Fatih Sultan Mehmet kösesi..

Başlatan esma 41, Aralık 15, 2007, 04:42:03 ÖÖ

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Fatih Sultan Mehmet`in

Gemilerin karadan y
16 (44.4%)
Fatih`in 21 ya
11 (30.6%)
Ulubatl
1 (2.8%)
Orta
1 (2.8%)
0 (0%)
Ayasofya`da k
6 (16.7%)
Havan topunun ve
0 (0%)
1 (2.8%)

Toplam Oy Verenler: 32

esma 41

Bir Fatih Sultan Mehmet hayrani olarak burada
FATIH SULTAN MEHMET sayfasi/kösesi acmak istiyorum.
Herkes Fatih Sultan Mehmet hakkinda biseyler yazarsa cok sevinirim. :)

Ben öz  :) ablamin hazirlamis oldugu bir Slayt ile baslangici yapmak istiyorum .
Umarim begenirsiniz.



gütig

Sevgili esma 41, video cok harika, cok begendim. Resimler, hele müzigi duyunca icim ürperdi... Ayrica böyle bir köse acman, bence cok hos olmus. Burda sadece almanca ögrenmiyoruz. Cesitli paylasimlarla birbirimizi hem bilgilendirip hem de eglendiriyoruz. Neden bir de Tarih kösemiz olmasin ??? Ilgilenenler, tarihini ögrenmek isteyenler faydalanir. Dolayisiyla, bu konuyu acmakla iyi bir baslangic yapmis oldugunu düsünüyorum... Ah güzel Istanbul...Öyle cok özlüyorum ki... Orda yetismis, orda büyümüs biri olarak hasretim cok büyük bu güzel sehre... Ilerleyen zamanlarda bu konuya mutlaka bir katkim olacak... Video icin ablanin ellerine saglik esma, ama sunu söylemeden edemeyecegim. Ben yazilari okumakta biraz zorlandim. Acaba yazilar icin daha koyu bir renk mi secilseydi ??? Ablan belki bunun icin birseyler yapabilir... Selamlar.

esma 41

             


         



Fatih Sultan Mehmet  (1432-1481)


Biyografisi

Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı Devleti’nin yedinci padişahıdır. İstanbul’u fethetmesinden sonda “Fatih” lakabıyla anılmıştır. Bazı tarihçilere göre İstanbul’un fethi yeni bir çağın başlangıcı olmuştur. Bundan dolayı Fatih “çağ açan hükümdar” olarak da tanınır. Fatih, çıkardığı yasalarla devleti önemli ölçüde yeniden biçimlendirmiştir.

Fatih Sultan Mehmed, 30 Mart 1432'de, o zamanki Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne'de doğdu. II. Murad’ın Hüma Hatun'dan olan oğluydu. Molla Gürani gibi dönemin ünlü bilginlerinden özel dersler alarak yetişti. 1443’te, çocuk yaşta Manisa sancakbeyliğine atanınca, hocaları ve danışmanlarıyla birlikte Manisa’ya gitti. II. Murad, Balkanlar’da ve Anadolu’da çeşitli sorunların yaşandığı bir ortamda Mehmed’i Edirne’ye çağırdı ve tahtı ona bıraktı. Ağustos 1444’te, 12 yaşında deneyimsiz bir çocuğun padişah olması, Osmanlılarla çatışma halinde olan devletleri umutlandırdı. Bir Haçlı ordusu Tuna Irmağı'nı aşıp Varna’yı kuşattı. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa Anadolu'da bulunan II. Murad'ı Edirne'ye çağırdı. II. Murad, 10 Kasım 1444'te Varna Savaşı’nda Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaştan sonra da II. Mehmed’i tahtta bırakarak Manisa’ya çekildi. Ancak II. Mehmed’in padişahlığı Türk soylu Çandarlı Halil Paşa ile yeni padişahı destekleyen devşirme kökenli Zağanos Paşa ve şihabeddin Paşa arasında şiddetli bir güç çekişmesine yol açmıştı. II. Murad’ın tahta dönmesini isteyen Çandarlı Halil Paşa, el altından bir yeniçeri ayaklanmasını destekledi ve II. Memed’i tahttan çekilmek zorunda bıraktı. II. Murad Edirne'ye dönerek Mayıs 1446’da yeniden tahta geçti. Mehmed sancakbeyi olarak Zağanos Paşa ve şihabeddin Paşa’yla birlikte Manisa'ya döndü. Bu dönemde Mehmed, 1448 ve 1450'deki Arnavutluk seferlerine katıldı. Babası ölünce de 18 şubat 1451’de Edirne'de ikinci kez tahta çıktı.

