Arkeoloji

Başlatan khoLpa$aLı, Ocak 13, 2008, 01:38:18 ÖÖ

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

khoLpa$aLı

ARKEOLOJI

Kazibilim; Yunanca arkheos (eski) ve logos (bilim) kelimelerinin birlestirilmesiyle türetilmis bir kelimedir ve "eskinin bilimi" anlamini tasir. Sikça yapilan yanlisla "kazibilim" demek degildir. Kazi arkeolojinin en önemli bilgi toplama yöntemlerinden biridir ancak basli basina bir bilim kesinlikle degildir. Arkeolojiyi tanimlarken öncelikle bu ayrimi iyi yapmak gerekir.

Arkeoloji kendi içinde birçok farkli bilim dalini barindirmaktadir. Bunlar arasinda tarihöncesi (prehistorya) arkeolojisi, klasik arkeoloji, protohistorya ve önasya arkeolojisi, misir arkeolojisi, tevrat arkeolojisi, ortaçag arkeolojisi sayilabilir. Arkeoloji, yazili tarihten önce ve sonra yasamis insanlara iliskin bilgi edinme olanagi saglamasi açisindan özellikle önemlidir. Bu bilim dalinin uzmanlari olan arkeologlar, alet, esya ve yapi kalintilarini inceleyerek, eski insanlarin nasil yasadiklarini anlayabilirler.
Arkeologlar çalismalarini çogunlukla eskiden insanlarin yasadigi varsayilan yerlesimleri gün yüzüne çikararak yürütürler. Yikilan bir kentin üstüne yenisi yapildigindan, eski kentler genellikle topragin altinda kalir ve üst üste kurulan yerlesmelerin mimari (özellikle kerpiç) yikintilari zamanla bir tepe olusturur. Bu tür tepeler ülkemizde höyük, Yunanistan'da "Magula", Yakindogu'da "Tell", Iran'da "Teppe" olarak adlandirilir.
Ülkemizdeki Alacahöyük ve Çatalhöyük gibi eski yerlesmeler birer höyüktür.Ancak her arkeolojik buluntu yeri bir höyük degildir. Magaralar, düz yerlesme yerleri, antik kentler de arkeolojinin arastirma alanlari arasinda yer alir.

Tarihöncesi arkeolojisi yazinin ortaya çikmasindan önceki dönemleri inceler. Bu incelemede kazilar çok büyük bir dikkatle yürütülür. Tarihöncesi dönemden günümüze kalan çanak çömlek parçalari, tas aletler, mimari kalintilar ya da organik kalintilar çok önem tasimaktadir.

Arkeoloji neleri arastirir?

Eski dönemlere iliskin günümüze ulasmis pek çok yazili belge vardir. Ama bu yazili belgelerin çogu vergilere, yasalara, din kurallarina, krallara ve yöneticilere iliskin bilgiler içerir. Bu belgeleri inceleyerek o dönemin insanlarinin nasil yasadiklari bilgisine ulasamayiz. Oysa arkeolojik kazilarla ev kalintilarini, krallik saraylarini, mezarlari ve tapinaklari ortaya çikararak, siradan insanlardan soylulara degin bütün insanlarin nasil yasadiklarini ögrenebiliriz.

Meksika'da ve Misir'daki piramitleri, Atina'daki Akropol gibi ilginç yapilari, insanlar yüzyillarca hayranlik ve ilgiyle izlediler. Daha merakli olan bazi kisilerin bu tür yapilari izlemekle yetinmeyip, onlari yakindan incelemeye baslamalariyla arkeoloji dogdu. Bu merakli kisiler dolayisiyla ilk arkeologlar oldular.

