sizce bu hikeye ne ders veriyor???

Başlatan ...mystery..., Kasım 06, 2008, 04:50:28 ÖS

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

...mystery...



On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki
evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi.

Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk
saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem
takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı.

Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleleler oluşturmuş,
daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini
hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı
çekişini hayranlıkla izledi.

Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü
en büyük balıktı, bir levrek; ama av yasağının kalkmasına sadece saatler
kalmıştı.

Baba oğul güzelim balığa baktılar, pulları ay ışığında ışıl ışıl
parlıyordu. Babası bir kibrit yakıp saatine baktı. Saat on olmuştu. Av
yasağının bitmesine daha iki saat vardı.

Önce balığa, sonra oğluna baktı.
'Suya geri bırakman gerekiyor, oğlum,' dedi.
'Baba!' diye itiraz etti çocuk ağlamaklı bir sesle.
'Başka balıklar da var,' dedi babası.
'Ama hiçbiri bunun kadar büyük değil!' dedi çocuk.

Göle şöyle bir göz attı. Gölde hiçbir balıkçı teknesi yoktu. Babasının
yüzüne baktı bu kez. Kendilerini hiç kimsenin görmemiş olmasına, kimsenin
ne
balığı yakaladıklarını bilmesinin olanaksız olmasına karşın, babasının
sesinden bu konuda hiçbir ödün vermeyeceğini anlamıştı.

Oltanın ucunu balığın ağzından çekti ve balığı gölün karanlık sularına
bıraktı. Balık suya düşer düşmez, şöyle bir çırpındı ve gözden kayboldu.

Çocuk bir daha bu kadar büyük bir balık tutamayacağından emindi..

Bu olay bundan tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk New York
City' nin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi hâlâ o adadadır. Oğlunu
ve kızlarını hâlâ o adadaki küçük eve balık tutmaya götürür.

Çocuk haklıydı. Bir daha o kadar büyük bir balık tutamadı.

Fakat değerler konusunda bir ikilem yaşadığı zaman hep o balığı gözünün
önüne getirir.

Babasından öğrendiği gibi değerler doğru ile yanlışın ne olduğu
konusunda çok basit bir konudur. Güç olan yalnızca değerlerin
uygulanabilmesidir.

Birileri görmediği zaman da doğru olanı yapabiliyor muyuz? Evet,
küçüklüğümüzde bizlere balığı suya geri bırakmak öğretilseydi, doğru
olanı yapabilirdik. Çünkü gerçeğin ve doğrunun ne olduğunu öğrenmiş
olurduk.

Doğru olanı yapma kararı belleklerimizdeki canlılığını hiçbir zaman
yitirmez. Bu anıyı dostlarımıza ve torunlarımıza göğsümüz kabara kabara
anlatırız.

Fırsatlardan yararlanmak değil, doğru olanı yapmaktır önemli olan.


ÇOCUĞUNU ÖYLE KARşILA Kİ;
eve geldiği zaman, en güzel yere geldiğini hissetsin....

EşİNİ ÖYLE KARşILA Kİ;
yanına geldiği zaman, en doğru insana kavuştuğunu hissetsin....

ANNENİ ÖYLE KARşILA Kİ;
doğumundaki ağrıları lezzetle takas etsin...

BABANI ÖYLE KARşILA Kİ;
ömür boyu bir başka evlada imrenmesin...

FAKİRİ ÖYLE KARşILA Kİ;
ona serdiğinden büyük, bir dua sofrası sersin....

ZENGİNİ ÖYLE KARşILA Kİ;
Senin gönlünü gördüğünde, kendi gönlünün fakirliğinden kahretsin.....

sevgiyle kalın....

purjuu

süper ya... ;) gerçekten bu dünyada dürüstlük en önemli şey babasına helal olsun ne diyim... okey:) saatler kalmışken yasağın kalkmasına...balığı almasına izin vermemiş yaa en süper yeride orası... :) :)

...mystery...


_VeRa_

Teşekkürler mystery hikaye çok hoş
Ama son satırları daha bi beğendim ya:)

...mystery...

bende o son satırları beğendim baya... ;D çok anlamlı geldi... ;D beğendiğinede sevindim utanan:)

purjuu


...mystery...


...mystery...

buda değişik birşey azıcık bişey için konu açmıyım dedim buraya yazdım.. :) :)


Bir gün Avrupanın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocugun biri bir vitrinde çok hos bir tablo görür. Tablo belliki oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin dogum gününe almayı ister ve bir is bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdigi tüm para ile o magazaya gider. Sanslıdır tablo hala satılmamıstır. içeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve "Abimin dogum günü için bu resmi satın almak istiyorum" tüm paramda bu kadar der.  Ressam bir süre düsündükten sonra. Resmi paketler ve resmi satar.  Çocuk paketini alır ve tesekkür ederek çıkar.