II. Mehmed, tahta çıktıktan sonra Çandarlı Halil Paşa’nın sadrazamlığına dokunmadı. Onun genç yaşta padişah olmasından yeniden umutlanan Karamanoğulları hemen harekete geçerek Seydişehir ve Akşehir'i ele geçirdiler. Bizans da papaya başvurarak yeni bir Haçlı seferi düzenlenmesini istedi, ama olumlu yanıt alamadı. II. Mehmed, önce Macarlar ve Venedikliler ile bir barış antlaşması yaparak Balkanlar’da güveni sağladı. 1452'de Anadolu'ya geçti ve Karamanoğullarını ağır bir yenilgiye uğrattı. Ama onun asıl hedefi İstanbul’u almaktı. İstanbul Boğazı'nın Avrupa yakasında Rumeli Hisarı'nın yaptırdı. Bir yandan da savaş hazırlıklarına girişti. İstanbul'un güçlü surlarında gedikler açabilmek için Macar usta Urban'a o zamana kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürdü. 23 Mart 1453'te Edirne'den hareket etti ve 6 Nisan 1453’te İstanbul’u kuşattı. Kuşatma, aralıklı çatışmalarla 53 gün sürdü. II. Mehmed, Çandarlı Halil Paşa’nın İstanbul’un fethine karşı bir tutum sergilemesi üzerine son saldırı hazırlıklarıyla Zağanos Paşa’yı görevlendirdi. Bizans’a yardımın gelmesini önlemek için de Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazı'nı ablukaya aldı. Hiçbir yerden destek alamayan Bizans’ın başkenti 29 Mayıs 1453 günü düştü. Bin yıllık Bizans İmparatorluğu'na son veren II. Mehmed, bu olaydan sonra 'Fatih' (fetheden) sanını aldı. Fatih, bir tören alayının başında kente girdi. İlk iş olarak Ayasofya’ya giderek burayı camiye dönüştürdü. İstanbul’u Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti yaptı. Kentin ticaret merkezi Galata’dan kaçmış olan Rumların ve Cenevizlerin dönmesini sağladı. Rum Patrikliği’nin yeniden açılmasına izin vardi; bir Yahudi hahambaşlığı ile bir Ermeni patrikliği de kurdurdu. II. Mehmed İstanbul’u farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı, ticaret ve kültür merkezi olan bir başkent yapmayı amaçladı