Topragin üzerinde yükselen eski yapilari incelemek kolaydir. Ama topragin derinliklerinde sakli yerlesmeleri incelemek o kadar kolay degildir. Önce bu yerlesmelerin yerlerini saptamakla ise baslamak gerekir. Bazen bir tarlada bulunan kirik çömlek parçalari arkeologlar için arastirmanin ilk adimi olabilir. Günümüzde arkeologlar, uçaktan çekilen fotograflardan yararlanmaktadirlar. Tarlalardaki ürünlerin büyüme biçimi de, topragin altinda eski duvarlarin ya da hendeklerin varligini gösterebilir

Tarihler ve çaglar

Arkeologlarin yapmasi gereken en önemli islerden biri, ulastiklari buluntularin hangi dönemden kaldigini saptamaktir. Bu buluntular arasinda ele geçen yazili belgeler, bu is kolaylastirir. Ama yazili bir belge yoksa, örnegin binlerce yil öncesinden kaldigi tahmin edilen bir esyanin kesin yapim tarihini bulmak çok zordur. Arkeolojinin eski yerlesmeleri ve buluntulari tarihlendirmede yararlandigi yazili tarih öncesi dönemleri, ilk kez Danimarkali bir arkeolog siniflandirmistir. Bu yazili tarih öncesi dönem, Prehistorya ya da Tarihöncesi olarak adlandirilir. Insanlarin çok sert bir tas olan çakmaktasindan alet ve silah yaptiklari ilk dönem Tas Devri'dir. Alet ve silahlarin tunçtan yapildigi bir sonraki döneme Tunç Çagi denmistir. Demirin kullanilmaya baslandigi son dönem ise Demir Çagi olarak adlandirilir. Çagdas arkeologlar bu üç çagi da kendi içinde daha kisa süreli dönemlere ayirirlar.

Bir arkeolog ortaya çikardigi aletlerin hangi çagdan kaldigini saptasa bile, bu aletlerin yapildiklari tarihe iliskin bilgi edinmesi her zaman kolay olmaz. Çünkü bir bölgede yasayan insanlar tastan aletler kullanirken, ayni dönemde baska bir bölgede insanlarin tunçtan aletler kullandigi bilinmektedir.

Ilk buluntular

Bir bilim dali olarak arkeolojinin geçmisi çok eski degildir. Büyük çapli ilk kazilar 18. yüzyilda, M.S. 79'da patlayan Vezüv Yanardagi'nin püskürttügü lavlarin ve küllerin altinda kalan eski Pompei ve Herkulaneum kentlerinde yapildi. Bu kentlerin ortaya çikarilmasi, eski Roma kentleri konusunda yeni bilgilere ulasilmasini da sagladi.

Ayni yüzyilda Ingiliz arkeolog John Frere tastan yapilmis aletler ile soyu tükenmis bazi hayvanlarin kemiklerini bir arada buldu. Frere, bu aletleri yapmis olan insanlar ile soyu tükenmis hayvanlarin ayni dönemde yasadiklarini gösterdi. Ama hiç kimse, dünya da on binlerce yil önce yasamis insanlarin olabilecegine inanmak istemedi. Daha sonra bu bilgi bilim adamlarinca da dogrulandi.

Eski Misir yazisi olan hiyeroglifin 1822'de arkeologlar ve yazi uzmanlari tarafindan çözülmesi, arkeoloji için bir dönüm noktasi oldu. Hiyeroglifin çözülmesinde kilit rol oynayan Rosetta Tasi’nda ayni sözcükler hem hiyeroglif, hem de Eski Yunan yazisi ve baska bir tür Misir yazisiyla yinelenmisti. Bu gelisme, çok sayida arkeologun Misir'a ilgi göstermesine yol açti. Yapilan kazilarla Eski Misir’daki yasama iliskin yeni bilgilere ulasildi. Arkeolojinin en önemli buluslarindan olan Rosetta Tasi, günümüzde Londra'da British Müzesi'nde sergilenmektedir.

