hikayeler

Başlatan schwartz, Eylül 04, 2007, 04:23:11 ÖÖ

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

schwartz

İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çiftçi yaşardı. Fleming 'idi adı. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.

''Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum'' dedi.

Yoksul ve onurlu Fleming ; ''Kabul edemem!'' diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü.

''Bu senin oğlun mu?'' diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla ''Evet!'' dedi.

Aristokrat devam etti ; ''Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.''

Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mary's Hospital Tıp Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adını penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı.

Onu ne mi kurtardı? Penisilin!

Aristokratın adi : Lord Randolp Churchill'idi...

Oğlunun adı ise : Sir Winston Churchill.

Kurtaran doktor : Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming.



Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.

Hiç acı çekmemiş gibi sevin.

Hiçbir şey beklemeden verin.

Karşılığını mutlaka bir gün alırsınız...





schwartz

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile giderdi. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü

Einstein'a, "Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka  sıralarda oturup sizi dinliyorum ve artık neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum"  dedi.
Einstein gülümseyerek ona bir öneride bulundu:
"Peki, simdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar" dedi.

"O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen yap konuşmayı, ben  de arka sırada seni dinlerim."
şoför, gerçekten çok basarili bir konuşma yaptı ve sorulan tüm soruları  doğru yanıtladı.  Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış bir soru sordu. şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye döndü ve
"Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip" dedi. Sonrada
Einstein’ı işaret ederek söyle devam etti:
"Simdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile yanıtlayacak."


schwartz

KÜÇÜK KIZ

KÜÇÜK KIZ, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle, pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı. Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları, onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi.
Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı. Çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yıl içinde gerçeklerle yüzleşti. Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. “Badem” dediği gözleri ise şaşıydı. Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu.
Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı. Ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu. Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler. Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı.
Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında, müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı. Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
— Sanki yeniden dünya ya geldim!. dedi. Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış. Estetik ameliyatı siz mi yaptınız?
Yaşlı doktor:
— Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!. diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!..

schwartz

Babası İspanya"nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın.Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapisaneye giderdi.Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...Çok üzülmüştü küçük kız...Babasına söyledi bunu,o da "üzülme kızım,yine çizersin;bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü.bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.Babası keyifle resme baktı ve sordu:"Hmmm!Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?Küçük kız babasına eğilerek,sessizce:"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

schwartz

Bir adam Microsoft sirketinde is icin konusmaga gidiyor, Microsoft sirketinde lagimci olarak ise alincaktir.HR-menajeri ile gorusup tikanmis bir lavaboyu temizleyip -*test*-('")ten geciyor.HR menajeri -*test*-('")ten gectigini ve kendisine hangi gun saat kacta isbasi yapabilecegini email yolu ile bildirecegini soyluyor.Adam bilgisayari olmadigini ve dolaysiyla email kullanmadigini acikliyor .HR menajeri, uzgunum ama emailiniz yok ise siz sanal olarak varsayilmazsiniz ve dolaysiyla sizi ise alamayiz diyor .Adam caresiz disariya cikiyor, ne yapsam etsem derken,cebindeki 10 dolar ile supermarktten 10 kilo kiraz aliyor .Kapi kapi gezerek kirazlari satiyor ve 2 saat icinde sermayesini 2’ye katliyor .Bu sekilde ekmek parami cikarabilirim deyip her gun sabah erkenden cikip kapi kapi kiraz satiyor ve her gun sermayesi buyuyor .Derken, kucuk bir kamyonet aliyor ve satisa devam ediyor.Az bir zaman sonra buyuk bir kamyon ve bir kac tane kucuk kamyonet aliyor .5 sene geciyor... Bu adam su anda Amerikanin en buyuklerin arasinda yer alan bir nakliyat sirketinin sahibi Ailesinin gelecegini dusunerek bir sigorta yaptirmak istiyor ve sigorta sirketi kendisinden email adresi istiyor Email kullanmadigini soylediginde, sigortaci ilginc, emailiniz olmadan buyuk bir holding kurmussunuz, birde emailiniz olsaydi acaba neler yapabilirdiniz diyor Adamin cevabi: emailim olsaydi su anda Microsoft’da lagim temizliyordum...

