meclis genel kurulunda bugün yapılan tartışmalarda hükümet adına konuşan Avrupa İşlerinden sorumlu Bakan Catherine Colona, teklife karşı çıkmıştı.

Yasa teklifi, sözde soykırımı reddedenlere, bir yıla kadar hapis ve 45 bin euro para cezası verilmesini öngörüyor.

Oylama öncesi yasa teklifine yönelik 6 değişiklik önergesi verildi. İktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) milletvekili Patrik Deveciyan'nın öergesi, tarihçi ve araştırmacıların yasadan muaf tutulmasını içeriyordu. Ancak önergeler reddedildi.

YASALAşMA SÜRECİ

Siyasi gözlemciler, düzenlemeye karşı çıkan hükümetin, yasayı senato gündemine uzun süre götürmeyeceğini düşünüyor. Senatonun da onayından sonra yasanın yürürlüğe girebilmesi için cumhurbaşkanının imzası gerekiyor.

Fransız parlamentosu, 2001 yılında kabul edilen bir yasayla sözde Ermeni soykırımını resmen tanımıştı. Parlamentonun kararı, Türk ve Fransız ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştı.

YASA TEKLİFİNİN KABULÜ ÖNCESİ KONUşMALAR; DEVECİYAN TÜRKİYE'Yİ SUÇLADI

Fransa Meclisi genel kurulunda, sözde Ermeni soykırımı inkarının suç sayılmasına ilişkin yasa teklifinin tartışılması sırasında söz alan iktidar ve muhalefet temsilcileri, Lyon'da Türklerin "Ermeni soykırımı anıtı"nı protesto gösterisini, teklifin kabul edilmesi için gerekçe gösterdiler.

Genel kurul oturumunda söz alan iktidardaki Halk Hareketi Birliği, muhalefetteki Sosyalist Parti, Fransa Demokrasi Birliği ve Komünist Parti temsilcileri yasa teklifini savunan konuşmalar yaptılar.

İktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) adına söz alan Patrik Deveciyan, konuşmasında Türk hükümetini ve yasa teklifine karşı çıkan AB Komisyonu temsilcisini eleştirdi. Türkiye'de ifade özgürlüğü olmadığını ileri süren Deveciyan, Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesine göre soykırım ifadesini kullananların cezalandırılıp mahkum edildiğini söyledi.

"TÜRKİYE İNKARCI POLİTİKASINI İHRAÇ EDİYOR"

"Türkiye inkarcı politikalarını artık ihraç etmeye başladı" diyen Deveciyan, Lyon'daki gösterileri, Türk devletinin organize ettiğini iddia etti. Türkiye bize ifade özgürlüğü dersi verecek durumda değil" diyen Deveciyan, bugünkü yasayla tarih yazmak istemediklerini, daha önce 2001 yılında kabul edilen yasanın gereklerini bu yasayla yerine getirmek istediklerini savundu. Yasa teklifinde değişiklik önergesi veren Devciyan devamla şöyle konuştu:

"Söz konusu yasa tasarından tarihçiler muaf tutulmalıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi ile zaten ifade özgürlüğünü kısıtlayan Türkiye, bizi eleştiremez. Bizim hükümetimiz, Türkiye hükümeti ile aynı düzeyde olmamalıdır."

"TEKLİFİ KARşI ÇIKMAK ÇİFTE STANDART"

Sosyalist Parti adına söz alan Rene Rouquet , yaptığı konuşmada, yine Lyon'da yapılan gösterilere atıfta bulunarak, devletin yasal olarak bu tür gösterilerin önüne geçebilmesi için teklifin kabul edilmesini istedi. Fransa'nın Ermeni soykırımını 2001 yılında tanıdığını hatırlatan milletvekili Rouquet, şimdi bu teklife karşı çıkmanın çifte standart olacağını söyledi.

Fransa Demokrasi Birliği adına konuşan François Rochebloine, ifade özgürlüğünün sınırsız olamayacağı görüşünü savunarak, "bir suçun inkarının banal hale getirilemeyeceğini" söyledi.

