İşte Hayat Burada..

Başlatan ...mystery..., Şubat 24, 2009, 09:19:00 ÖS

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

...mystery...

bundan sonra hayat üzerine ders veren,duygusal,komik her türlü yazıyı burada paylaşabiliriz... :) hatta sadece hayat değil bütün güzel konular,hikayeler aklınıza gelebilecek her türlü şey... :)



NOT : Maksat forumda konu kirliliği olmasın ve tek yerde toplayabilelim... ;)

...mystery...

vee ben açıyorum... alkis:)


Ve ben bir kez daha hayatı inadına sevebilmek için olağanca çaba sarfediyorum. Bir şeyleri yeniden keşfedebilmek ve yaşamak için yeni sebepler türetebilmek. Türettiklerim beni bırakıp gitmesinler diye, bütün kilitlerini kilitlediğim bir sandığa koyuyorum hepsini. Sonra o sandığı, bu zamana kadar çoğu zaman saçma şeyler yüklediğim omzuma yüklüyorum. Ardından dizlerime, aslında hoşlandığım bir ağrı konuveriyor. Adımlarımı sıklaştırıp, hep sevmiş olduğum kesme taşlı ve ahşap kokulu sokaklarda ilerlemeye başlıyorum. Fesleğenler yeşilin en güzel tonunu bulmuş oluyorlar ve yayılıyor kokuları, güneşin yazı müjdeleyen ışıklarıyla. Zor gelmiyor değil yalnız adımlamak o sokakları. Ama bazen o kadar iyimser oluyorsun ki, hani utanmasan seveceksin yalnızlığı..
Ve ben bir kez daha zorluyorum kendimi; görmek için güneşi, bulutlara oluz olmaz bahaneler yüklemden. Bir kez daha, gülebildiğimi yeniden keşfediyorum. Belki çok derinden bir kahkaha atamıyorum ama, küçük bir tebessüm de yetiyor aslında, bu zamana kadar yetmediğini düşündüğüm hayata...
Ve ben bir kez daha...
Sonra bir kez daha...
Ve hatta sonra bir kez daha ben... hayatın beni kovduğu evin bacasından girmeye çalışıyorum...


(alıntıdır)


...mystery...


zeytin

güzel bir paylaşım ilerki günlerde bende bişeyler karalarım  okey:)

...mystery...

ooo süper olur bende bulabildikçe sizlerle burada paylaşıcam... alkis:) alkis:)

_VeRa_


...mystery...


_VeRa_


...mystery...


...mystery...


...mystery...


...mystery...

                                                                            


Yüreğiniz gitmek isterken usulca sonsuzluğa, ona hayır deme cesaretini bulabilecek misiniz kendinizde? Buna hanginiz engel olabilirsiniz ki?

İnsan günde kaç karaktere bürünüyor, bunun farkında mısınız? Kaç hayatı birlikte yaşadığınızı biliyor musunuz? Gece neler düşünürken, gündüz onları yapamamanın sıkıntısı kemiriyor mu içinizi hiç? Ve daha sonra yatağınıza girip uzandığınızda içinizi pişmanlık kaplıyor mu? Sahi kaç hayat bizim ki?

Bir an coşkun akan ırmaklar gibi çıldırmışçasına sevinçliyken, bir telefon, msjla duyduğğğunuz bir laf ile yüreğinizi nasıl hüzün kapladığının farkındasınız değil mi?
Umutsuzluk bedeninizin her bir tarafını sarmışken, bir ışık nasılda umuda kanat çırpmanıza vesile olur değil mi? Bir anda nasılda değişiyor kişiliğiniz. Sahi kaç kişiliğiniz var sizin?

Aynı anda birden fazla ruh halini nasıl olurda yaşayabiliyorsunuz? Acaba arkanızdan hangisinin hatırlanmasını isteyeceksiniz? Öfkeleriniz, sevinçleriniz, acılarınız sizi kaç kişiliğe büründürüyor? Hangisi sizsiniz?