schwartz

Nebraska da yasli bir adam yasardi. Patates ekini icin bahceyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu cok zor bir isti. Tek oglu olan David ona yardim edebilirdi fakat o da hapisteydi. Yasli adam ogluna bir mektup yazdi ve muskulatini izah etti. Sevgili David, Patates bahcemi belleyemeyecegimden kendimi cok kotu hissediyorum. Bahceyi kazmak icin oldukca yaslanmis sayilirim. Burada olsan butun derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahceyi benim icin hallederdin. Sevgiler Baban Bir kac gun sonra oglundan bir mektup aldi Babacigim Allah askina bahceyi kazma, ben oraya cesetleri gommustum. Sevgiler David Ertesi gun sabaha karsi 4 de FBI ve yerel polis cikageldi ve tum sahayi kazdi lakin hic bir cesede rastlamadilar. Yasli adamdan ozur dileyerek gittiler. Ayni gun yasli adam oglundan bir mektup daha aldi. Babacigim, Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu sartlarda yapabilecegimin en iyisini yaptim. Sevgiler David.

schwartz

Bir bebegin günlügü 5 Ekim:Bugün var edildim. Buradayim. Varim. Müthis bir duygu bu. Var oldugumu henüz annem ve babam bilmiyor. Bir elma çekirdeginden bile küçügüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varim ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varligimi ve benligimi hissedebiliyorum. Bir kiz olacagim ve baharda çiçekleri sevecegim. 19 Ekim:Biraz büyüdüm. Kimildamam mümkün degil. Annem henüz farkinda degil ama onun kaniyla besleniyorum. Kalbini dolasip gelen simsicak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kipirtilarini simdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacagim. 23 Ekim: Hiç göremedigim bir el agzimi biçimlendirmeye basladi. Dudaklarimda onun dokunusunu hissediyorum. Bu "el"in dokundugu yerler dudagim damagim oluyor. Düsünün bir yil sonra bu elin dokundugu yerde tebessümler açacak, gülecegim. Dudagimdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyecegim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konusacagim. Sana gülecegim. Kimilerine göre hâlâ daha var degilmisim... Nasil olur? Varim ve gülücükler sunacak dudaklarim da olmak üzere ya... Hem sonra bir ekmek kirintisi ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle degil mi annecigim? Ah bir konusabilsem! 27 Ekim:Bugün pek mutluyum. Ýçimde tatli bir kipirti basladi. Artik bir kalbim var. Kalbim atmaya basladi. Hayatim boyunca böyle atip duracak. Sevgilerle dolduracagim kalbimi. Tipki anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya basladigini bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne? 2 Kasim:Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarim ve bacaklarim da biçimlenmeye basladi. Hele bir büyüsün kollarim bak nasil kucaklayacagim seni annecigim. Su ayaklarim da tamamlansin da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz. 12 Kasim:Ah evet... Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük seyler. Aman Allah'im parmaklarim da çikmaya basladi. Bunlarla çiçek toplayacagim, annemin elini tutacagim, kalem tutacagim. Belki de güzel bir siir yazacagim. Annecigim, orada misin? Ellerimi ellerinin arasina koymak için sabirsizlaniyorum. 20 Kasim:Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada oldugumu ögrendi... Yasasin! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmis. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun annecigim? Seneye kalmaz kollarinin arasinda olacagim... 25 Kasim:Artik babam da burada oldugumu biliyor. Fakat henüz kiz oldugumun farkinda degiller. Onlara sürpriz yapacagim.. 10 Aralik:Bugün yüzüm tamamlandi. Artik iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarim ve yanagim var... Anneme benziyorum galiba... 13 Aralik:Artik çevreme bakabiliyorum. Etrafim çok karanlik ama olsun. Yine de mutluyum. Yasiyorum ve varim. Kisa bir süre sonra gün isigini görebilecegim, renkleri ve çiçekleri taniyacagim. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkusagi diye bir sey varmis.. Onu çok merak ediyorum.. Annecigim, babacigim sizin yüzünüzü de görecegim. Tanisacagiz.... Mutlu olacagiz. Gülüsecegiz.. 24 Aralik:Kulaklarim daha iyi duyuyor artik. Annecigim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atislarini da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile taniyabiliyorum. Sesin ne kadar tatli... Hiç duymadigim bir sey bu... Güzel ve saglikli bir kiz olacagim. Kollarinda uyuyacagim, yüzüne bakacagim, o tatli sesini dinleyecegim. Benim için ninni de söyleyecek misin annecigim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka... Beni koklayacaksin.. Çok seveceksin, degil mi? 28 Aralik:Anne burada bir seyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakiyor böyle... Sen aci çekiyor gibisin. Kalp seslerin degisti... Sustun. Benimle niye konusmuyorsun anne? Anne... Anne... Annecigim... Yüzümde soguk bir sey hissediyorum. Anne, yüzümü parçaliyorlar... Anne bir seyler yap... Anne... Kolumu çekiyorlar anne... Canim yaniyor anne... Anne... Ayaklarimi parçaliyor bu sey anne... Beni sana baglayan damari kopardilar anne.... Anne kalbimi parçaliyorlar... Annecigim... Anne... Anne... An... Ah! Kürtajiniz ta-mamlandi hanimefendi. Geçmis olsun!