Ortadogu'daki buluntular

Arkeolojinin en zengin kaynaklari Ortadogu'da bulunmaktadir. Bundan dolayi bu bölge pek çok arkeologun çalisma alani olmustur. Ingiliz arkeolog ve Eski Misir uzmani Sir Flinders Petrie, 1880’den sonra Misir'da yaptigi kazilarda degisik katmanlarinda buldugu çanak çömlek türlerinin ne kadar eskiye dayandigini saptadi. Misir'da 1922'de Firavun Tutankamon'un mezarinin ortaya çikarilmasi büyük bir heyecan yaratti. Mezarda, firavunun mumyasinin bulundugu islemeli altin bir tabut ile paha biçilmez degerde ve güzellikte takilar bulundu. Firavun mezarlari, içindeki zenginliklerinden dolayi daha ilkçaglarda soyuldugu için, arkeologlarin el degmemis olarak bulduklari mezar sayisi çok azdir. 19. yüzyilin ortalarinda Mezopotamya'da (bugünkü Irak), Asur krallarinin saraylarinda çok büyük insan ve hayvan heykelleri bulundu. Buluntularin bir bölümü Avrupa'ya götürüldü. Sir Leonard Woolley, 1926'da Irak'ta yaptigi kazilarda Ur kentinde Sümer kral mezarlarini ortaya çikardi. Ur'da bulunan mezarlar açilinca, Sümerlerin tarihine daha ayrintili ve yeni bilgiler eklendi.

Truva ve Girit

Eski Yunan sairi Homeros siirlerinden birinde, 10 yillik bir kusatmadan sonra ele geçirilen Troya kentinin öyküsünü anlatir. Ama bu kentin nerede oldugu kesin olarak bilinmiyordu. Troya’nin gerçek yerini 1871'de Alman arkeolog Heinrich Schliemann saptadi. Schliemann, kazilarda ortaya çikardigi buluntulari gizlice yurtdisina kaçirmasina karsin Osmanli hükümetinden 1876'da yeniden kazi izni aldi ve Wilhelm Dörpfeld ile birlikte Troya’daki kazilari sürdürdü. Eski kralliklara iliskin bir baska önemli kazinin yapildigi yer Akdeniz'deki Girit Adasi'ydi. Arkeolog Sir Arthur Evans, 1900'da Knossos'ta yaptigi kazilarda eski Girit krallarinin yasadigi büyük bir sarayi ortaya çikardi. O tarihe kadar yalnizca Yunan mitolojisinin bir kahramani sanilan Minos'un gerçek bir kral oldugu anlasildi. Bulunan sarayin duvarlari, boga güreslerinin, çiçeklerin ve hayvanlarin sanki 3.000 yil önce degil de, bir gün önce yapilmis gibi duran parlak renkli resimleriyle bezenmisti.

Su altindaki kalintilar

Toprak altindaki eski kentler, binlerce yil dayanmis ve kalintilari günümüze ulasmistir. Su da toprak gibi Tarihöncesi’nde yasamis olan insanlarin evlerini ve esyalarini zamana karsi korumustur. Bundan dolayi suyun altinda da arkeoloji için pek çok zengin malzeme bulunmaktadir. Arkeolojinin su altindaki kalintilarini incelen dali sualti arkeolojisi olarak adlandirilir. 1854'te, Isviçre'nin Zürich kentindeki gölün sulari çok azalinca, dibindeki eski ev kalintilari ortaya çikti. Arkeologlar evlerin bulunduklari katmanlari inceleyerek yapildiklari dönemleri saptadilar. Bulunan tahta aletler, keçeler, sepetler ve hatta elma, armut ve ekmek artiklari o insanlarin günlük yasamlarina iliskin önemli bilgiler sagladi. Türkiye'de de Bodrum ve Antalya yöresinde su alti çalismalari yapilmis ve çok sayida buluntu ortaya çikarilmistir ki bunlar Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmistir.

