Önemli: Dinimizin gayrimüslimlerle evliliğe bakışı

Başlatan Kalebodur, Ocak 26, 2008, 12:51:57 ÖÖ

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kalebodur

Bu makâle Müslümanlar arasında gittikçe yaygınlaşan gayrimüslimlerle evlilik konusunu işliyor. Konu dinî ve sosyolojik açıdan ele alınmış. İlgililerin okuması metin uzunda olsa tavsiye olunur.

YABANCILARLA EVLİLİK

İslâm öncesi Arap cahiliyet dönemindeki topluluklarda, evlilik ve aile kurumu çok farklı konumlarda idi. Kadınların pazarlarda bir mal gibi alınıp satıldığı, erkeğin hükümranlığı altında zulüm gören, ezilen, uğursuz sayılan ve çoğu zaman da çok eşliliğe (poligami) razı bırakılan kadınların var olduğu bir toplumda, sağlıklı aile kurumlarından bahsetmek mümkün değildi. İslâm dininin getirdiği yeni hükümler ve Kur'an, kadınlara o güne kadar hiç bir dinin ve devletin tanımadığı ve vermediği hakları vermiş, insanı ahlâkî, hukukî, sosyal, eğitim ve ekonomik alanlarda yeni düzenlemeler ortaya koyarak kadına gerekli değeri vermiş ve onu onurlandırmıştır.

İslâm sağlıklı bir toplumun oluşmasında aile kurumuna son derece önem vermiş ve evliliği sürekli teşvik etmiştir. “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir...”(1) “Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar.''(2) ayetleriyle evlilik kurumu teşvik edilmiş(3), ekonomik ve sosyal imkânları uygun koşullar içinde bulunmayanların durumları ele alınmış, evlenemeyecek olanların da namuslarını korumaları, evlenme ortamlarının oluşmalarını beklemeleri gerekliliğine işaret edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) de, Kur'an-ı Kerim'in öğretileri doğrultusunda gençlere evlenmelerini tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: “İçinizden gücü yeten evlensin. Çünkü, iffeti ve namusu korumanın en tesirli yolu evlenmektir”.(4) Gençlere, yuva kurmak için sağlıklı bir bedene sahip olmalarını; çalışıp kazanmanın gerekliliğine ve kötü alışkanlıklardan, insan fıtratına aykırı her türlü eğilimlerden, çirkin davranışlardan, sapık düşünce ve eylemlerden sakınmanın önemine işaret etmiştir. Yine bir başka hadislerinde ise, “Nikâh sünnetimdir. Sünnetime göre hareket etmeyen benden değildir. Evleniniz ve çoğalınız. Çünkü ben çokluğunuzla övünürüm. Meşrebini seven yoluma girsin. Evlenmek benim yolumdur.”(5) Dolayısıyla Hz. Peygamber, nikâhsız, gayri meşru bir hayatın yaşanmamasına dikkat çekmiş, nikâh olmadan birlikte yaşamak isteyen kadın ve erkeğe nikâh koşulunu getirerek, karşılıklı hak ve ödevlerin yasal güvence altına alınmasını istemiş, bu sorumluluğu da evlenecek çiftlere yüklemiştir. Hz. Peygamberin, “evleniniz, çoğalınız...”  ifadesi, aynı zamanda günümüzde sık sık uygulamalarına şahit olduğumuz “nüfus plânlaması” adı altında önemli bir sorun olan kürtaj konusuna değinerek, doğal olarak neslin daha doğrusu Müslüman toplumlarının çoğalması doğrultusunda ümmetine çok önemli ve düşündürücü mesajlar vermiştir.