schwartz

Japonya'da bir çocuk ve Judo ustasi- >Japonya'da bir çocuk 10 yaslarindayken bir >trafik kazasi geçirmis ve sol kolunu kaybetmis. Oysa >çocugun büyük bir ideali varmis . Büyüyünce iyi bir >judo ustasi olmak istiyormus. Sol kolunu kaybetmekle >birlikte, bu hayali de yikilan çocugunun büyük bir >depresyona girdigini gören babasi, Japonya'nin ünlü >bir Judo ustasina gidip yapilacak bir seyin olup >olmadigini sormus.. > >Hoca: > >- Getir çocugu ..bir bakalim, demis. > >Ertesi gün baba-ogul varmislar hocanin yanina.. >Hoca çocugu süzmüs ve > >-Tamam demis..yarin esyalarini getir, çalismalara basliyoruz. > >Ertesi gün çocuk geldiginde hocasi ona bir hareket göstermis ve bu hareketi çalis demis. > >Çocuk bir hafta ayni hareketi çalismis.. Sonra hocasinin yanina gitmis. "Bu hareketi ögrendim baska hareket göstermeyecek misiniz?" diye sormus.Hocanin cevabi: > >-Çalismaya devam et olmus... > >2 ay,3 ay,6 ay derken çocuk okuldaki bir yilini doldurmus.. Çocuk bu bir yil boyunca hep o ayni hareketi tekrarlamis. ..Hocanin yanina tekrar gitmis: > >Hocam bir yildir ayni hareketi yapiyorum bana baska hareket göstermeyecek misiniz? > >- Sen ayni hareketi çalis oglum . Zamani gelince yeni harekete geçeriz.. > >2 yil ,3 yil, 5 yil derken çocuk judodaki 10. yilini doldurmus.Bir gün hocasi yanina gelip. ."Hazir ol ! " demis.. >"Seni büyük turnuvaya yazdirdim.Yarin maça çikacaksin!"..Delikanli sok olmus.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildigi tek hareket var. .Ünlü judocularin katildigi turnuvada hiçbir sansinin >olmayacagi düsünmüs ; ama hocasina saygisindan ses çikarmamis. . >Turnuvanin ilk günü delikanli ilk müsabakasina çikmis. Rakibine bildigi tek hareketi yapmis ve kazanmis. Derken..ikinci ,üçüncü maç....çeyrek, yari final ve final...Finalde delikanlinin karsisina ülkenin son on yilin yenilmeyen sampiyonu çikmis. .Tam bir üstat delikanli dayanamayip hocasini yanina kosmus.. > >-Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakin hele.. Bende ise bir kol >eksik ve bildigim tekbir hareket var..bu kadar bana yeter.. bari çikip ta rezil olmayayim izin verin turnuvadan çekileyim.. > >-Olmaz demis hocasi. Kendine güven,çik dövüs.Yenilirsen de namusunla yenil. > >Çaresiz çikmis müsabakaya. Maç baslamis.Delikanli yine bildigi o tek hareketi yapmis ve tak.!Yenmis rakibini sampiyon olmus. Kupayi aldiktan sonra hocasinin yanina kosmus: > >-Hocam nasil oldu bu is? Benim bir kolum yok ve bildigim tek bir hareket var. Nasil oldu da ben kazandim.? > >-Bak oglum 10 yildir o hareketi çalisiyordun. O kadar çok çalistin ki , artik yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. >Bu bir, ikincisi de o hareketin tek bir karsi hareketi vardir. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutmasi gerekir.! > >Bunu anlatan dostumuz bir de sunu ekledi: >Insanlarin eksiklikleri bazen , ayni zamanda en güçlü taraflari olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik kafalarinda olmasin..!!!