Günümüzde arkeoloji  

Eskiden zengin hazineler, saraylar ve tapinaklar bulma umuduyla kazi yapilirdi. Siradan insanlarin yasadiklari yerler definecileri ilgilendirmiyordu. Oysa arkeologlar geçmisi iyi anlayabilmenin yolunun, bulunabilen her seyi incelemekten geçtigini bilirler. Arkeologlar buluntulari incelerken, o toplulugun ekonomisini, degisik isleri ve görevleri olan insanlar arasindaki iliskileri ve dinsel inanislarini da arastiriyorlar. Yetistirdikleri bitkilere ve hayvanlara bakarak insanlarin çevrelerini nasil degistirdiklerini, kendilerinin de çevreden nasil etkilendigini anlamaya çalisiyorlar. Ortadogu'da bazi arkeologlar çöllerde arastirmalar yaparak, kentlerin henüz kurulmadigi ve uygarliklarin yerlesmedigi dönemlerdeki göçebe topluluklara iliskin bilgi edinmeye çalisiyorlar. Çok kisa bir zaman öncesine kadar kitaplarda, elyazmalarinda ve iyi korunmus yapilarda ortaçaga iliskin yeterince bilgi bulundugu saniliyordu. Yatin tarihlerde bu alanda da yepyeni gelismeler oldu. Birçok arastirmaci son 200 yilda yapilmis kanallari, demiryollarini, fabrikalari konu alan sanayi arkeolojisi alaninda çalisiyor. Günümüzde kisaca, geçmise iliskin her sey arkeolojinin kapsamina girmektedir.

Alan arastirmasi

Havadan çekilen fotograflar arkeologlarin çalismalarina büyük katki saglamaktadir. Bu fotograflar, arastirilacak alani yere serilmis bir harita gibi gösterir. Örnegin, birbirine bagli kisa, düzenli yollar ya da setler Roma dönemini isaret eder. Günes isinlarinin egik oldugu saatlerde çekilmis fotograflarda görülen hafif tümsekler ve çukurlar ise buralarda eski yerlesmelerin izlerini gösterir. Bunlar hisar, hendek ve yapi kalintilari olabilir. Yilin belli zamanlarinda çimenlerin ya da ekinlerin renginde ve boyunda gözlenen bazi degisiklikler de arkeologlara önemli ipuçlari verir. Örnegin, bir tarlanin genelinde tahillar yesilken bir bölümü kisa zamanda olgunlasip sararmis olmasi, o topragin altinda tastan temellerin bulundugunu gösterir. Eger tarlanin altinda doldurulmus çukurlar ya da hendekler varsa, buralarda su birikecegi için, ekili ürünün olgunlasmasi gecikir. Bu yerler fotograflarda yesil çizgiler ya da noktalar olarak göze çarpar. Bu tür belirtilerden birçok eski yerlesme yeri saptanmis ve gün isigina çikartilmistir.

Toprak altinda kalmis çanak çömlek ocaklari, pismis kilde bulunan magnetik güçten dolayi, duyarli magnetometrelerle (magnetik güç ölçme aleti) saptanabilir. Bir zamanlar canlilarin yasamis oldugu ve organik maddelerin bulundugu yerlerde de, çevrelerine göre daha çok magnetizma vardir. Arkeologlar magnetometreyle çanak çömlek ya da çini gibi esyalarin bulundugu ve insanlarin yasadigi yerleri kolayca saptayabilirler.
Alan arastirmasinda kullanilan bir baska yöntem de, topraktaki direncin elektrikle ölçülmesidir. Içi nemli toprakla dolu bir hendek daha az, tas duvarlar ya da sert zeminler daha çok direnç gösterir.
Ekili tarlalarda toprak sürülürken ortaya çikmis bir çömlek ya da çini parçasi ile tümsek ya da çukurlar, bir arkeologun buradaki eski kalintilari bulmasina yardimci olur. Ayrica, eski haritalardan, belgelerden, yer adlarindan ve yerel geleneklerden de yeni ipuçlari çikarilabilir ve dünya da pek çok yerlesme kalintisi bu yolla bulunmustur.

Kazi nasil yapilir?