İslâm, evliliği, ahlâkî ve hukukî bir temel üzerine bina etmiştir. Evlilik dışı ilişkileri de yasaklayarak aile yapısını ve evlilik kurumunu dolayısıyla nesilleri koruma altına almıştır. “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”(6), “Zinaya yaklaşmayın. Zira o, büyük bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”(7), “Mü'min erkeklere, gözlerini harama dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle...”( 8 ), “Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini harama bakmaktan korusunlar, namus ve iffetlerini esirgesinler...”(9) ayetleri buna en güzel delildir. Aynı zamanda Hz. Peygamber, kadını Allah'ın bir emaneti olarak ifade eder. “Sizin en hayırlınız, eşinize en hayırlı olanınızdır.”(10) Burada söylenmek istenen şey, eşlerin birbirlerine karşı saygı ve sevgi içinde yaratılış kanunlarına uymaları, Allah'ın insanları sevdikleri ile birlikte haşredeceği anın gerçekleşeceğini bildirmesidir. Bir hadis-i şerifte bu gerçek şöyle dile getirilir: “Kişi, kimi severse onunla haşrolur.”

Kur’an, temiz bir toplum oluşturmak için fertleri, ahlâkî bunalımlara sürükleyecek her türlü konuda uyarır. İnsan hak ve hürriyetine, toplumun ahlâk değerlerine son derece önem verir ve bunları ihlâl edenlere de dünya ve ahiret hayatında cezâî müeyyide (yaptırım) ile uyarır. “İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da, ahirette de çetin bir ceza vardır...”(11)

İslâm dini, aile hayatının prensiplerini ve aile hukukunu ortaya koyarken Müslümanın üstünlüğünü esas kılar . Aile kurumunu sağlam temeller üzerine bina etmek ister . Dolayısıyla aileyi meydana getiren bireylerin hak ve hukukunu ortaya koyarak, bu hak ve hukuka riayeti tavsiye etmiştir. Aile hayatının devamlılığı, karı koca arasındaki uyuma bağlıdır. İslâm bu uyuma önem vermiştir. Bu uyum, başta din olmak üzere sosyal ve kültürel özellikler, ekonomik yapı ile soy ve nesep yönüyledir. Bu konuda denklik esastır. Sağlıklı bir evlilik için eşlerin inançları, sosyal ve kültürel seviyeleri, ahlâk anlayışları, hayata bakışları ve davranış biçimleri önemlidir. Bu konularda yaşanacak çelişkiler ve eksiklikler elbetteki, çocuklara da yansıyacak, dolayısıyla sağlıklı kişiliklerin oluşmasına engel olacaktır.

İslâm dininde Müslüman bir erkeğin, Hıristiyan bir kadınla evlenmesi caizdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Mü’min kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir.”(12)

Başlangıçta aile birleşimi yoluyla, Almanlarla evlilik yapan vatandaşlarımız oldukça çoğunluktaydı. Bunlar genelde anlaşmalı evliliklerdi. Belli bir para karşılığında kanûnî süre için evlilikler yapılıyor, o sürenin sonunda gerekli oturum ve çalışma müsaadesi alındıktan sonra evlilikler sona erdiriliyordu.(13) Bu konuda bir çok problem de yaşanmıştır. Özellikle memleketinde evli iken kendisinin bekâr olduğunu ifade ederek ve ona göre belgeler düzenlemek suretiyle Almanya'da ilk eşini boşamadan ikinci evlilik yapan, Almanya'ya gelebilmek uğruna memleketindeki eşini daha sonra tekrar evlenmek kaydıyla hukûken boşayıp(14)  dinî nikâh altında tutan vatandaşlarımız, memleketlerindeki ailelerini mağdur etmiş; hatta zaman zaman Almanya'da karşılaştığı sosyal ve kültürel farklılıkların getirdiği hayat tarzı, kazandığı ekonomik güç ve yurtdışında bulunmanın verdiği rahatlıkla hayat standardını yükseltmiş; bu sebeplerle ailesini terkedenler de olmuştur. Binlerce kilometre uzakta yabancı bir ülkede bulunan bu vatandaşlarımız, belki de kendi ülkelerinde hiç bir zaman ayrılmayı akıllarına bile getirmeyecekleri böylesi bir terkediş, şu atasözümüzde ifadesini bulmuştur: '”Gözden uzak olan, gönülden de ırak olur.”