schwartz


Ders 1.
Adamin biri tam dusa girmek üzeredir ve karisi da
dusunu almis olarak kabinden çikmaktadir ki,
kapinin zili çalar. Kapiya kimin bakacagi konusunda
ufak bir tartisma sonrasinda kadin pes eder.
Üzerine bir havlu alarak merdivenleri asagi iner ve
kapiyi açar. Gelen esinin arkadasi x'tir.


Kadin daha selam veremeden x "havlunuzu üzerinizden
yere düsürürseniz size aninda 300 Euro veririm"
der. Kadin bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun
dügümünü açarak havlunun düsmesini saglar. X ona
bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:


"Antrede dogabilecek ufak bir tensel yakinlik için
size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal" der.


Önce saskin, fakat daha sonra adrenalinin verdigi
heyecan ve alacagi para ile yapabileceklerinin
anlik hayaliyle kisa bir duraksamadan sonra kabul
eder.


Yasamis oldugu olayin ve kisacik bir süre
içerisinde edinmis oldugu ufak servetin heyecaniyla
merdivenleri yukari çikarak banyoya geri döner.


Hala dusta olan esi ona kimin geldigini sorar.
"Arkadasin x" diye cevap verir kadin.


"Çok iyi, ona borç verdigim 800 Euro'yu
getirecegini söylemisti, onu getirdi o zaman."


1. hikayeden çikartilacak ders :


Egerbir ekipte çalisiyorsaniz bilgiyi saklamayin,
paylasin. Karar mekanizmasinda belirleyici
olabilir. Böylece yanlis anlasilmalarin ve disariya
karsi kötü duruma düsmenin önüne geçebilirsiniz.


Ders 2 :


Aracinin direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere
yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir
rahibeye rastlar. Aracini durdurur ve kiliseye
kadar onunla gelmek isteyip istemedigini sorar.
Kadin arabaya biner ve bacak bacak üstüne attiginda
bacaklarinin güzelligi ortaya çikar.


Rahibin gözü kayar ve bakayim derken kisa bir süre
için aracin kontrolünü kaybeder. Araci tekrar
kontrol altina aldiktan sonra sag elini rahibenin
bacagi üstüne koyar. Rahibe ona bakar ve söyle der
: "Rahip, 129. ayeti hatirliyor musunuz ?"
Utançtan kipkirmizi olan rahip derhal elini çekerek
rahibeye özürlerini siralar.
Bir müddet sonra akli tekrar karisir ve rahibenin
bacagina tekrar dokunur vites degistirme
bahanesiyle ve rahibe ayni soru ile karsilik verir
: "Rahip, 129. ayeti hatirliyor musunuz ?"


Utancindan yine kizaran rahip elini çeker ve
"afedersin kardesim, insanoglu zayif düsebiliyor"
der.