Fatih, İstanbul’un fethi sırasında Bizans yanlısı tutum içinde olduğu gerekçesiyle Çandarlı Halil Paşa’yı Temmuz 1453’te idam ettirdi. Kısa bir süre sonra yeni fetihlere girişti. 1454 ve 1455'te düzenlediği iki seferle Güney Sırbistan'ı, Ege Denizi'ndeki bazı önemli adaları Osmanlı topraklarına kattı. 1459'da Sırbistan Krallığı'nın ortadan kaldırdı. Bizans’ın son toprakları olan Mora’yı da 1460'ta ele geçirdi. Aynı yıl Anadolu seferine çıkan Fatih Cenevizlilerin önemli üslerinden Amasra'yı, Candaroğularının elindeki Sinop'u aldı. 1461'de Pontos Devleti'nin (Trabzon İmparatorluğu) başkenti Trabzon'u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. 1462'de yeniden Rumeli seferine çıktı. Eflâk’ı Osmanlı Devleti'ne bağladı ve 1463'te Bosna'yı tamamen ele geçirdi. Aynı yıl Ege Denizi'ndeki Midilli Adası'nı alınca Venedik’le arası açıldı. Bu olay, 1479'a kadar sürecek olan savaşın da başlangıcı oldu. Fatih 1465'te Hersek'in büyük bölümünü, 1466'da da Arnavutluk'taki bazı kaleleri fethetti. Osmanlı Devleti'nin gelişen bu gücü karşısında Karamanoğulları, Mısır'daki Memlûklar ile Doğu Anadolu'daki Akkoyunlularla ittifak kurdu. Fatih, 1466'da yeni bir Anadolu seferine çıktı. Karamanoğullarının başkenti Konya'yı ele geçirdi. Ama İstanbul'a dönünce Karamanoğulları, Osmanlılara geçen yerleri geri aldılar. Osmanlı Veziri Gedik Ahmed Paşa 1471'de Karamanoğullarını bir kez daha yenilgiye uğrattı. Ne var ki Akkoyunlular, Karamanoğullarını desteklemeye devam ettiler. Bunun üzerine Fatih Akkoyunlularla hesaplaşmaya karar verdi. 11 Ağustos 1473'te Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Ertesi yıl da Karamanoğulları beyliğini ortadan kaldırdı. Fatih Sultan Mehmed 1477'de Kırım Hanlığı'nı Osmanlı Devleti'nin egemenliği altına aldı. 1478'de Arnavutluk seferinde yeni yerler ele geçirdi. 1479'da bir antlaşma yaparak Venedik'le 16 yıllık savaşa sona verdi. Venedik Arnavutluk'taki kaleleri Osmanlılara bıraktı, karşılığında Mora'daki bazı iskelelerden yararlanma hakkı elde etti. Fatih Venedik'le anlaşmaya varınca, İtalya'nın öteki önemli kent devletlerine savaş açtı. 1480'de İtalya'nın güneyindeki Otranto limanını ele geçirdi. Otranto, Roma'ya giden yolda bir köprübaşı olduğu için bu olay Avrupa’da büyük yankı uyandırdı. Fatih 1481’de, Anadolu’ya doğru yeni bir sefere çıktı. Ama daha yolun başında hastalandı ve 3 Mayıs 1481’de Gebze'deki ordugâhında öldü. Gut hastalığından öldüğü sanılmakla birlikte, zehirlendiği de söylenir. Ölümünden sonra oğlu Bayezid tahta çıktı.

Fatih, askeri başarılarla Osmanlı Devleti'ni büyük bir imparatorluğa dönüştürdü. Bilime, tarihe ve felsefeye özel ilgi gösterdi. Türkçe'den başka Arapça, Latince ve Yunanca kitaplardan oluşan özel bir kütüphanesi vardı. 'Avni' takma adıyla şiirler yazdı. şiirleri Fatih Divanı (1944), Fatih’in şiirleri (1946), Fatih ve şiirleri (1959) gibi adlar altında basıldı. Bilim adamlarını ve edebiyatçıları destekleyen Fatih, nesir ustası Sinan Paşa ile şair Ahmed Paşa'yı vezirliğe kadar yükseltti. Ünlü matematikçi ve astronomi bilgini Ali Kuşçu'nun İstanbul'a kalmasını sağladı. Fatih, İtalyan ressam Gentile Bellini'yi 1479'da İstanbul'a getirterek resimlerini yaptırdı. Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak için önemli düzenlemeler yaptı. Yönetim, maliye ve hukuk alanında koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi, sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha devletin geleceği için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu. Fatih’in Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu. Fatih’in saltanatı döneminde Osmanlı ülkesinde 500'den fazla mimari yapı yapıldı. Onun adına yapılan en önemli yapı, İstanbul'da bir cami ile medrese, kitaplık, imarethane (aşevi), darüşşifa (hastane), hamam, kervansaray gibi birimleri kapsayan Fatih Külliyesi’dir.

Kanyak: Wikipedia

esma 41

Fatih Sultan Mehmet ve karadan yürütülen Gemiler







O gün , orada gencecik bir padişah, önce imkânsızlığı yendi, sonra Bizans’ı… Pek çoğumuzun “pes” edeceği durum karşısında müthiş bir sabır ve irade imtihanı vererek galip çıktı.

Önce olayın kısacık hikâyesine bakalım:
Bizans, 06 Nisan 1453 sabahı 150.000-200.000 arası olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilen Osmanlı ordusu tarafından son kez kuşatıldı.
Bu arada Osmanlı donanması Halic’in girişine dayanmış, Sarayburnu önlerinde demirlemişti.