İslâm aile hukukunda evlilik müessesesinin devamı ve korunması esastır. Kur'an'da ailenin parçalanmaması ve dağılmaması için her türlü önlem alınmış ve çeşitli yaptırımlar getirilmiştir. “Siz nefislerinizi ıslah etmeye bakın.”(15) âyetinde ifade edildiği üzere, eşlerin her şeyden önce kendi aralarında öz eleştiri yaparak  düzelmeleri istenmiş, ancak alınan bütün tedbirlere rağmen eşlerin anlaşmazlıkları hâlinde boşanmalarının hak olduğunu ve boşanma hukûku hükümlerine uyulma zorunluluğu getirilmiş ve insanî onur ve şahsiyet haklarını teminat altına almıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) de boşanmanın hoş bir şey olmadığına işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Boşanma, mübahların en sevimsizidir.”(16)

İslâm’ın evlilik ve aile hukuku ile ilgili hükümleri ve Hz. Peygamber’in sünnetinin getirdiği bakış açısı böyle iken, Avrupa'da değişik ülkelerde yaşayan gençlerimizin evliliğe ve onun istikametinde gelişen yeni akımlara örneğin; evlilik dışı ilişkiler, feminizm, aynı cinsten insanların “eşliklerin kanunu” güvencesinde bazı ülkelerde yürürlüğe koyduğu uygulamalara sıcak baktığını görüyoruz. Yazılı ve görsel basında bu konuda sık sık haberler yer alıyor. Geçtiğimiz yıl Almanya'nın Köln şehrinde, homoseksüel gurupların düzenlediği bir gösteri yürüyüşünde, üzerinde Türk bayrağının bulunduğu ve Türk eşcinsellerinin temsil edildiği bir araba dikkati çekmiştir.(17)

Daha sonraları Almanya’da yapılan bu tür evlikler, mantık ve sevgi evliliklerine dönüşmeye başladı. İlk zamanlar Almanlarla evlilik yapanlar kendi vatandaşları arasında kimi zaman kınanıyor, kimi zaman ayıplanıyor, kimi zaman da dışlanıyordu. Almanya'da kalıcı olmanın artık kendisini hissettirmeye başladığı dönemden itibaren bu mantık ve sevgi evlilikleri çoğalmaya başladı. Yabancılarla evlilik yapanların büyük çoğunluğu, Türk erkeklerle yabancı kadınların evlenmesi şeklindeydi. Nadiren de olsa bunun aksi de görülüyor ve Türk kadınları da yabancı erkeklerle evleniyordu. Maalesef bu evliliklerin çoğu boşanmayla noktalanıyordu. Bu noktada şunu ifade etmek gerekir ki, İslâm hukukçuları, Müslüman bir kadının gayr-i müslim bir erkekle (ehl-i kitap olsun veya olmasın) evlenmesinin câiz olmadığında ittifak etmişlerdir. Bu konuda Hırıstiyanlar da rahatsızdılar ve aynı görüşe yakın görüşler ileri sürüyorlardı.(18) Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Mü’min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz, onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar, onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal oImazlar.”(19) İslâm hukukçuları, bu yolla yapılan evliliklerde Müslüman kadının dininin ve çocuklarının (kadın çocuklarını Müslüman olarak yetiştirmekten mahrum kalacaktır) tehlikeye girdiğini, gayr-i müslim erkeğin İslâm dinini, dolayısıyla o dinin peygamberi olan Hz. Muhammed’i ve getirdiği mukaddes kitap olan Kur’an-ı Kerim'i tanımadığını, Müslümanların mukaddesatına saygı göstermediğini ifade etmişlerdir.(20)

Bu konuda Din İşleri Yüksek Kurulu'nun da fetvası şöyledir: “Müslüman bir hanımın, ister ehl-i kitapdan olsun, ister olmasın Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi haramdır. Müslümanlığı kabul etmedikçe yapılacak nikâh sahih değildir. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de şöyle belirtilmektedir: “İman etmelerine kadar; puta tapan erkeklerle mü’min kadınları evlendirmeyin.” (Bakara, 221), “Müslüman kadınlar, inkarcılara helal değildir; onlar da bunlara helal olmazlar.” (Mümtehine, 10) Ehl-i kitabın bu hükümden istisna edildiğini bildiren hiç bir nas vârid olmamıştır. ehl-i kitap da bu hükmün içine girmektedir. Ayrıca bu husus, İslâm âlimlerinin icması ile de sabittir. Buna karşılık Müslüman bir erkeğin, ehl-i kitaptan (yani Yahudi ve Hırıstiyan) bir kadınla evlenmesi câizdir.(21)

