İbret alınacak hikayeler

Başlatan kazım, Mayıs 13, 2006, 08:06:54 ÖS

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kazım

Yerel bir gazetede "Hayatımızın önemini anlıyabileceğimiz önemli dersler"başlıklı bir makale hoşuma gittiği için sizlerle de paylaşmak istedim.Çünkü sitemize çok uygun gördüm.
       Birincisi:
       Okuldaki ikinci ayımda hocamız test sorularını dağıttı.Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim.Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım.Son soru şöyleydi;
       "Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir"?
Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı.Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum.Uzun boylu siyah saçlı bir kadındı.Elli yaşlarında falan olmalıydı.Ama adını nereden bilecektim ki!..Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim.
Sure biterken bir öğrenci son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu."Tabii dahil"dedi hocamız.."İş yamamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız ve hepsi biribirinden farklı insanlar.Ama hepsi sizin ilginizi ve dikkatinizi hak eden insanlardır bunlar.Onlara sadece gülümsemeniz ve "merhaba"demeniz gerekse bile..."
      Hademenin adı Dorothy imiş.Öğrendim ve asla unutmadım.
         İkincisi: Yağmurda otostop!..
         Bir gece vakti,gece yarısına doğru Alamaba otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm.Bardaktan boşalırcasına yağan yağmura rağmen,bozulan arabasının yanında duruyor ve dikkat çekmeye çalışıyordu.Geçen her arabaya el sallıyordu.Yanında durdum.Altmışlı (1960) yıllarda bir beyazın bir zenciye,hemde Alabama'da yardıma kalkışması pekde olağan şeylerden değildi.Onu kente kadar götürdüm ve bir taksi durağına bıraktım.Ayrılırken ille de adresimi istedi,verdim.Bir hafta sonra kapım çalındı.Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar.Bir de not ekliydi armağanda. "Geçen gece otoyolda bana ettiğiniz yardımınıza teşekkür ederim.O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil ruhumu da sırılsıklam etmişti.Kendime güvenimi de yitirmek üzereydim.Siz çıkageldiniz.Sizin sayenizde ölmekte olan kacamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım.Biraz sonra son nefesini verdi.Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeden yardım eden herkesi kutsasın!...En iyi dileklerimle,Bayan Nat King Cole."
            Üçüncüsü:
            Bir pastanın üçü 30 paraya satıldığı günlerde on yaşında bir çocuk pastaneye girdi.Garson kız hemen koştu.
Çocuk sordu:Çukolatalı pasta kaç para?
-Elli cent... Çocuk cebinden çıkardığı bozuklukları saydı.Bir daha sordu.
-Peki dondurma ne kadar?
-"35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla.Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuyordu.Bu çocukla daha nekadar vakit geçirebilirdi ki;!Çocuk parasını tekrar saydı ve;
-"Bir dondurma alabilirmiyim?" dedi.
Kız dondurmayı getirdi ve fişini tabağın kenarına bıraktı ve öteki masaya koştu.Çocuk dondurmasını bitirdi,fişi kasaya ödedi.Garson kız masayı temizlek için geldiğinde birden gözleri doldu ve masayı sanki göz yaşları ile temizledi.Boş tabağın yanında on yaşındaki çocuğun bıraktığı 15 cent bahşiş duruyordu.

    Bunlar da benden..;
       
         "Aslında en önemli şey elimizdeki değerlerin farkında olup,kıymetini bilmektir."
         
-"Ne yapayım diye düşünme, birşey yapma, düşün.Çünkü insansın.!!(xx)
                                                                           
        - Yaptığın iyiliği,gördüğün kötülüğü,unut.Ölümü ve ALLAH'I unutma.!!  Hz. Mevlana.

       Herkese Sevgiler. Emeği geçen herkese dua ediyorum.Allah Razı Olsun..!!

Nazire

Paylastigin icin tesekkürler, cok hosuma gitti, ne yazikki günden güne bu insanlari kendin gibi sev sözcügünü hepimizde unutup kendi problemlerimizle savasmasi cogaliyor, ve herkesde sikayetci, aslinda herkes biraz ugrassa sikayet ettigi durumlardan  karsiliginida görür. Ama ben bir sey daha farkettim. Insanlar iyiligi fazla görmedikleri icin yapildiginda tersde davrananlarla karsilasabiliyorsun. Benim bir iki kere basima gelen olayi anlatmak istiyorum.
Türkiyede otobüsde bir yasli adam geldi ben hemen yerimden kalkip amca buyur oturun dedim, herkes bana tuhaf tuhaf bakti, yasli adam hayir siz oturun deyip oturmadi, yanimdaki bayanda hayir otur sen türkiyede böyle bir sey yanlisdir dedi, ben sasirdim, neyse almanyada ise yine yasli birine sakat oldugu icin tramwaydan inerken yardim etmek istedim oda hayir ben kendim inerim dedi, yani bazen yardim etsemmi etmesemmi diyede düsünüyorum, insanlar yardim etmeye aliskin olmadigi gibi, yardim almayada alismamislar.
Üzücü bir durum, ben yinede yardimimi esirgemem. Hikayelerin herkesi  düsündürücek bir hikaye.