Çagdas kazilarin nasil yürütüldügünü daha iyi anlayabilmek için, Roma dönemi bir evin yapilis öyküsünü örnek almak iyi bir yol olabilir. Çünkü arkeologlar günümüzde Roma dönemi bir evi ortaya çikarmak üzere kaziya basladiginda, bu öyküyü sondan basa dogru yeniden kurmaktadir. Roma dönemin yapi ustasi, bir evi yapmaya giristiginde önce topragi temizler, ardindan temel çukurlarini kazar. Sonra, mozaiklerle resimler ya da motifler yaparak zemini döser. Duvarlari örüp üstünü bir çatiyla kapatir. Ev artik oturulacak hale gelmistir ve insanlar gelip yerlesirler. Ustanin cebinden düsen bir metal para evin temelinde kalabilir. Evde yasayanlar bazi küçük esyalarini evde yitirebilir. Kirilan çanak çömlek parçalari çöp çukuruna atilir. Böylece evde yasayanlarin öteberileri kiyida kösede kalabilir. Arkeolojide bu süreç yerlesme dönemi olarak adlandirilir. Daha sonra bir savastan dolayi insanlar yasardigi evi terk etmek zorunda kalabilir, ev bir depremde çökebilir. Artik içinde insanin yasamadigi evin zamanla tamamen çöker; ahsap kisimlari çürür, duvarlar yikilir. Aradan uzun yillar geçince de ev bütünüyle topragin altinda kalir. Aradan yüzyillar geçince üzerindeki toprak dümdüz olur. Burasi ekili bir alan haline gelebilir ya da üzerine yine bir ev yapilabilir.

Arkeologlar önce toprak altinda böyle bir evin varligini saptar. Kazi alaninin tümünü ya da çevresini ince çelik çubuklarla çevirir. Bu, kazi boyunca yapilacak ölçümlerin dogrulugu, çikarilacak plan ve sonuçlarin güvenilirligi için gereklidir. Artik sira, çatidan temele dogru bütün tabakalari tek tek özenle kaldirmaya gelmistir.

Ilk tabakaya ulasincaya degin kazi makineleri kullanilabilir. Ama ilk tabaka kaldirilinca, artik kazida yalnizca sivri uçlu mala, kürek ve kova kullanilir. Kazi sirasinda ortaya çikarilan duvarlar, ocaklar, firinlar ve insan yapimi öbür yapilar örselenmeden birbirinden ayrilir. Arkeologlar bütün bunlari inceler ve ayrintili notlar tutar. Ele geçen esyalar tek tek özenle temizlenir ve bulunduklari tabakayi belirtecek biçimde numaralanir. Esyalarin üzerinde o dönemin hükümdarinin resimleri varsa, bu esyanin yapilis tarihini saptamayi kolaylastirir. Ama buluntular daha eski dönemlerden kalmis, yazisiz ve resimsiz de olabilir. Ayrica baska döneme ait esya o tabakadaki esyayla karismis olabilir. Böyle durumlarda kesin tarihlendirme yapilirken, bir üst tabakaya hiç dokunulmamis olmasi gerekir.
Kaziyi yapan kisi, bu evin yapildigi, degistirildigi ya da yikilmaya birakildigi tarihleri saptar. Ayrica evde yasamis olanlarin ne gibi özellikleri oldugunu ve yasam biçimlerini ortaya çikarabilir. Örnegin bir çiftlik eviyse, çevresinde tarlalar, otlaklar ve korular bulunacagini bilir. Buradaki bitki, tohum, polen ve tahil kalintilari, çevrenin o zamanki bitki örtüsünü gösterir. Hayvan kemikleri, burada yasamis insanlarin yedikleri etin cinsini anlamamizi saglar. Kullandiklari araç gereçler insanlarin günlük yasamlari hakkinda bilgi verir.

Kentlerde kazi çalismalari, açik alanlardaki kazilardan daha zor ve karmasiktir. Insanlarin yüzyillardir yasamakta olduklari kentlerde kazilar yillarca sürebilir. Öte yandan bir kalintinin varligi saptansa bile, bu mevcut yapilarin ya da sokaklarin altinda bulunacagindan kazi yapma olanagi da yoktur. Bu gibi nedenlerden dolayi büyük kentlerde daha az kazi yapilmaktadir. Yapilarin ortaya çikarilmasinda kullanilan yöntemler, Roma yollari, kanallar, surlar gibi öteki alanlarda yapilan arkeolojik kazilarda kullanilmaz. Bu tür kazilarda birbiri üzerine binen bütün katmanlarin görülebilecegi bir kesit elde edilmeye çalisilir.