PIRON: HİÇBİR ÖZGÜR ÜLKEDE TARİHİ PARLAMENTOLAR VE YARGI YAZAMAZ

UMP Milletvekili Michel Piron, yasa teklifine karşı çıktı. Genel kurul oturumundaki konuşmacılar arasında 9. sırada yer alan ve teklife karşı çıkan ilk milletvekili olan Piron, "Hiçbir özgür ülkede tarihi parlamentolar ve yargı yazamaz" diye konuştu.

Tarihin tarihçilere bırakılmasını isteyen Piron, hiçbir ülkede tarihin, tam ve kusursuz olarak da yazılamayacağını söyledi. Piron, yasa teklifinin kabul edilmesinin Ermenilerin kendi davalarına ve evrensel gerçeklere aykırı olduğunu belirtti.


Nazire

NEDEN SOYKIRIM DEGİL ?
Soykırım (genoside), 9 Aralık 1948 tarihli “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Birleşmis Milletler Sözleşmesi”nde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır :
1. Ulusal, ırksal ya da dinsel bir grubun, toptan veya bir bölümünü yok etme niyetiyle, bir grubun üyelerini öldürmek,
2. Bir grubun üyelerine bedensel-ruhsal ağır zarar vermek,
3. Bir grubun yaşamının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,
4. Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,
5. Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak.
Osmanlı Devleti’nin Ermenileri ihraç kararının ve uygulamasının, yukarıda tanımı yapılan “soykırım”a uyup uymadığını değerlendirmek gerekmektedir. Osmanlı Devleti, Batılı ülkelerin Ermenilerin topluca katledilecekleri iddialarına karşı 27 Mayıs 1915'te şöyle bir açıklamada bulunmuştu: "Ermeniler hakkında hükûmetçe alınan tedbirler, sırf memleketin âsâyiş ve inzibatını temin ve muhafaza mecburiyetine müstenittir. Ermeni unsuruna karşı Hükûmetin imhakâr bir siyaset takibetmediği, şimdilik tarafsız bir vaziyette kaldıkları görülen Katolik ve Protestanlara dokunmamış olması göstermektedir..."