kazım

Nazire Hanım, görüşlerinize tamamen katılıyorum.Zaten bir söz vardır;YAPILAN BİR İYİLİĞİ GÖREN BİLİRSE GEÇERLİDİR.!diye.Ama Türkiye'de genellikle Anadou'da sizin yaptıklarınızı yapan analarımız ,bacılarımız,gençlerimiz var.Takdir de edilmekteler.Ne yazık ki;daha büyük kentlerde bunlara nadir rastlanır oldu.Yine de karakter uyumu sağlayan insanlar dünyanın neresinde olursa olsun biribirleriyle yardımlaşabiliyorlar.Tıpkı bu sitede olduğu gibi.İlginiz için teşekkürler.
Liebe grüss.

NalanW


kazım

Nalan Hanım ,çok teşekkürler..!!

Nazire

Bende size tesekkür ederim kazim Bey

kazım

                   YANAĞIMDAKİ ANNEM
               
           Bugün annelerin günü,onları kutluyorum.Tüm annelere selam olsun...!!
         

           Hey gidi yılar..!! 1969 senesinin temmuz ayında ekinler olmuş artık biçilmeyi bekliyordu..Babam ırgatlık yaparak evimizin geçimini temin ederdi.On iki yaşlarındaydım.İlkmektep dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçmiştim.Bir de eşeğimiz vardı ki,her ağır işlerimizi onunla yapardık.Arazi çok engelli olduğundan biçilen ekinler harman yerine eşeklerle taşınırdı.Kırsal kasabamızın orta halli insanlarından Sabri Amca, babamı ve beni,eşeğimizle birlikte ırgatlığa çağırdı.Babam on lira,benim ile eşekde ikişerbuçuk lira alacaktık.Başladık çalışmaya.Onların orakla,tırpanla biçtiği ekinleri ben eşeklerle yaklaşık iki km.lik mesafeye taşıyordum.Bu günlerce devam ederdi.
Birgün, Sabri Amca bendeki isteksizliği farketmiş olacakki;
-Yiğidim,arslanım,sen artık herif oldun. gibi laflarla beni pofpofluyarak motive etmeye çalışıyordu.Babama olan saygımdan ses çıkartamıyordum. Fakat eşekle aynı yevmiyeyi almış olmak hiç hoşuma gitmiyordu.Akşam mesai bitimine yakın bir zamanda mola verilince ayran içiyorduk.Beraber çalıştımız diğer ırgatlardan birisi dedi ki;
-Aferin koçum.Sen gerçekten herif oldun artık,bak para kazanıyorsun. dedi. Artık dayanamadım konuştum.
-Eşek kadar mı amca?
-Hayır delikanlı o da nasın laf?dedi.
-Sabahtan beri Herif gel Herif git diyorsunuz ama eşekle aynı yevmiyeyi alıyorum.O halde ya eşekte benim kadar herif yada ben eşek kadar.dedim. Babam çok sert bir bakışla beni susturdu.
  Bitkin bir vaziyette eve geldiğimizde anamın güğümlerle güneşte ısıttığı sularla duş alıp, yemeği yedikten sonra yattım.
Gecenin ne vakti bilmiyorum.Bir irkildim,gözlerimi açtığımda annemin beni öperek okşadığını  farkettim.Hiç konuşmuyorduk.Annem ağlıyordu.Öyleki göz yaşları yanağıma damlıyordu.Nasırlı elleriyle başımı okşadı ve bana süt verdiği o tombul memelerine bastırdı.Ellisine geldim ama başım hala annemin ellerinde ve göğsünde.TÜM ANNELERE SELAM OLSUN..!!!!

gul

Meşhur alim İbni Sina, tahsil hayatının ilk yıllarında matematik derslerini pek kavrayamıyor ve bu derse bir türlü akıl erdiremeyeceğini düşünüyordu. Oysa o, on yaşında Kuran’ı ezberlemiş, on sekiz yaşına kadar ise devrinin bütün ilimlerini en iyi seviyede okuyup öğrenmiş, daha sonra ise yüzlerce asrı etkileyecek ilmi buluşların sahibi olmuştur.