Bilimsel yöntemler

Arkeolojide günümüzde tarihlendirmede çesitli bilimsel yöntemler kullanilmaktadir. Bunlardan biri olan radyokarbonla tarihlendirme yönteminin bulunmasi, arkeolojide büyük bir gelisme sagladi. Bu yöntemle odunun, kömürün ve eski yerlesim bölgelerinde bulunan kemiklerin yaslarini saptamak olanakli hale geldi. Her canlida karbon bulunur ve bunun neredeyse tamami karbon-12'dir. Belli bir oranda da radyoaktif ve "agir" olan karbon-14 vardir. Örnegin bir agaç kesilince, artik yeni karbon-14 atomlari alamaz ve var olan radyoaktif karbon atomlari da belli bir hizla yok olmaya baslar. Böylece yaklasik 5.500 yil sonra bu atomlarin yarisi karbon-12 atomlarina dönüsür. Radyoaktif karbonun karbon-12'ye orani ölçülerek, canlinin ne kadar zaman önce öldügü saptanabilmektedir. Ne var ki bu yöntem, tarihi belli olan Misir buluntularina uygulandiginda, saptanan tarihlerin çok kesin olmadigi anlasilmistir. Bir baska tarihlendirme yöntemi de isiyla isildamadir (isil isildama). Bu yöntem yalnizca pismis kile uygulanabilmektedir. Kilde radyoaktif atomlar içeren elementler vardir. Kil pisirilmeden önce bunlar çevrelerine isik biçiminde parçaciklar saçarlar. Pisme isleminin sonunda, atomlarin saçtigi bu parçaciklar kristallesmis yapinin içinde hapsolur. Isiyla isildama yönteminde çömlekten alinan bir örnek, parçalarin yeniden serbest kalacagi noktaya kadar isitilir. Bu parçaciklar isik biçiminde (isildayarak) açiga çiktiklari için fotometre aygitiyla ölçülür. Çömlek ne kadar çok isik verirse, o kadar eskidir.
Bir agacin yasinin, gövdesindeki yillik büyüme halkalarina göre saptanmasina dendrokronoloji denir. Agaç gövdesinin kesitinde iç içe ince ve kalin halkalar görülür. Havalarin iyi gittigi yillarda agaç daha çabuk büyüyeceginden halkalarin kalinligi artar. Bu yöntemle agacin yasadigi dönemdeki iklim kosullari bile anlasilabilir. Bir çam türünün 4.000 yil önceki ve günümüzde yasamakta olan örnekleri bu yöntemle karsilastirilmistir.

Türkiye'de arkeoloji

Anadolu'daki tarihsel kalintilar daha 16. yüzyilda Avrupali gezginlerin dikkatini çekmisti. Nitekim ilk kazilar da, 19. yüzyilda Avrupali arkeologlarca yapildi. Bunlardan biri olan Alman arkeolog Schliemann'in eski Troya kentinin yerini saptadi ve burada uzun yillar kazi çalismalarini sürdürdü. 1882'de Türkiye'deki ilk arkeoloji müzesinin kurucusu ressam ve arkeolog Osman Hamdi Bey (1842-1910), 1887'de en önemli kazisini Sayda'da (bugün Lübnan'da) gerçeklestirdi. Bu kazida Fenike krallarina ait 20'den fazla lahit ortaya çikarildi. Daha sonra Anadolu'daki ilkçag uygarliklarini arastirmak isteyen Alman, Avusturyali ve ABD'li arkeologlar da Bergama, Bodrum, Bogazköy, Didyma, Priene, Miletos, Ephesos ve Sardes gibi tarihi bölgelerde kazilar yaptilar. Bu kazilarda, Dünyanin Yedi Harikasi’ndan ikisi olan Ephesos’taki Artemis Tapinagi ve Bodrum’daki Mausoleion gibi önemli yapitlar ortaya çikarildi.