Dinî, sosyal ve kültürel uyumsuzluklarla, ailelerinin onayı olmadan gerçekleşen bir çok evlilik, boşanmalarla sonuçlanmıştır. Bu da beraberinde bir çok sorunu getirmiştir. En önemli problem de çocuklar olmuştur. Mahkemeler genelde çocukları anneye vermiş, babalara da çocukların18 yaşına kadar bakımlarını karşılayacak nafaka ödeme hükmünü getirmiştir. Bu da Türk baba için ekonomik ve psikolojik bir yıkım olmuş, sonucunda da çocuk kaçırma, sınır dışı edilme, cinayet ve intiharlar gibi bir takım dramatik hadiseler yaşanmıştır.

Almanlarla evlilik yapan Türk gençlerine ayrılma sebepleri sorulduğunda, aşağı yukarı aynı cevaplar verilmiştir. Alman kültüründe namus kavramı farklı olduğu için namusuna düşkün Türk erkekleri, Alman eşlerinin çok rahat davranışlarından ve hayat anlayışından rahatsız olmuşlardır. Yine baba erkil aile yapısında erkeğin sözünün geçtiği Türk toplumunda kadının çalışıp, evinde söz sahibi olması ve eve hakim olması yani aile içerisinde alınan kararlarda kadının hükümran olması, Türk erkeği açısından kabul edilmez bir anlayıştır. Çocukların isminin konmasında başlayan problem, çocuğun yetişmesinde Türk-İslâm geleneklerine uygun bir eğitimin benimsenmemesi ve Alman kültürü altında annenin eğitimine tâbi tutulması, Türk baba üzerinde psikolojik bir baskı oluşturmakta; başta ailesi olmak üzere çevre baskısı altında bunalmaktadır.

Dinî ve millî değerlerinden uzak çok sayıda 'Türk genci yetişmiş, maalesef içinde bulundukları toplumda bazan Türk-İslâm kültürünü inkar edecek kadar Türk toplumundan uzaklaşmıştır. Hatta Müslümanlığı kabul etmiş yabancılardan, evlilik yaptığı Türk öldüğü zaman ya da bir ayrılık söz konusu olduğu zaman, kabul ettiği Müslümanlığı bir kenara bırakıp eski kültür ve yaşayışına geri dönerek, yeni edindiği arkadaşlarıyla evlilik dışı hayatı yaşayanlar da olmuştur. Bu da bize, kabul edilen Müslümanlığın evliliğin bir kuralıymış düşüncesinin hakim olduğunu açıkça göstermiştir. Bu durum Türk-İslâm geleneklerine ters bir tarzı ortaya koymakta ve İslâm’ın bu konuda getirdiği sosyolojik hükümlere aykırı bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Günümüzde yabancılarla evlilik daha da çoğalmıştır. Vatandaşlarımızın Almanya'ya çalışmaya geldiği ilk dönemlerde sadece Almanlar'la evlilik yapan Türk gençleri, bugün Almanlar'ın dışında artık diğer milletlere mensup kişilerle de evlenmektedirler. Bunlar arasında içinde yaşadığı toplumun fertlerinin yanısıra Polonya, İtalya, Yunanistan, Rus vb. milletlere mensup kişiler de bulunmaktadır. Bunların dışında Müslüman olan Fas, Lübnan, Cezayir gibi millletlere mensup kişilelerle de evlilikler gerçekleşmektedir. Bu arada yabancılarla evlilik yapan Türk kadınlarının sayısıda gün geçtikçe artmaktadır. Ancak yabancılarla evlilikte unutulmaması gereken bir önemli konu da, evlenilecek yabancının ehl-i kitap denilen Hırıstiyan veya Yahudi olmasıdır. Her ne kadar Hırıstiyan bir toplumda yaşansa da, inancı olmayan (ateist) kimselerin varlığı da bir gerçektir. O takdirde hüküm elbetteki farklıdır. İslâm dini, Müslüman veya ehl-i kitap olmayan kadınla evliliği yasaklamıştır.(22) Tabii ki birlikte yaşama adı verilen evlilik dışı hayat yaşayan kadın, erkek Türkler de mevcuttur . Bu durum ise Türklük ve İslâmlık adına üzüntü verici bir durumdur. Halbuki Hz. Peygamber, ifade buyurduğu bir çok hadislerinde gençlere evlenmeyi tavsiye etmiş ve evliliği, iffeti ve namusu koruyacak bir koruyucu olarak göstermiştir.