1915'te meydana gelen iskân uygulamaları ve bu uygulama sırasında meydana gelen olaylar, yukarıdakı tanıma göre bir soykırım olarak adlandırılabilir mi ? Bu sorunun cevabını vermek için İkinci Dünya Savaşı sonrasında Nazi Almanyasının Yahudilere uyguladığı toplu imha hareketiyle, Osmanlı Devleti’nin Ermenilere tehcir uygulamasını karşılaştırmak bizleri doğru sonuca götürecektir. Osmanlı Devleti ihraç ettiği Ermenilere nasıl bir uygulama yapmıştır ? :
1- Osmanlı Devleti, Nazilerin aksine, topraklarında yaşayan Ermenilerin belli bir coğrafyadakilerini nakletmiştir. Nakil, Osmanlı Devleti'ne karşı silaha sarılan Ermeni gruplarını ve onlara lojistik destek verenleri kapsamaktadır (Bkz. Harita 1).
2- Nakledilenler yine Osmanlı sınırları içinde yer alan bir cografyaya göç ettirilmiş, göçe tabi tutulanlara, Nazilerin evlere baskın yaparak yaka-paça toplama kamplarına sevk uygulamalarının aksine, göç hazırlığı yapmaları için bir hafta ile 15 gün arasında süre verilmiştir.
3- Göç eden Ermenilerin tümü ihtiyaçları (yiyecek, sağlık, bilet temini v.s.) devlet tarafindan "Muhacirîn tahsisati"ndan karşılanmış, bir şehir ve kasabada yaşayan Ermenilerin tümü sürgüne gönderilmemiş, hastalar, yetimler, katolik ve protestan mezhebi mensuplarıyla, zanaat sahipleri ve orduda görev yapanlar tehcir kapsamı dışında tutulmuştur.
4- Göçe tabi tutulanlar, toplama kamplarının aksine, gittikleri yerlerde, devlet tarafindan evler yapılması, hayatlarını devam ettirebilmeleri için yerleştirildikleri yerlerin ziraate elverişli olması ve göçmenlerin geldikleri vilâyetlerin belirlenerek, nüfus kayıtlarının çıkarılması karar altına alınmıştır.
5- Nazi kamplarının aksine, hasta göçmenler için kamplarda hastahaneler kurulmus, göçmenlerin sağlık sorunları ile ilgili olarak çeşitli ülkelerin sağlık ekiplerine kamplarda görev yapmaları için izin verilmiştir. Konsolos raporlarına göre, bu yabancı sağlık mensuplarından bazıları bulaşıcı hastalık nedeniyle ölmüştür.
6- Kimsesiz çocuklar ve yetimler, yetimhanelere ve bazı zengin ailelerin yanına yerleştirilmiş, 1919 yılında geri dönüş izni verilince bu çocuklar yakın akrabalarına teslim edilmiştir.
7- Aşiretlere ve sivil halkın saldırısına karşı kafileleri korumak üzere jandarma görevlendirilmiş, suiistimalde bulunan görevli ve halktan kimseler mahkeme edilerek cezalandırılmıştır.
8- Zorunlu göçten kurtulmak için müslümanlığı kabul ettigini söyleyenler de göç ettirilmiş, fakat bir müslümanla evlenmiş kadınlar göçten muaf tutulmuştur. Bu gibilere, savaş sonrasında çıkarılan bir yasa ile, istedikleri takdirde eski dinlerine dönebilme imkânı tanınmıştır.
9- Savaş, kuraklık, çekirge istilâsi, seferberlikten dolayı iş yapabilecek hemen bütün erkeklerin silah altına alınması gibi nedenlerle, tarladaki mahsulün kaldırılamamasının bir sonucu olarak ortaya çıkan yiyecek sıkıntısından dolayı, başta Amerika olmak üzere çeşitli devletlerin yardım kuruluşlarının yardım talepleri kabul edilmis, bunlar tarafindan Suriye’deki Ermenilere yardım edilmiştir (Bkz. BELGE 1).
10- Savaşın sona ermesiyle birlikte, devlet tarafindan çıkarılan "geri dönüş kanunu" ile göçmenlerin evlerine dönmeleri saglanmış, Ermeni Patrikhanesi’nin tespitlerine göre 644.900 Ermeni geri dönmüştür (Bkz. BELGE 2/1,2,3,4).


Evet. Yukarıda bahsedilen Belge 1'i dikkatlice okumamız halinde, zorunlu göçün henüz sona erdiği 3 şubat 1915 tarihi itibariyle Suriye’de 500 bin Ermeni göçmenin mevcut oldugunu görüyoruz. Bu rakam, aslında bir milyon Ermeninin göç sırasında öldüğünü rapor eden bütün konsolos raporlarını yalanladığı gibi, Osmanlı Devleti’nin, muhtaç göçmenlere yardım için uluslararası kuruluşlara kamp kapılarını açtığını, dolayısıyla sadece Suriye'de 486 bin kişiye yardım edilmesine izin vermek suretiyle, Ermenileri imha düşüncesinde olmadığını ispat ediyor. Buna bağlı olarak, göç bölgelerindeki Ermenilerin belli bir kesiminin zorunlu göç kapsamına alınması, diğerlerinin evlerinde bırakılması, “etnik temizlik” veya "soykırım" iddialarını tümüyle ortadan kaldırıyor. Nitekim özellikle ülkenin Istanbul, Bursa, Kütahya, Edirne gibi savaş mühimmatının sevkedildiği bölgelerin dışında bulunan şehirlerinden, terör mensupları hariç, kimsenin zorunlu göçe tabi tutulmadığı yabancı ve Osmanlı belgelerinde yer alıyor. Ayrıca göç kapsamındakilerin topluca imha edilmesi gibi bir art niyetin olmadığını, göç edeceklere hazırlanmaları için süre verilmesi de gösteriyor. Hele hele göçe tabi tutulanların, gittikleri yerlerde, geldikleri şehirler de belirtilmek suretiyle, nüfus defterlerine kaydedilmelerinin emredilmesi, hayatlarını devam ettirebilmeleri için ziraate uygun bölgelere yerleştirilmelerinin istenmesi, imha düşüncesiyle bağdaşmıyor.