Kiliseye vardiklarinda rahibe arabadan iner ve tek
kelime söylemeksizin, ancak çok manali bir bakis
firlatarak kaybolur.
Rahip aceleyle içeriye kosturur ve bir Incil alarak
129. ayeti açar okumak için


129. ayet söyle demektedir : Ileriye gidiniz, daha
yukarlarda arayiniz. Orada güzellikler
bulacaksiniz.
2. hikayeden çikartilacak ders :


Görev alaninizla ilgili her zaman bilgili olun,
aksi taktirde firsatlari kaçirabilirsiniz.


Ders 3.


Pazarlamaci, sef sekreter ve personel müdürü bir
öglen paydosunda lokantaya dogru yürümektedirler.
Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli bir
lamba bulurlar. Lambayi ovarlar ve gerçekten de
lambadan cin çikar.


"Aslinda kisiye 3 dilek hakki veriyorum ama sizler
üç kisi oldugunuz için hepinizin birer dilegini
gerçek yapacagim" der cin.


Sef sekreter arsizca atilarak "önce ben" diyerek
siranin önüne yerlesir.


"Bahamalarda, muhtesem bir sahilde tatil yapmak
istiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir dert
hayatima girmesin" diye dilegini ifade eder.
Ve hoop, ortadan kaybolur.


Simdi de pazarlamaci atilir ve "simdi sira bende"
der.


"Hayallerimdeki kadinla Tahiti sahillerinde Pina
Colada içmek istiyorum" der ve hoop, o da ortadan
kaybolur.


"Simdi sira sende" der cin Personel Müdürüne.
"Ikisini de ögleden sonra islerinin basinda görmek
istiyorum" der personel müdürü.
3. hikayeden çikartilacak ders :

Üstünüz olan birinin her zaman için önce
konusmasina izin verin

schwartz

RenkLerin ustası oLarak anıLan büyük bir ressamın öğrencisi
eğitimini tamamLamış.
Büyük usta öğrencisini uğurLarken, yaptığı resmi şehrin en kaLabaLık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kaLem bırakmasını, haLktan
beğenmedikLeri yerLere çarpı koymaLarını rica eden bir yazı iLiştirmesini istemiş.
Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde
resmin çarpıLar içinde oLduğunu görmüş.

ÜzüntüyLe ustasına gitmiş. Usta ressam üzüLmemesini ve
yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.
Usta yine resmi şehrin en kaLabaLık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir paLet doLusu çeşitLi renkLerde boya iLe birkaç fırça koymasını ve yanına da insanLardan "beğenmedikLeri yerLeri düzeLtmesini" rica eden
bir yazı iLe bırakmasını önermiş.

Öğrenci deniLeni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunuLmamış. SevinçLe ustasına koşmuş. Usta ressam şöyLe demiş: "İLkinde insanLara fırsat veriLdiğinde ne kadar acımasız bir eLeştiri sağanağı iLe karşıLaşıLabiLeceğini gördün.
Hayatında resim yapmamış insanLar dahi geLip senin resmini karaLadı.
İkincisinde onLardan yapıcı oLmaLarını istedin. Yapıcı oLmak eğitim gerektirir.
Hiç kimse biLmediği bir konuyu düzeLtmeye cesaret edemedi.
Emeğinin karşıLığını, ne yaptığından haberi oLmayan insanLardan aLamazsın.
Sakın emeğini biLmeyenLere sunma ve asLa bilmeyenLe tartışma."

schwartz

O Zaman Oyun Biter
İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..." Berber çocuğa seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, "bak şimdi" diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: "Hangisini istiyorsan alabilirsin?"
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işad***** döner ve gülerek: "Gördün mü? Sana söylemiştim." der.Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali´yi görür. Yanına giderek, neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :
- Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!"