Ordu, merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan’da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadar yanaşıldı.

Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı. Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans’a yardım ediyorlardı. Kara ordusu sıkışmıştı. Donanmanın devreye girmesi lâzımdı.

Sultan II. Mehmed böyle düşünüyordu. Fakat donanmayı devreye sokamıyordu. Çünkü surlarının zayıf olduğu İstanbul’un Haliç tarafına zincir gerilmişti. Osmanlı donanmasının Haliç’e girişi böylece engellenmişti.

Bizans’ın fethi, Osmanlı donanmasının Haliç’e indirilmesine bağlı görünüyordu. Sultan II. Mehmed, geceler boyu düşündü. Böyle elleri-kolları bağlı bekleyemezdi. Bir şeyler yapmalı, bir an önce Bizans’a girmeliydi.

“Çare olur” diye düşündüğü herkese sordu. Lâkin kiminle konuştuysa, bunun “imkânsız” olduğunu söylediler…

Fakat genç padişah, hiçbir imkânsızlığa teslim olmak istemiyordu. Aradığı çare, çaresizlikten çıkacaktı. Buna inanıyordu.

Düşündü, düşündü… Umudunu hiç yitirmedi, Bizans’ı fethetme kararından hiç vazgeçmedi…

Derken, kafasında bir şimşek çaktı, bir fikir dolandı. “Olabilir” diye söylendi kendi kendine…

Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç’e indirilecekti. Aklına gelen “son çare” buydu.

Kurmaylarından bazıları bunun mümkün olduğunu, bazıları ise “imkânsız” olduğunu söylediler.

“İmkânın sınırını görmek için imkânsızı denemek lâzım” dedi padişah, “Tiz hazırlanasuz, gemiler karadan yürütülecek, daha da olmazsa havadan uçuracağız!”

Gemileri uçurmayacaktı elbette, sadece hiçbir engel yüzünden fetih yolundan dönmeyeceğini, olumsuz hiçbir şarta teslim olmayacağını söylemeye çalışıyordu.
Kısacası, fetih konusundaki kararlılığını vurguluyordu.

Önce kurmaylarıyla birlikte bölgeyi gezdi. Ölçüp biçtiler ve denemeye karar verdiler.
Bu karardan hemen sonra çalışmalar başlatıldı. Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa’ya kadar ulaşan bir güzergâh üzerine kızaklar yerleştirildi.
Gemilerin, kızakların üzerinden rahatça kayması için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı ve tereyağı dahil, bulunabilen her türlü yağı satın alarak kızakları yağladılar.

21-22 Nisan gecesi 67 (ya da 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç’e indirildi.
Haliç’teki Osmanlı donanmasına ait toplar surları dövmeye başlayınca, Rumlar gözlerine inanamadılar.

Olmayacak bir şey olmuş, imkânsızlık ve olumsuzluk, kararlılık karşısında bir kez daha yenilmişti. Bu azmin zaferiydi.

“Normal insanlar”, hayatı en kolay taraftarıyla yaşamaya çalışırlar.

Bazılarımız “zor” karşısında pes ederiz, bazılarımız, “çok zor” karşısında yelkenleri suya indiririz.

Bazıları da var ki, “zor”u ve “çok zor”u rahatça aşar, hatta “imkânsızlık” karşısında bile vazgeçmezler.

Tarihe şan verenler “imkânsızlıklar” karşısında “pes etmeyenlerdir!”

Hatırlayalım: Sultan II. Mehmed’in büyük bir donanması vardı. Ondan başka, iyi eğitilmiş, deneyimli askerleri vardı. Ve koca “Sahi” topları, mancınıkları, kuleleri vardı.
Ama eğer “olmaz”ı oldurup gemileri karadan yürütmeseydi, elindeki imkânları kullanamayacak, dolayısıyla, Doğu Roma İmparatorluğunun 1125 yıllık başkenti İstanbul’u fethedemeyecekti.