Bu büyük alim bir gün kırda gezerken bir kuyu görmüş. Kuyunun ağzındaki mermer bilezik, kovayı çeken ipin sürtünmesinden dolayı yarıklarla dolmuştu. Daha çocuk yaştaki İbni Sina gördüklerinden etkilenmiş ve kendi kendine şöyle düşünmüş; “İp gibi yumuşak bir cisim, nasıl olur da mermer gibi çok sert ve çetin bir taşı böyle keser. Demek ki, zor da olsa bir işi başarmanın sırrı azimli olmak, gayret göstermek, sabır ve sebatla çalışmaktır. Ben de işte bunu yapmalıyım.”


gul

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Portakal kabuğundan çıkan su niçin yanar?

Portakal ve mandalina kabuklarını sıktığımız zaman havada küçük zerreciklerin oluştuğunu görürüz. Bir kibrit ya da çakmak alevini, uçuşan bu minik damlacıklara yaklaştırırsak alev alıp yanarlar. Bu duruma, kabuk içinde bulunan bir çeşit yanıcı esans olmaktadır.

 

Soğan neden gözlerimizi yaşartır?

Soğan kesildiğinde, içinde bulunan sıvı bir madde gaz haline dönüşür ve hava moleküllerine tutunarak yayılır. Bu uçucu gazın içinde, gözleri tahriş edici ve göze acı veren bir madde vardır. Gözyaşı bezleri, gözü bu yabancı maddeden temizlemek için bol miktarda gözyaşı çıkarmaya başlar. Böylece, soğan soyan kişi ağlamış olur.

 

Arı sokunca neden şişirir?

Arının zehirli iğnesi vücudumuza girince, sinirlerimiz bu bilgiyi beynimize ulaştırır. Beynimizin görevlendirdiği kan, zehiri atmak ve vücuda yayılmasını önlemek için hemen harekete geçer. Kan damarları genişler, vücut ısısı artar ve zehrin bulunduğu bölgede yoğun bir yığınak olur. Bu durumu, düşman saldırısının olduğu yerdeki asker ve polis yoğunluğuna benzetebiliriz. Sonuçta, ısırılan bölgenin şişip kızardığı görülür.

 


Nazire

Peki isirgan niye isirip acitiyor??

Brennessel enthält Ameisensäure

NalanW

Um es einem Floh gleichzutun müsste ein Mensch hoch springen!

Wie hoch?


Etwa 250 m hoch!
Jedoch:Eigentlich springt ein Floh gar nicht,sondern wird von zwei elastischen Polstern hochkatapultiert,die er vorher zusammengpresst.Beim Start beschleunigt er 50 mal schneller als ein Raumtransporter der NASA und wird 150 mal höher als sein Körperlänge geschleudert

Nazire





Mucize
“En olmayacak yerde
En olmayacak zamanda
En olmayacak olay
Her zaman ve her yerde olabilir.”

Mucize

Bonita L. Anticola - Kat & Chris

Sally, küçük kardeşi George hakkında anne ve babasının konuşmalarını duyduğu zaman yalnızca sekiz yaşındaydı. Kardeşi çok hastaydı ve onu kurtarabilmek için ellerinden gelen herşeyi yapmışlardı. Georgi’nin yalnızca çok pahalıya malolacak bir ameliyatla kurtulma şansı vardı fakat bunun için yeterli paraları yoktu.

Babasının, umutsuz bir biçimde annesine şöyle fısıldadığını duymuştu Sally:

“Yalnızca bir mucize onu kurtarabilir.”

Bu sözleri duyar duymaz, usulca kendi odasına yürüdü Sally. Domuz biçimindeki kumbarasını gizlediği yerden çıkartarak içindeki paraları yavaşça yere dökerek saymaya başladı.

Yanılgıya düşmemek için tam üç kez saydı kumbaradan çıkardığı bozuk paraları. Sonra hepsini cebine koyarak aceleyle evden çıkıp, köşedeki eczaneye gitti.

Eczacının dikkatini çekebilmek için büyük bir sabırla bekledi. Eczacı çok yoğundu ve bir adama ilaçlarını nasıl kullanacağını anlatıyordu. Bu yoğun çalışmanın arasında sekiz yaşındaki bir çocukla ilgilenmeye hiç niyeti yoktu ama Sally’nin beklediğini görünce

“Evet, ne istiyorsun söyle bakalım” dedi. “Biraz acele et, gördüğün gibi beyefendiyle ilgileniyorum” diyerek yanındaki şık giyimli adamı gösterdi.

Sally “Kardeşim” dedi. Sessizce yutkunduktan sonra devam etti:

“Kardeşim çok hasta, bir mucize almak istiyorum.”