Allah´ın bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken... Biz kim oluyoruz da insanları birkaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz!
Dale Carnegie

schwartz

Kim Kör

Adamın biri, ilk defa gittigi küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuga:
- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum.
Çok yakın oldugunu söylediler.
Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:
- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sag tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam, çocugun da yabancı olmasına ragmen bunu nasıl anladıgını sormuş ister istemez.
Çocuk:
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
- iyi ama, demiş adam. Bunların parktan degil de tek bir agaçtan gelmedigi ne malum?
- Tek bir agaçtan bu kadar yogun koku gelmez, diye atılmıs çocuk. Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.
Adam, gözlerini hafifce kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kagıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmış onun kör oldugunu. Çocuk, ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettigini.
Işıga hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
- Üc yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok ozledim ki.
Sizinkiler saglam öyle degil mi?
Adam, çocugun tarif ettigi yerde bulunan fırına yönelirken:
- Artık emin degilim, demiş. Emin oldugum tek sey, benden iyi gördügündür!...

schwartz

--------------------------------------------------------------------------------


Tatlı Cadı

Yapilan bir savasta ünlü kral Arthur maalesef esir düser. Karsi
tarafin
krali bu büyük sahsi affedebilecegini ancak bir sarti oldugunu öne
sürer.
Kendisine bir soru soracaktir. Eger Arthur bu soruya dogru cevap
verebilirse hayati kurtulacak aksi taktirde ölecektir. Soruya cevap
verebilmesi için bir yil süresi vardir.Soru aynen söyledir:" Kadinlar
ne
isterler?"Bu soru tabi ki dünyanin en zor sorusu ancak kralin fazla
bir
tercih sansi yoktur,ülkesine geri döner.

Türlü alimlere, bilirkisilere danisir.Ama soruya tam bir dogru yanit
bulamaz. Bu sorunun cevabini sadece yasli bir cadi bilmektedir. Artik
en
son gün gelmistir ve Arthur mecburen cadiya gider. Cadi soruya cevap
verecektir ancak bir sarti vardir. Cadi cevap karsiliginda Arthur'un
yakin
arkadasi, en iyi ve yakisikli sövalyesiyle evlenmek istemektedir.
Arthur
yikilir ve bunu kabul edemeyecegini söyler.Cadinin yanindan ayrilir.
Sövalye olanlari duyar ve krala kosup, hiçbir seyin kralin hayatindan
daha
önemli olamayacagini söyler ve cadidan cevabi alirlar. "Kadinlar her
zaman
kendi özgür iradeleri ile karar almak isterler. "Evet kesinlikle
dogru
olan bu cevap sayesinde kralin hayati kurtulur. Ancak sövalyenin
hayati
sönmüstür. Cadi dünyanin en çirkin görünüslü mahlukatidir.Yemek
yerken kusar, tükürür ve her türlü olumsuz davranisi gösterir. Sövalyeyle
evlenme
gününde bile igrenç davranislar göstermistir. Nihayet sövalye için en
kötü
an yani gerdek gecesi gelir.

Ancaaaaak, odaya girdiginde karsisinda cadi yerine dünyanin en güzel
kadinini görür. Acayip sasirir ve sorar: "Sen kimsin?" Kadin cevap
verir:
Ben evlendigin cadiyim. Ancak gündüzleri son derece çirkin ve
geceleri
son derece güzel olurum.Ya da gündüzleri son derece güzel ve geceleri
son
derece çirkin olurum. Nasil gözükecegime sen karar vereceksin.

Sövalye çok kisa bir süre düsünür. Geceleri mükemmel bir sevgili mi
yoksa
gündüzleri esiyle beraber kazanacagi sayginlik mi? Ve söyle cevap
verir:

Nasil olmak istedigine sen karar ver lütfen. Ben senin her haline
karsi
saygiliyim." Cadi bu karar karsisinda çok sevinir. "Sen bana seçme
özgürlügümü verdin ve beni kisitlamadin sövalyem. Bu yüzden ömür boyu
yaninda güzel ve saygili biri olarak gözükecegim!

schwartz

Profesör öğrencilerine stres yönetimi konusunda ders veriyordu. Su dolu bir bardağı kaldırdı ve öğrencilerine sordu:

“Sizce bu su dolu bardağın ağırlığı ne kadardır?”