Bütün bu saydıklarımızla, Nazi Almanyası'nda Yahudilere uygulanananlar arasında hiçbir benzerlik bulunmamaktadır. Bu durumda 1915'te cereyan eden olayların soykırım olarak tanımlanması mümkün değildir. Nitekim soykırım olduğunu iddia edenler, bugüne kadar "soykırım"ı ispat edecek bir belge sunamamışlardır. Tezlerini kuvvetlendirebilmek için, Talat Paşa'ya atfedilen sahte telgraflar ortaya atmışlardır. Ancak bu telgraflar üzerinde yapılan incelemede, telgraflar üzerinde Osmanlı bürokrasisinin mutad işlem kayıtlarının bulunmadığı, telgrafın gönderildiği iddia edilen valinin, o tarihte o vilâyette valilik yapmadığı, her Osmanlı belgesinin en üstünde yer alan besmeleye farklı şekilde yer verildiği ve en önemlisi de Talat Paşa'nın imzasının sahte olduğu ortaya çıkmıştır.


Soykırım iddiasında bulunanların en önemli açıklarından biri de, 1915'ten itibaren öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin sayısının sürekli yükseltildiğidir. 600 binlerden başlayan rakamlar, günümüzde 1,5 milyona çıkarılmıştır. Halbuki, o tarihlerde yabancı devletlerce yapılan nüfus tespitlerinde, Osmanli Devleti'nde yaşayan Ermenilerin toplam nüfusu ortalama 1,5 milyon olarak gösterilmekte, hattâ Ermeni Patrikhanesi bile 1,915,000 rakamını vermekteydi. Nitekim güvenilir olarak bulunan Patrik Malachia Ormanian da Ermeni nüfusunu 1,895,400 olarak vermektedir. Bu durumda ancak 400 bin Osmanlı Ermenisinin hayatta kalması gerekirdi. Asağıdaki cetvelde, çeşitli kaynaklarda belirlenen Ermeni nüfusu görülmektedir :



Kaynağın Yılı Yazarı Osmanlı Ermenileri
1892 Vital Cuinet 1.475.011 
1896 Felix Weber 1.000.000 
1901 H. F. B. Lynch 1.325.246 
1901 Lodovic de Constenson 1.383.779 
1910 Encyclopedia Britannica 1.500.000
1913 Ermeni Patrikhanesi 1.915.651
1913 Lodovic de Constenson 1.400.000
1914 Daniel Panzac 1.5-1.600.000
1914 Justin McCarthy 1.698.303
1914 Osmanli nüfus sayimi 1.229.007
1914 Stanford J. Shaw 1.294.851
1914 David Magie 1.479.000
1919 Dr. Lepsius 1.500.000
1923 Claire Price 1.500.000
1923 E. Alexander Powell 1.500.000

Oysa ki, 1919 yılı itibariyle, Osmanlı topraklarından diğer ülkelere gerçekleşen göçlere ragmen, Amerikan arşiv belgelerinde bulunan ve Ermeni Patrikhanesi’nce, diğer ülkelere göçenler hariç, sadece Anadolu’daki evlerine geri dönenler 644,900 olarak verilmekte, bütün dünyadaki Osmanlı Ermenilerının sayısı ise 1,200,000 olarak gösterilmektedir. Bu durumda 1,5 milyon Ermeninin öldüğünü iddia edenlere şu soru sorulabilir. Ölen Ermenilerin toplu mezarları nerededir ? Zira her bir toplu mezarda 500 kisi olsa, 3,000 toplu mezar olması gerekirdi ki, Anadolu'nun her kazma vurulan yerinden toplu mezar çıkardı.

Son olarak, savaşın sone ermesinden ve Istanbul’un Itilâf devletlerinin eline geçmesinden sonra, katliam iddialarına karşı Osmanlı Devleti, dört tarafsız ülkeye resmen başvurarak konuyu araştırmak için ikişer hukukçu talep etmiştir. Iyi niyetle yapılmış bu talep, başvuru yapılan Ispanya, Hollanda, Danimarka ve Isveç tarafindan reddedilmistir. Aslında bu durum, o dönemde dahi sorunun siyasî olduğunu ve çözümünün istenmediğini ortaya koymaktadır.