Arkeoloji egitimi

Cumhuriyet döneminde arkeolojiye daha fazla önem verildi. 1931'de Türk Tarih Kurumu, 1934'te Istanbul Üniversitesi'ne bagli Türk Arkeoloji Enstitüsü, iki yil sonra da Ankara'da Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi kuruldu. 1933'te Türk Tarih Kurumu adina ilk kazilar, Hamit Zübeyr Kosay baskanliginda Ahlatlibel'de yapildi. 1935'te Kosay ve Remzi Oguz Arik Alacahöyük kazilarina basladilar. Ayrica Türkiye’de 1930'lardan baslayarak Alman, Fransiz, Ingiliz ve Hollanda arkeoloji enstitüleri kuruldu. Bu dönemde yerli ve yabanci uzmanlar birçok eski yerlesim bölgesinde arastirma ve kazilar gerçeklestirdiler. Kazilardan çikarilan eski yapitlari korumak ve sergilemek için yeni müzeler açildi. Bunlarin basinda, dünyanin en önemli arkeoloji müzelerinden biri olan Istanbul Arkeoloji Müzesi gelir.

Arkeolojik çalismalar

1946'da Kiliç Kökten baskanliginda Antalya’daki Karain kazilarina baslandi. Karain Magarasi, Anadolu'nun en büyük dogal magaralarindan ve Tarihöncesi yerlesmelerinden biridir.

Arif Müfid Mansel, Perge (1946) ve Side (1947);
Bahadir Alkim, Karatepe (1947);
Tahsin Özgüç/Kutlu Emre, Kültepe (1948) ve Altintepe'de Urartu Kalesi (1959); Ekrem Akurgal, eski Izmir (Smyrna), Foça, Sinop; Afif Erzen, Van'da Urartu (1961); Kenan Erim Afrodisias (1961);
Nimet Özgüç, Acemhöyük (1962) ve Samsat (1978);
Nezih Firatli, Usak Selçikler (1966) kazilarini yürüttüler.

Ufuk Esin, 1968'de Tepecik'te, 1971'de Tülintepe'de kurtarma kazilarini yönetti. Bu yöre 1975'te Keban Baraj Gölü'nün dolmasiyla birlikte sular altinda kaldi. Gene Ufuk Esin'in 1978 sonrasinda, Karakaya Baraji sulari altinda kalan Degirmentepe’de kurtarma kazilari yapti.
Türkiye'de yazili belgelerden ya da toprak üstündeki kalintilardan yola çikilarak yapilan planli kazilara örnek olarak Bogazköy, Kültepe ve Efes kazilari gösterilebilir. Türkiye’de son yillardaki en önemli kazi alanlarindan biri Zeugma’dir. Gaziantep’te Nizip’in 10 kilometre dogusunda ve Firat Irmagi’nin bati kiyisinda bulunan, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait antik kentte, Birecik Baraji’nin sulari altinda kalacagi için 2000 yilinda kurtarma kazilarina baslandi. Bu kazilarda çok önemli mozaikler ve buluntular ortaya çikarildi.

Son yillarda, Bodrum'da sualti arkeolojik arastirmalarina büyük önem verilmeye baslandi. Türkiye’nin ilk sualti arkeoloji müzesi olan Bodrum Sualti Arkeoloji Müzesi'ne bagli olarak yürütülen çalismalar sonucu denizden çikarilan birçok buluntu bu müzede sergilenmektedir.


                                                                            Alintidir.

197

Paylasimin icin tesekkür ederim, benim kiz arkadasim Arkeoloji bölümü okumak istiyor, hayirlisi bakalim.. :) :)


Ayrica;

die Archäologie ;         -;          nur Sg       ; Arkeloji
                            [Genitiv]     [Plural]

die Astrologie ;          -;           nur Sg       ; Astroloji
                            [Genitiv]      [Plural]

emosh

aslında ikisiylede ilgilenmem ama astoloji kısmında ilgimi çeken yerler var paylaşım için sağol