Tüm öğrenciler bir süre düşündü. Hepsinin yanıtları 20 gr. ile 100 gr. arasında oldu. Bunun üzerine profesör şöyle dedi:

“Gerçek ağırlık fark etmez Bardağı elinizde ne kadar süreyle tuttuğunuza göre değişir” dedi. “Eğer bir dakika tutarsam, problem yok. Bir saat tutarsam, sağ kolumda bir ağrı oluşacaktır. Bir gün boyunca tutarsam, ambulans çağırmak zorunda kalırsınız. Aynı ağırlığı ne kadar uzun tutarsanız o kadar ağır gelir size.”

Profesör daha sonra şu açıklamayı yaptı:

“Eğer sorunlarımızı da her zaman taşırsak, eninde sonunda taşıyamaz duruma geliriz, yükler gittikçe artarak daha ağır gelmeye başlar. Yapmanız gereken bardağı yere bırakıp bir süre dinlenmek ve daha sonra tekrar tutup kaldırmaktır.”

schwartz

AHDE VEFA
Hz. Ömer arkadaslariyla sohbet ederken, huzura üç genç
girerler. Derler ki :
-"Ey halife, bu aramizdaki arkadas bizim babamizi öldürdü.
Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin." Bu söz üzerine Hz. Ömer
suçlanan gence dönerek :
- Söyledikleri dogru mu diye sorar ,
Suçlanan genç der ki :
-evet dogru.
;Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalim nasil oldu diye sorar:
Bunun üzerine genç anlatmaya baslar, der ki :
-"Ben bulundugum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim
ailemle
beraber gezmeye çiktik, kader bizi arkadaslarin bulundugu yere
getirdi.
Afedersiniz hayvanlarimin arasinda bir güzel atim var ki dönen bir
defa daha bakiyor, hayvana ne yaptiysam bu arkadaslarin
bahçesinden meyva
koparmasina engel olamadim, arkadaslarin babasi içerden hisimla
çikti
atima bir tas atti atim oracikta öldü.
Nefsime bu durum agir geldi, ben de bir tas attim, babasi
öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaslar beni yakaladi, durum bundan
ibaret" dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer
"Söyleyecek bir sey yok, bu suçun cezasi idam.Madem suçunu da
kabul ettin" dedi.
Bu sözden sonra delikanli söz alarak
-"Efendim bir özrüm var" diyerek konusmaya basladi
- "Ben memleketinde zengin bir insanim, babam rahmetli olmadan bana
epey bir altin birakti.Gelirken kardesim küçük oldugu için saklamakzorunda kaldim. Simdi siz bu cezayi infaz ederseniz yetimin
hakkini zayi
ettiginiz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin
verirseniz ben emaneti kardesime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde
yerime birini bulurum" der.
Hz. Ömer dayanamaz der ki :
-"Bu topluluga yabanci birisin, senin yerine kim kalir
ki?!"
Sözün burasinda genç adam ortama bir göz atar, der ki:
- "Bu zat benim yerime kalir." O zat Hz. Peygamber Efendimizin(sav)
en iyi arkadaslarindan daha yasarken cennetle müjdelenen Amr
Ibni As' dan baskasi degildir.
Hz.Ömer Amr'a dönerek,
- "Ey Amr, delikanliyi duydun" der.
O yüce sahabi
-"Evet, ben kefilim" der ve genç adam serbest birakilir.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir
haber yoktur. Medine'nin ileri gelenleri Hz. Ömer'e çikarak
genc'in
gelmeyecegi, dolayisiyla Amr Ibni As'a verilecek idam yerine
maktülün
diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razi olmaz ve
babamizin
kani yerde kalsin istemiyoruz derler.
Hz. Ömer kendinden beklenen cevabi verir der ki :
"Bu kefil babam olsa farketmez cezayi infaz ederim."
Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki :
-"Biz de sözümün arkasindayiz."
Bu arada kalabalikta bir dalgalanma olur ve insanlarin arasindan
genç
görünür. Hz. Ömer gence dönerek derki evladim gelmeme gibi
önemli bir
nedenin vardi neden geldin?" Genç vakurla basini
kaldirir ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan)
"AHDE VEFASIZLIK ETTI" demeyesiniz diye geldim der.
Hz.Ömer basini bu defa çevirir ve Amr Ibni As'a der ki :
-"Ey Amr, sen bu delikanliyi tanimiyorsun nasil oldu onun yerine
kefil oldun".
Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razi olsun, vakurla
kanimizi
>donduracak bir cevap verir,