Magazada adamın arkadaslarıda vardır ve saskın saskın sorarlar:

- Sen ne yaptın o resmin degeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir  rakama sattın? Adam cevap verir:

- Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim  ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kisi bulabilirdim

...mystery...


Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

— Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.

Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:

— Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

Çocuk:

— Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

— İyi ama, demiş adam. Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?

— Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, manolya lar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini.

Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:

— Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

— Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğün...

(alıntı)

...mystery...

Dünden Hızlımısınız??

Her sabah bir ceylan uyanır Afrika'da.
Kafasında tek bir düşünce vardır.
En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa aslana yem olacaktır.

Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da .
Kafasında tek bir düşünce vardır.
En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa açlıktan ölecektir.

İster aslan olun, ister ceylan olun hiç önemi yok.
Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini,
Hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin.

Yaşam adlı koşuyu ne güzel anlatmış Afrika atasözü,
Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir.
Çünkü eğer aslansanız,
Ve en yavaş koşan ceylanı bir önceki gün yakalamışsanız,
Ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz,
Artık bilmelisiniz ki, en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır.
O halde düne göre hızınızı arttırmanız gerekmektedir.

Yok eğer ceylansanız,
Ve henüz aslana yem olmamışsanız,
Hızınızı düne göre mutlaka arttırmalısınız.
Çünkü sıra size gelmiş demektir.

Yani,
Hayat koşusunda devam edebilmenin tek koşulu var.
Dünden daha hızlı olabilmek.
Bakın bakalım şimdi kendinize,

 

Ondan, bundan, şundan değil !. ''DÜNDEN'' hızlı mısınız?.

...mystery...

(..) Geçen gün geldi çocuğum dünyaya, ama yetişilecek uçaklar, ödenecek faturalar vardı. Yürümeyi ben uzaklardayken öğrendi. Bi de baktım, öğrenmiş konuşmayı. Ve büyürken bana dedi ki: "Senin gibi olacağım baba, senin gibi olacağım!"

Geçen gün oğlum on yaşına bastı. Dedi ki: "Top için sağol baba, hadi gel oynayalım. Bana atmayı öğretir misin?" "Bugün olmaz, çok isim var!" "Sorun değil" dedi ve yürüyüp gitti. Gülümsemesi hiç sönmemitti. Diyordu ki: "Onun gibi olacağım, evet biliyor musun onun gibi olacağım!" 

Emekliyim uzun zamandır, oğlum gitti uzaklara. Geçen gün onu aradığımda dedim ki: "Sakıncası yoksa seni görmek istiyorum." "Çok iyi olurdu" dedi, "Bir de zaman bulabilsem; biliyorsun koşturup duruyorum. Ama sesini duyduğuma çok sevindim yine de." Telefonu kapatınca anladım ki, oğlum bana benzemişti, tıpkı benim gibiydi! 

(alıntı)

...mystery...

Eger yeniden baslayabilseydim yasama,

Ikincisinde daha çok hata yapardim.

Kusursuz olmaya çalismaz, sirtüstü yatardim.

Neseli olurdum, ilkinde olmadigim kadar.

Çok az seyi ciddiyetle yapardim.

Temizlik sorun olmazdi aslinda, Daha çok riske girerdim, Daha fazla seyahat ederdim, Daha çok günes dogusunu izler, Daha çok daga tirmanir daha çok nehirde yüzerdim.

Görmedigim birçok yere giderdim, Dondurma yerdim doyasiya ve daha az bezelye.

Gerçek sorunlarim olurdu hayali olanlarin yerine.

Yasamin her anini gerçek ve verimli kilan insanlardandim ben.

Yeniden baslayabilseydim eger, Yanliz mutlu anlarim olurdu.

Farkinda misiniz bilmem, Yasam budur zaten: Anlar, sadece anlar, sizde ani yasayin.

Hiçbir yere yaninda termometre, su ,Semsiye ve parasüt almadan gitmeyen insanlardandim ben.

Yeniden baslayabilseydim ilkbaharda pabuçlarimi firlatir atardim.Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çiplak ayaklarla.

Bilinmeyen yollar kesfeder, güzelin tadina varir, Çocuklarla oynardim, bir sansim olsaydi, eger. Ama iste 85'indeyim ve biliyorum...

Ölüyorum...

Jorge Luis Borges