İslâm’a göre Müslüman ile gayr-i müslim arasındaki evliliğin meşru olabilmesi için kocanın Müslüman, kadının da Müslüman veya ehl-i kitap olması gerekir. Yabancıyla ehl-i kitap olması şartıyla yapılan evliliklerde çocukların durumu da ayrı bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumdaki çocuklarla, Müslüman anne babadan olma çocuklar arasında bazı yönlerden farklılıklar olmaktadır. Bu farklar din ve miras konularında karşımıza çıkar. Gayr-i müslim bir kadınla evli olan Müslüman erkeğin çocuğu, din yönünden babaya tâbidir. Aslında çocuk İslâm’a göre, mutlak surette Müslüman baba veya anneye tâbidir. Evlat, anne babadan din yönünden daha iyi durumda olana bağlıdır.(23) Buna delil Kur’an-ı Kerim’deki şu ayet-i kerimedir: “İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık.''(24) Yine yabancılarla evliliklerde boşanmalar çok sık olduğu için, henüz bebeklik çağında bulunan çocukların emzirme meselesi ortaya çıkmaktadır. İslâm’a göre, çocuk emziren kadın ile, emzirilen çocuk arasında din birliği şart değildir. Aradaki din farkı, annenin çocuğa bakma hakkını ortadan kaldırmaz. Çünkü arada şefkat duygusu vardır.

Yabancılarla yapılan evliliklerde Müslüman erkekler, gerek vicdanî rahatsızlık ve gerekse aile baskıları ve duyulan endişelerden (hukûkî, örfî, sosyal ve kültürel) dolayı evleneceği kadınlara Müslüman olma şartını koyarlar. Evlenen yabancı kadın ekseriyetle, din değiştirmenin İslâm dininde nikâhın şartlarından biri olduğu düşüncesine sahiptir. Müslümanlığı tercih eden bu kimseler, daha sonraları İslâm’ı öğrenmek ve yaşamak adına pek gayret göstermezler. Kaldı ki, Müslüman bir kimseyle evlenmemiş bir çok yabancının, İslâma karşı sıcak ilgi ve yakınlık beslediği de bir gerçektir.

Yabancılarla evlilik konusu başlıbaşına araştırma konusudur. Psikolojik ve sosyolojik yönleri vardır. Meydana gelen kişisel ve toplumsal sorunlar, neticede bizim vatandaşlarımızı ilgilendirmektedir. Bu konuda iyi bir eğitim ve bilgilendirme şarttır. İşin dinî, kültürel ve örfî boyutu vardır. Neslin muhafazası, İslâm dini’nin emrettiği hususlardan birisidir. Özellikle de entegrasyondan sıkça bahsedildiği bir ortamda, Türk aile yapısının korunması ve bu konuda çok ciddi çalışmaların da yapılması gerekir.

1. Nur, 32.

2. Nur, 33.

3. Bkz. Furkan, 74; Nisa, 25.

4. Buharî, Nikâh, 2; Müslim, Nikâh, 1.

5. Buharî, Nikâh, 1786; Müslim, Nikâh ,1-5.

6. Tahrim, 6.

7. İsrâ, 32.