>-"Bu kadar insanin içerisinden beni seçti.
"INSANLIK ÖLDÜ "dedirtmemek için kabul ettim" der.
Sira gençlere gelir, derler ki :
-"Biz bu davadan vazgeçiyoruz."
Bu sözün üzerine Hz Ömer :
-"Ne oldu, biraz evvel
babamizin kani yerde kalmasin diyordunuz ne
oldu da vazgeçiyorsunuz?"der.
Gençlerin cevabida dehsetlidir :
MERHAMETLI INSAN KALMADI" DEMEYESINIZ DIYE

schwartz

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,
Sadakatin adı ise; bir serçeye

Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber

Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.

Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler...

Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
Ayrılmayacağız diye.

Ama kış gelmiş,
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,

Serçe ise her zamanki gibi sadık
Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.

Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
Yaşamaksa önemli imiş göçmen için.

O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
Gel demiş serçeye benle beraber...

Başka bir bahara uçalım.
Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı

Ama kış acımasızdır. demiş göçmen,
Yaşayamayız burda, aç kalır üşürüz

Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.


Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye

Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
Uçacakmış yeni bir bahara...

Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıfmış,
onun kanatları uzun uçuşlar için değil.

Dayanamayacakmış bu yola
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş

Çünkü o hep kaçarmış kışlardan
Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara

Bir fırtına yaklaşıyormuş.
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış

Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış
Göçmene duralım demiş artık.

Biraz dinlenelim
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.

Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.
Ama göçmen yürü demiş serçeye
birazdan okyanuslara varacağız

Serçe sevgisine uymuş ve
peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin
Birazdan varmışlar okyanusa

Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları

Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi

Serçe artık dayanamıyormuş,
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene

Artık gidemiyorum.... Göçmen serçeye bakmış,
Bakmış ve devam etmiş........

Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük...

Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT ...
Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET...

schwartz

Bir dükkan sahibi dükkanının vitrinine üzerinde Satılık Köpek yavruları yazan bir tabela asarken, yanında küçük bir erkek çocuğu belirdi. "Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?" diye sordu. Adam çocuğa yavruların en az 50 dolar ettiğini söyledi. Çocuk elini cebine attı, biraz bozuk para çıkardı, dükkan sahibine bakıp "İki dolar otuz beş sentim var. Onlara bakabilir miyim?" dedi. Dükkan sahibi çocuğa gülümsedi ve bir islik çaldı. Lady adli bir köpek dükkanın içindeki kulübesinden çıkıp onlara doğru koşmaya başladı.

Arkasında beş tane küçük yun yumağı vardı. Yavrulardan biri, diğerlerinin gerisinden topallayarak geliyordu. Bu küçük çocuğun hemen dikkatini çekti.

"Bu yavrunun nesi var?" Dükkan sahibi "Veterinerin dediğine göre, kalçasında bir kemik eksikmiş" diye yanıt verdi. "Hep böyle topallayacakmış."
Küçük çocuk hemen, "Onu almak istiyorum" dedi. Dükkan sahibi "Sahi mi?.. O yavruyu gerçekten istiyorsan sana bedava verebilirim" dedi.
Çocuk dükkan sahibine yaklaştı ve öfkeyle "Onu bana bedava vermenizi istemiyorum. Bu yavru da diğer yavrular kadar değerli. Fiyatı neyse size ödeyeceğim.

şimdi size iki dolar otuz beş sent vereceğim, kalan parayı da ayda elli sent, elli sent ödeyeceğim!" dedi.
Dükkan sahibi "O sakat yavruyu ne yapacaksın? O hiçbir zaman diğer köpekler gibi koşup, oynayamayacak" dedi. Küçük çocuk pantolonunun paçasını yukarı kaldırdı ve iki çelik bağla desteklenmiş eğri sol bacağını gösterdi. "Ben de pek koşamıyorum" dedi.
"Bu yavrunun da kendini anlayacak birine ihtiyacı var."