Yavuz Bahadıroğlu, Biz Osmanlıyız

esma 41

istanbul surlarına ilk bayrağı diken mübarek şehid

ULUBATLI HASAN





       




29 Mayıs 1453 günü Konstantiniyye önlerindeki İslâm ordusunda büyük bir hazırlık göze çarpıyordu. İslâm askerleri sabah namazından önce en temiz elbiselerini giymişler, birbirleriyle helalleşmişler, cemaatle namazı kıldıktan sonra ordudaki yerlerini almışlardı. Kâinatın Efendisinin müjdelediği "Mesud askerler"den olmak ve Cenab-ı Hakkın huzuruna şehid olarak gitmek için yanıp tutuşuyorlardı. Hele içlerinden birisi vardı ki, heyecandan yerinde duramıyordu. Bir gün önceden komutanlarına yalvarmış en ön saflarda vuruşan birlikte yer almak için çok dil dökmüştü.

Ulubatlı Hasan adlı bu yiğit Bursa Karacabey'deki Ulubat gölünün kuzeybatı kıyısının yakınında bulunan Ulubat köyünde dünyaya gelmişti. Yiğitler yiğidiydi. At yarışlarında, ok atmada, güreşte birinciydi. Daha sırtını yere getiren çıkmamıştı. Öyle ki çoğu defa iki kişiyle birden güreşir, ikisini de yenerdi. Ulubatlı Hasan'ın gönlü Allah için cihad etme aşkıyla yanıp kavrulmaktaydı "İla'yi kelimetullah" uğruna can vermek en büyük emeliydi.

Büyük hücum'un yapılacağı gün en ön safta vuruşacağı için çocuklar gibi seviniyordu. Otuz tane gözüpek yeniçeri seçmişti. Hep birlikte aynı noktaya hücum edeceklerdi.

Nihayet beklenilen an gelip çatmıştı. Mehter "hücum" havası çalınca Ulubatlı Hasan ve arkadaşları "Allah Allah" sesleriyle ileri atılmışlardı. Ulubatlı'nın bir elinde sancak, diğer elinde kalkan vardı. Sura dayanan merdivenlerden süratle tırmanıyordu. Atılan oklara, taşlara, üzerlerine dökülen kızgın yağlara kalkanını siper ediyordu. Nihayet surların üzerine varmayı başarmıştı. O anda kalkanını fırlatıp atmış, uzun palasını çekmiş, arslanlar gibi vuruşmaya başlamıştı. Önüne çıkan düşman askerlerine vuruyor, vuruyordu. Yahya Kemal'in tasvir ettiği gibiydi manzara. şöyle demektedir şair:


Vur pençe-i Alî'deki şemşîr aşkına

Gülbangi asmanı tutan pir aşkına

Ey leşker-i müfettihü'l-ebvâb vur bugün

Feth-î mübîni zâmin o tebşir aşkına

Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-î hilâl içün

Gelmiş bu şehsüvâr-ı cihangir aşkına

Düşsün çelengi Rûm'un eğilsün ser-î Firenk

Vur Türk'ü gönderen yed-i takdir aşkına

Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar

Fecr-i hücum içindeki Tekbîr aşkına


Ulubatlı'nın şimşek gibi çakan kılıcından ürken düşman askerleri uzaktan ok yağdırmaya başlamışlardı. Oklar peş peşe Hasan'ın vücuduna saplanıyordu. Ayakta duramayacağını anlayan Ulubatlı sancağı Topkapı'daki surlann üzerine dikivermişti. Sancağın surların üzerinde dalgalandığını gören askerler coşmuştu. Tekbir getirerek büyük bir gayretle surlara hücum ediyorlardı. Ulubatlı Hasan da vücudunun oklarla delik deşik olmasına rağmen yaralı ars-lan gibi sancağın yanına düşman askerlerini yaklaştırmıyordu. Nihayet diğer arkadaşlan yanına gelmiş, Hasan'ın etrafına halka olmuşlardı. Sancağın artık emin ellerde olduğunu gören Hasan yüzünde mes'ud

bir tebessümle ruhunu Rahman'a teslim etmişti. Kendisiyle birlikte surlara tırmanan arkadaşlarından 18'i de şehid olmuş, kalan 12'si sancağı düşürmemişti.