Delirmiş rüzgar misali öfkenizi savurmak mı istersiniz? Yoksa dingin bir su gibi susmak mı? Sanki fotokopi makinesine konmuş gibiyiz. Peki bu duyguları aynı anda yaşamanıza ne demeli? Bu düpe düz iki yüzlülük değil midir? Böyle yaparak ruhunuzun derinliklerindeki bir tarafa haksızlık yapmış olmuyor musunuz?

Yüreğiniz gitmek isterken usulca sonsuzluğa, ona hayır deme cesaretini bulabilecek misiniz kendinizde? Buna hanginiz engel olabilirsiniz ki?

Sahi abim, ablam, dostum kaç hayat sizin ki? Bir günde kaç kişiliğe bürünebiliyorsunuz böyle? Biraz iki yüzlü olduk sanırım..


                                                                            
(alıntı)

...mystery...


Öyle tesadüfler vardır ya: Bir otobüs durağında poşetlerle beklerken, rastlaşırsınız aniden...

"Bu o..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık, sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır... İki elinde iki çocuk...

- Nasılsın?

- İyiyim... Ya sen?...

- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...

- Annen, baban?..

- Babamı kaybettik. Annem hasta...

- Mutlu musun?

Sessizlik...

- Telefonumu vereyim, ararsın belki...

İki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla birlikte yitip giden maziye...

"- Kimdi o amca anne?.."

Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti:

"Acaba?.."

*****

Aliye ile Ramazan' in aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi. Gerçi öyküleri, önce hakli olarak bir "tip rezaleti" olarak yansıdı Milliyet' in manşetine...

Ancak Ayşegül Aydoğan' ın haberi en az ilki kadar hazindi: Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te evlenme teklif etmiş. Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye... Bir başkasıyla evlenmiş Ramazan... Üç çocuğu olmuş, ancak Aliye' yi hep aklında, göğsünde saklamış.

Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş. Ailesi "3 çocukla bir başına bas edemezsin, evlen" diye tutturmuş. O da "Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim" demiş.

17 yıl sonra gençliğinin Karabük' üne dönmüş ve Aliye'nin peşine düşmüş. Öğretmenlik yaptığı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş. Aliye odaya girip de eski aşkını karşısında görünce şaşkınlıktan dışarı kaçmış. 17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:

"- Evet" demiş bu kez Aliye öğretmen...

28 yıl evli kalmışlar. İkinci baharı yaşamışlar. Malum, ikinci bahar, "son" bahardır. Orada aşk, hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte göğüslemektir.

71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin... Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabul etmemişler, paraları yok diye... Sonra bir başkasına... Yine ret... Aliye Hanım ölümün eşiğinde duyuyormuş Ramazan Bey' in çırpınışlarını; "Allah'ım bunlar ne yapıyor" diye ürperiyormuş. Ramazan Bey "ilk göz ağrım gidiyor" diye sızlanıyormuş için için...

"Ona bir şey olursa ben ne yaparım?.."

Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye yatırabilmişler. Sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...

"İlk bahar"da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen; "son bahar"daysa fedakarlık...

Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara "Aşk nedir" diye sormuşlar. Söyle demiş afacanlardan biri:

"Anneannem sırtından hasta olmuştu. Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu. Dedem devamlı elleri titremesine rağmen ananemin ayaklarına oje sürüyordu. Bence aşk budur."


Can Dündar (şiir Gibi Yazılar )


...mystery...

Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiç bir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.

Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane görevlisine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:

'Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.'

Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı ardına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı.

'Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen' diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi.

'Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.' dedi.

Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve 'Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?' diye sordu.

Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, 'Merhaba Holly' dedi gözlerinin içi gülerek. 'Pardon' dedi kadın. 'Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafede bekliyormuş...'




HAYATA DEĞER BİR YAşAM,''SEVMEYE DEĞER BİR AşK'',

DOSTLUĞA DEĞER BİR ARKADAşLIKTAN ASLA VAZGEÇME..!!

(alıntı)

ATAAN

 okey:) okey:) okey:)
Ellerine Saglik Gizem Cok Güzel Paylasimlar

...mystery...

şimdi süper bi tane geliyo azıcık üstünde oynamam gerek... alkis:) alkis:) cidden en beğendiğim bu çok ilginç olmuş... :)