8. Nur, 30.

9. Nur, 31.

10. Müslim, Hacc, 9; İbn-i Mâce, Nikâh, 8.

11. Nur, 19.

12. Maide, 5.

13. Bu konuda Din İşleri Yüksek Kurulu'nun fetvası şöyledir: Avrupa'da işçi olmak için, geçici olarak gayr-i müslim bir kadınla evlenmenin hükmü nedir? Evlenmek, Allah’ın takdir ettiği sürece, ölünceye kadar geçinmek ve aile yuvası kurup devam ettirmek için yapılan çok ciddî iştir. şehevî hisleri tatmin etmek veya dünyevî menfaatler sağlamak gibi maksatlarla geçici evlilik, dinen caiz değildir. Evlilik gibi yuva kurmanın ve neslin devamını sağlayan kutsal bir akdin basit çıkarlara âlet edilmesi, şüphesiz günahı çok ağır bir suçtur. Ayrıca bu tür düşüncelerle yapılan evlilikler, çoğu zaman kurulu olan bir çok ailenin dağılmasına ve meşru şekilde evli olan eş ve çocukların mağduriyetine yol açmaktadır. Bu itibarla maddî bir menfaat elde etmek için ve söz konusu menfaatı elde etme süresine bağlı olarak yapılan nikâh geçersiz ve bu yolla gerçekleşen evlilik gayr-ı meşru olup, her Müslümanın bundan kesinlikle sakınması gerekmektedir. “Günümüz Meselelerine Fetvalar” s. 79, T.D.V. Yayınları, Ankara, 1993.

14. Bu konuda Din İşIeri Yüksek Kurulu’nun fetvası şöyledir: “Sadece kocanın veya eşlerin her ikisinin bizzat veya avukatları vasıtasıyla açtıkları dava sonucu mahkeme kararı ile boşanmış olan eşler, dinen de boşanmış olur”, Günümüz Meselelerine Fetvalar, T.D.V. Yayınları, s. 80, Ankara, 1993.

15. Maide,105.

16. Ebû Davûd, Talâk 3; İbn-i Mâce, Talak,1.

17. Ne yazık ki, görev yaptığım bölgede Alman vatandaşı olmuş bir Türk genci, bir başka Alman vatandaşı olan bir İtalyan genci ile evlilik yapmak üzere “Rathaus”a (Belediye'ye) müracaat etmiş ve vicdanî rahatsızlıktan dolayı da beraberinde dinî nikâh istemiştir.

18. Papa II. Jean Paul, 27. 02.1993 tarihinde Kuzey Afrika’da Müslüman erkeklerle evlenen kadınları sert bir dille eleştiren ve bu evliliklerin dinen câiz olmadığını ifade eden beyanatta bulunmuştur. Bu beyanat aynı gün BBC televizyonunda sadece Avrupa'ya ve Amerika'ya değil tüm dünyaya yayınlanmıştır. Diyanet Aylık Dergi, Mayıs, 1993, Dr. KESKİN, Abdulbaki, Doğu-Batı ve 21.Yüzyıl Üçgeninde İslâm, s. 97, Ankara, 1994.

19. Mümtehine,10: Bu âyet, Hudeybiye antlaşmasıyla ortaya çıkan durumu tanzim eden bir ayettir. Hudeybiye antlaşmasına göre kafirlerden gelen mü’minler, tekrar kendilerine iâde edilecekti. Gelen mü'minler kadın ise, âyette belirtildiği üzere iade edilmeyecekti. Çünkü âyette mü’min kadınların, kafirlerin nikâhında kalamayacağını, bu yüzden de Hudeybiye antlaşmasının hükümlerine giremeyecekleri açıklanmıştır.

20. Daha geniş bilgi için bkz. Gayri Müslim Bir Ülkede İslâm Hayatı Problemleri, s.121, İstanbul, 1993.

21.Günümüz Meselelerine Fetvalar, s. 79,80, T.D.V.Yayınları, Ankara, 1997.

22. Bakara, 221: “İman etmedikçe putperest (Allah’a inanmayan) kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından imanlı bir cariye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de mü’min kadınlarla evlendirmeyin. Beğenseniz bile putperest erkekten, inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar cehenneme çağırır. Allah ise izni ve yardımı ile cennete ve yardıma çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye âyetlerini insanlara açıklar.”

23. Vehbi Zuhaylî, c. 4, s. 428,

24.  Tûr, 21.

Süleyman İskender