Çok genç yaşta şehitlik rütbesini kazanan Ulubatlı Hasan'ın vücuduna 27 ok saplanmıştı. Arkadaşlan bu okları çıkardılar ve bu mübarek şehidi Fatih'in huzuruna götürdüler. Fatih, İslâmın bu bahadır evladına dua ettikten sonra şöyle demiştir: "Ulubatlı Hasan'ım! Ne kadar şanlısın. Eğer sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim!"

nisanur

canım ellerine sağlık fakat ben videoyu izleyemedim çünkü açılmadı bi türlü çokta merak ettim doğrusu ??? bende Fatih Sultan Mehmet hayranıyım istanbulun fethinde beni en çok etkileyen olay ayosafyadaki ilk namaz hoş bütün olaylar etkileyici nasıl olmasın RASULLAHIN haber verdiği bi evliya çok iyi düşünmüşsün almanca almanca bazen kafa dağıtmak gerekiyo teşekkürler  :)

esma 41

Alıntı yapılan: nisanur - Aralık 15, 2007, 06:12:57 ÖS
canım ellerine sağlık fakat ben videoyu izleyemedim çünkü açılmadı bi türlü çokta merak ettim doğrusu ??? bende Fatih Sultan Mehmet hayranıyım istanbulun fethinde beni en çok etkileyen olay ayosafyadaki ilk namaz hoş bütün olaylar etkileyici nasıl olmasın RASULLAHIN haber verdiği bi evliya çok iyi düşünmüşsün almanca almanca bazen kafa dağıtmak gerekiyo teşekkürler  :)


Begendigin icin sag ol nisanur.
Ben slayti izleyebiliyorum .
Izleyemeyenler icin ...
Buyurun linki .... 

https://www.youtube.com/watch?v=rjnfJDJH_Y0

nisanur


esma 41

Ayasofyada ilk Cuma






AYASOFYADA İLK CUMA...

*Fetih salı günüdür. Cumaya kadar mimarlar hummalı bir çalışma ile Ayasofyayı, namaz kılınabilir hale getirmişlerdir. Surlar üzerinde okunan fetih ezanından sonra Ayasofyada da Ezan-ı Muhammedi ve cuma hutbesi okunacaktır...

*Bu ruha inşirah veren hadiseyi Ahmet Muhtar Paşanın kaleminden okuyalım:


*Fethin diğer mühim hadisesi, Ayasofyada ilk cuma namazıdır. Mimarlar ve işçiler geceyi gündüze katıp çalışarak salı günü fetholunan şehrin en büyük kilisesinde cumaya kadar lüzumlu değişikliği yaptıktan sonra, padişah, emirle içinde ilahi bir gulgule yükseldi, hafızlar okumaya, müezzinler salalara, ezanlara başlamışlardı. Cemaat bir ağızdan tekbir alıyor ve kubbe aksisadalarla uğulduyordu. Nice dem bu ilahi sesler sürüp gittikten sonra, müezzinler. *İnn-Allahe ve melaiketehu* ayetini yanık seslerle okumaya başlayınca, Akşemseddin Hazretleri, Sultan Mehmed Han-ı Sani Hazretlerinin koltuğuna girip hürmetle kendisini minbere çıkardı. Etrafa hidayet nuru saçan seyf-i Muhammedi, elinde parıl parıl parlıyordu. Hazret-i Fatih minberde yüksek ve heybetli bir sesle *Elhamdülillah, elhamdülillah* diye hutbe okumaya başlayıp, nimet ve ihsanların hakiki sahibi Cenab-ı Hakka yönelerek şükür ve hamdeylediği zamanda idi ki, camide mevcut bütün gaziler, İslam mücahidleri bir acaib ferahlık, neşe ve zevk ile kendinden geçme derecelerine gelip feryad ve şadümani ile gözlerinden sel gibi yaşlar dökmeğe başladılar.

*Hazret-i Fatih, bir hatib uslub ve edası üzre hutbeyi okuyup bitirdikten sonra minberden inerek Akşemseddin Hazretlerini imamete geçirip, cuma namazını ol vaktin icabatına göre İslam mücahidleri safları önünde ifa eyledi.*






Fâtih Sultan Mehmed Hân, İstanbul’un fethinden sonra, Ayasofya’ya doğru ilerledi. Kapıya varınca, secdeye kapanarak bu ânı kendisine gösterdiği için Allaha şükretti. Sonra mâbede girerek iki rekât namaz kıldı. Ayasofya’da ilk ezân işte bu sırada okundu.