Eczacı Sally’e bakarak “Anlayamadım” dedi.

“şeyy, babam ‘Onu ancak bir mucize kurtarabilir’ dedi, bir mucize kaç paradır, bayım?”

Eczacı Sally’e sevgi ve acımayla baktı bu kez:

“Üzgünüm küçük kız, biz burada mucize satmıyoruz, sana yardımcı olamayacağım” dedi.

Sally o kadar kolay vazgeçmek istemedi. Eczacının gözlerinin içine bakarak “Karşılığını ödemek için param var benim, bana yalnızca fiyatını söylemeniz yeterli” dedi. Bu arada Sally ve eczacının yanında bekleyen iyi giyimli bey Sally’e dönerek “Ne tür bir mucize gerekiyor kardetin için küçük hanım? diye sordu.

“Bilmiyorum” dedi Sally. Sonra gözlerinden aşağı süzülen yaşlara aldırmaksızın devam etti: “Tek bildiğim, o çok hasta ve annem ameliyat olmazsa kurtulamayacağını söyledi ve ailemin de ameliyat için ödeyebilecekleri paraları yok.

Ama babam ‘Onu ancak bir mucize kurtarabilir’ deyince ben de paramı alıp buraya geldim.”

“Ne kadar paran var?” diye sordu iyi giyimli adam. “Bir dolar ve onbir sent” dedi Sally. “Ve dünyadaki tüm param bu!” “Bu iyi bir şans, küçük kardeşini kurtarmak için gerekli olan mucize için yeterli bu para” dedi, iyi giyimli adam.

Adam bir eline parayı aldı, öteki eliyle de Sally’nin elini tutarak “Beni yaşadığın yere götürür müsün lütfen?” diye sordu. “Küçük kardeşini ve aileni tanımak istiyorum” dedi.

İyi giyimli adam Dr. Carlton Armstrong’du ve George için gerekli olan ameliyatı yapabilecek tanınmış bir cerrahtı.

Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve aile hiçbir ödeme yapmamıştı. Hep birlikte mutluluk içinde evlerine döndükleri zaman hâlâ yaşadıkları olayların etkisinden kurtulamamışlardı.

Anne “Hâlâ inanamıyorum. Bu ameliyat bir mucize! Doğrusu maliyeti ne kadardır merak ediyorum” dedi.

Sally kendi kendine gülümsedi. O bir mucizenin kaça malolduğunu çok iyi biliyordu. Tam tamına bir dolar ve onbir sent!


Nazire

Belki



Bakış Açısı


İki şapka üreticisi şirket için işe yeni aldıkları iki pazarlamacı delikanlıyı Afrika'ya göndermişler. Birinci delikanlı kısa süre sonra merkeze şu mesajı göndermiş:
"Burada kimse şapka giymiyor. Satış olasılığı yok."

İkinci delikanlının mesajı şöyleymiş:

"Burada kimsenin şapkası yok. Satış imkanı çok..."


buraya uygun degil ama hosuma gitti

zegroz


NalanW


gul

bütün yazilar bencede cok güzel bende emegi gecen herkese tesekkür ediyorum. :)

kazım

Ashtoret'in Almanca şiirler bölümünde Mecnun'un

Aşk benim,dert benim,hasret benimdir..
Al toprak,al artık,Leyla senindir..!
Birgün buluşuruz,Mevlam kerimdir..
Beklemek ibadet,gitmek ölümdür..!

dötlüğünü okuyunca, onların bir hikayesini hatırladım.

Bir rivayete(Söylentiye) göre;

              Mecnun dağda cobanlık yaparken,çok uzun zamandır göremediği ve haber alamadığı Leyla'sının köyünün köpeğini görür.Leyla'dan bir haber alabilirmiyim acaba diye köpekle konuşmaya çalışır.Fakat  Mecnun çağırdıkca köpek kaçar.Uzun süre köpek kaçar Mecnun koşar.Sonunda bir köye girerler.Köpek sıkışınca köyün camisine girer,arkasından da Mecnun girer.O anda cemaat namaz kılmakta, ama  onlar aldırış etmeden koşuşturmaya devam ederler.Cemaattan birisi dayanamayıp namazı bozar ve Mecnun'a;
- Hey, serseri adam, sen ne yapıyorsun,görmüyormusun ki,burada namaz kılıyoruz?Çık dışarı cemaatı rahatsız etme.! der.
Mecnun;
- Allah, Allah..!Ben bu dünyada ki Leyla'mın aşkından ne caminin ne de senin farkındayım.Sen Allah'ın huzurundasın,nasıl namaz kılıyorsun ki,bizi farkedebiliyorsun? diye cevap verir.