O güne kadar dünyanın en büyük mâbedi olan Ayasofya, câmiye çevrilmiş oldu. Üç gün sonra da tekrar gittiğinde sultanın emirleri yerine getirilmiş, câmi ibâdete hazırlanmıştı. Böylece Fâtih, İstanbul’da ilk Cuma namazını askerleriyle birlikte Ayasofya’da kıldı. Akşemseddin hazretleri, Fâtih adına ilk hutbeyi okudu. Bu mâbed, zamanımızda, müze olarak kullanılmaktadır.



gütig

Ankette ben bir secim yapamadim. Istanbul`un fethi ve sirasinda yasananlar bastan sona etkileyici zaten. Ben "Hepsi" secenegini isaretlemek isterdim... ;)

esma 41

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, İstanbul'da Kavacık ile Hisarüstü arasında, Asya ile Avrupa’yı Boğaziçi Köprüsü'nden sonra ikinci kez bağlayan asma köprü.Yapımına 4 Aralık 1985’te başlanılan ve ankraj blokları arasındaki uzunluğu 1.510 m, orta açıklığı 1.090 m, genişliği 39.4 m, denizden yüksekliği 64 m olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 3 Temmuz 1988’de trafiğe açıldı. Köprünün proje hizmetleri İngiliz Freeman, Fox ve Partners firması tarafından yerine getirilmiş, inşaatını ise Japon Ishikawajima Harima Heavy Industries Co. Ltd., Mitsubishi Heavy Industries Ltd. ve Nippon Kokan K. K. adlı şirketlerin oluşturduğu konsorsiyum 125 milyon dolar karşılığında üstlenmiştir.






Uzunluk \t 1.510 metre

Genişlik \t  39 metre


Ayaklar
arası açıklık
\t  1.090 metre

Tamamlanışı    3 Temmuz 1988


Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün Teknik ve Temel Özellikleri

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü projesinin temel özellikleri, taşıyıcı kule temellerinin boğazın iki yakasındaki yamaçlara oturması, kulelerin tabliye mesnet düzeyinden başlaması ve tabliyesinin Boğaziçi Köprüsü’ndeki gibi ortotropik, berkitmeli panellerden oluşan aerodinamik enkesitli kapalı kutu biçiminde olmasıdır. Boğaziçi Köprüsü’nden farklı olarak bu köprünün askı kabloları dikey olarak düzenlenmiştir. Bu kablolar çiftli tertiplenmiş olup gerektiğinde bu kablolardan biri kolayca değiştirilebilecektir.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün kule temelleri 14 m x 18 m boyutunda ve ortalama 6 m yüksekliğindedir. Ama zemin durumuna göre yer yer kademeli olarak proje kotundan 20 m daha derine inilmiştir.Temellerin üzerinde yükseliği 14 m’ye varan betonarme kaideler yer almakta ve çelik kuleler bu kaidelerin içine 5 m kadar ankre edilmiş bulunmaktadır.

Köprünün ana bloklarına mesnet oluşturan bu kulelerin yüksekliği, temel betonu üst kotundan başlamak üzere 102,1 m’dir. Kuleler yüksek mukavemetli berkitmeli çelik panellerin birbirine bulonlanarak birleştirilmesiyle 8 kademe halinde monte edilmiştir. Boyutları tabanda 5 m x 4 m, tepede ise 3 m x 4 m’dir.Düşey kuleler birbirlerine ikişer adet yatay kirişle bağlanmış olup, her birinin içinde bakım hizmetleri için bir asansör yerleştirilmiştir.

Taşıyıcı ana kablolar, her kulenin tepesinde yer alan kablo semeri üzerinden geçmektedir. Bunlar git-gel çekim yöntemi ile yapılmış, her seferinden ve bir doğrultuda 4 tel taşıyan kasnağın 4 m/sn gibi çok yüksek bir hızda çalışması sağlanmıştır. Her ana kablo bir ankraj bloğundan öbürüne uzanan 32 tane büklüm grubundan, ayrıca tepedeki semerlerle ankraj blokları arasında yer alan 4 tane ek gergi bükümünden oluşmaktadır. Her bir büklümde 504 tane , ek büklümlerde ise 288 ve 264 tane çelik tel vardır. Galvanizli yüksek mukavemetli çelikten olan tellerin çapı 5,38 mm’dir.

Kutu kesitli tabliye 33,8 m genişliğinde ve 3 m yüksekliğinde olup her iki yanında konsol olarak dışa taşan 2,80 m eninde birer yaya yolu bulunmaktadır. Dört gidiş dörtte geliş olmak üzere toplam sekiz şeritli tabliyenin aerodinamik biçimi rüzgar yükünü azaltmaktadır. Tabliye 62 üniteden oluşmaktadır.Çeşitli uzunluktaki bu üniteler birbirine kaynakla birleştirimiştir. Ağırlıkları 115-230 ton arasında değişen tabliye üniteleri, denizden palangalar ile yukarı çekilerek yerlerine yerleştirilmiştir.

Köprü, 3 Temmuz 1988'de zamanın başbakanı Turgut Özal tarafından hizmete açılmıştır. Köprüden geçen ilk araç Özal'ın resmi otomobili olmuştur.


Göze çarpanlar


Köprüden atlama,intihar etmenin ortak bir yolu.2001 yılında 146 kişi iki boğaz köprüsünden atlamayı denedi.Ve bunların 24 ü hayatını kaybetti.2002 yılında atlayarak intihar denemesinde sonra 38 kişi öldü.



\t
Köprünün aerodinamik biçimi rüzgar yükünü azaltmaktadır







\t
İstanbul Belediyesince özel ışıklandırma sistemleriyle ışıklandırılmıştır






Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Edirne-Ankara arasındaki Trans European Motorway (TEM) in bir parçasıdır.



Kaynak: vikipedia

jentzsch

Ya 2 ay olmus ben yeni görüyorum.Tesekkurler Esma41.Benim en cok etkilendigim olay Ulubatli Hasan'in bayragimizi dikisindeki yasadiklari.Tüylerimi diken diken yapiyor. :'(

emosh

benim en çok etkilendiğim kısım gemiler olmuştu ilk defa duyduğumda bunu hayretler içinde kalmıştım ve orta okulda iki defa sosyalden ödev almıştım teki Fatih Sultan Mehmet'in hayatı diğeri de İstanbul'un fethiydi gerçekten çok zevkle yapmışş ve bu ödevler sonunda Fatih Sultan Mehmet'e olan hayranlığım kat kat artmıştı burada paylaşılanlardan sonra hayranlığım daha da attı teşekürler  çok güzel olmuş hepinizin eline sağlık

esma 41

Alıntı yapılan: emosh - Şubat 12, 2008, 08:44:02 ÖS
benim en çok etkilendiğim kısım gemiler olmuştu ilk defa duyduğumda bunu hayretler içinde kalmıştım ve orta okulda iki defa sosyalden ödev almıştım teki Fatih Sultan Mehmet'in hayatı diğeri de İstanbul'un fethiydi gerçekten çok zevkle yapmışş ve bu ödevler sonunda Fatih Sultan Mehmet'e olan hayranlığım kat kat artmıştı burada paylaşılanlardan sonra hayranlığım daha da attı teşekürler  çok güzel olmuş hepinizin eline sağlık

Benide karadan yürütülen Gemiler konusu cok etkilmisti,ilk okudugumda.
Begendigine sevindim. ;)

sevval

Ellerine saglik Esma 41. Slayt da gercekden cok guzel Gütig´in dedigi gibi muzigi bile etkiliyo insani ;)

esma 41

Alıntı yapılan: sevval - Şubat 21, 2008, 12:16:57 ÖS
Ellerine saglik Esma 41. Slayt da gercekden cok guzel Gütig´in dedigi gibi muzigi bile etkiliyo insani ;)

Tesekkür ederim . ;)

şems

tarıhımız gerçekten o kadar güçlu okadar manevıyata dayalı kı...kelımeler yetersız kalıyor.boyle bır tarıhı ve boyle bır şehrı bırakacağım için çok uzuluyorum.
başka bır ulkenın başka bır şehrınde onların kulturune uyum sağlamak zorunda olsamda...
turk tarıhı ve ıstanbul benım vazgeçilmezlerım...