ALMANCAX => Cafe almancax

Konu: Saglik Kösesi ...

Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5

esma 41 09.07.2008 15:38:56

Benim üc tane ablam var  ;D  cok iyi geciniyoruz.
Bi araya gelince  cok gülüyoruz , yani derdimiz falan olunca
.. o dertleri unutabiliyoruz.
Bazen yabanci (yabanci dediysem .. yine tanidik insanlar iste )  bir ortamda o kadar cok gülüyoruzki insanlar ilk anda
sasirsalar bile  bakmissin  yarim saat sora bizimle birlikte  gülüyorlar.
Bazilarida sadece kafa salliyor.. ;D


Arastirmalara göre gülmek cok saglikliymis...

Sizde cok gülenlerdenmisiniz ?  ;D


"Uzmanlar, mizah ve gülmenin, daha Sağlıklı bir yaşam sürmek için en az Diyet ve egzersiz kadar önemli olduğunu belirterek, "Yapılan araştırmalar, mizah duygusu ve rahat gülebilmenin hastalıklara karşı direnç gösterilmesine yardımcı olduğunu ortaya koyuyor" diyor.


Gülme Kulübü Başkanı İlham İnan Dündar, son 20 sene içerisinde mizahın tedaviye yönelik yararlarıyla ilgili yapılan çalışmaların gülmenin ve mizah duygusunun insan sağlığı üzerine ne kadar etkili olduğunu gösterdiğini söyledi. Neşe ve mutluluğun insan vücudunun hastalıklara karşı direncini arttırabildiğini gösteren bilimsel delillerin her geçen Gün arttığını anlatan Dündar, "Pennsylevania'daki Carnegie Mellon Üniversitesi'nden Psikolog Sheldon Cohen, mutlu insanların gribe yakalanma ihtimalinin diğerlerine göre yüzde üç daha az olduğunu, 300 kişi üzerinde yaptığı bir araştırmaya dayanarak söylüyor. Maryland Üniversitesi Önleyici Kardiyoloji Departmanı Başkanı Dr. Michael Miller ise 300'den (yarısı koroner hasta diğer yarısı kalp krizi veya koroner arter by-pass ameliyatı geçirmiş kişiler) fazla kişiyi kapsayan çalışmasında, kalp hastası olan kişilerin sıkıntı meydana getiren sosyal durumlara sağlıklı insanlardan yüzde 45 daha az oranda olumlu tepki gösterdiklerini ortaya koydu" diye konuştu.

İnsanlara pozitif düşünmeyi tavsiye ettiklerini anlatan Dündar, "Pozitif düşünen kişiler hastalıkları da kolay yenebiliyor. Bağışıklık sistemimiz bakteri, virüs ve Kanser hücrelerine saldıran 30 trilyondan fazla hücreden oluşuyor. Bu hücrelerin farklı isimleri ve farklı fonksiyonları var, ancak araştırmalar bu hücrelerin bir çoğunun kişi yapıcı duygular içerisinde olduğunda daha güçlü, yıkıcı duygular içerisinde olduğunda ise daha zayıf olduğunu gösteriyor" açıklamasında bulundu

esma 41 08.08.2008 01:52:24





   

Çürük Dişler ve Kalp Sağlığı




ABANT İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Arınç, diş çürüğüne bağlı olarak kana karışan organizmaların kalp kapakçıklarının bozulmasına ve mikrop kapmasına neden olduğunu söyledi.
Romatizmal kalp kapağı hastalığı olan kişilerin diş sağlıklarına dikkat etmeleri gerektiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Arınç, “Diş etlerinde bulunan bazı organizmalar diş çürüğüne bağlı olarak kana karışma yoluyla kalbe giderek kalp kapaklarının bozulmasına ve mikrop kapmasına neden olur. Romatizmal kalp kapağı hastalığı olan kişilerin diş sağlıklarına dikkat etmeleri gerekir” dedi.

Doç. Dr. Arınç, diş hekimlerinin, diş tedavisi veya diş dolgusu yaptıkları kişilerde kalp kapakçığı bozukluğu olup olmadığını sormaları gerektiğini söyleyerek, “Romatizmal kalp kapak hastalığı bulunan kişilerde, diş tedavisi sırasında kalbin mikrop kapmasını gerektirecek hallerin oluşmaması için, mutlaka koruyucu tedbirler alınması gerekir. Çekilen diş sonrası meydana gelecek ciddi kanamalar, istenmeyen sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilir” diye konuştu.

Diş çekimi sonrasında istenmeyen kanamaların oluşmaması için, diş tedavisinin kalp kapağı değiştirilmeden önce yapılması gerektiğini açıklayan Doç. Dr. Arınç şöyle konuştu:

“Çürük dişler, kalbin mikrop kapma riskini artırır. Diş çekimi sonrasında meydana gelecek ciddi kanama sonucunda tansiyonun düşmesi, çarpıntı ve ritm bozukluğunun yanı sıra, kalp kapağında bozulma ve mikrop kapma sonrası ölüm gerçekleşebilir. O nedenle, diş sağlığına önem verilmesi gerekir.


alinti ...

esma 41 08.08.2008 01:59:32

Bilinmeyen Hastalıklar


Dünya üzerinde kaynağı belli ya da belli olmayan çok sayıda hastalık var. Küresel düzeyde, salgın hastalıklarla mücadeleye aktarılan paranın miktarı da yüksek boyutlarda. Ölümcül hastalıkların çoğu aslında önlenebiliyor. Ancak, gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkelerinde kurbanlar çoğunlukla çocuklar.
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) hazırladığı raporlarda yıllık ölüm oranı en yüksek hastalıkların başında, 4.4 milyon ölümle akut solunum yolu enfeksiyonları geliyor. Bunu 3.1 milyon ölümle kolera, tifo, dizanteri gibi diyare hastalıkları izliyor. Üçüncü sırada ise 3.1 milyon ölümle verem geliyor.
WHO'nun patlak veren salgınlarla ilgili haber teşkilatı, dünya genelinde tehdit unsuru olağandışı salgınlar konusunda uyarılarda bulunuyor. Bunlardan önemlilerini inceleyelim. 2002 Ocak ayında Gabon ve Kongo Cumhuriyeti'nde Ebola virüsü salgını yaşandı. Öncekinde 26 vaka ve 23 ölüm yaşanmışken, sonraki salgında 16 vaka ve 11 ölüm görüldü. şubatta, Hindistan köylerinde veba baş gösterdi. Gabon'daki ebola vakalarının sayısı 57'ye ulaştı.

1- Alveoler hydatid (Alveolar Hydatid Disease - AHD)

Tilki, kır kurdu ve köpeklerde bulunan mikroskobik tenya (Echinococcus multilocularis) larvalarının enfeksiyonundan kaynaklanıyor. İnsanlarda enfeksiyon nadir görülse de, tedavi edilmediği taktirde ölümcül olabiliyor. Karaciğer, akciğer ve beyinde parazit tümörlerinin gelişmesine yol açıyor. AHD, çoğunluğu kuzey bölgeleri olmak üzere dünyada yaygın şekilde görülüyor. Orta Avrupa, Kuzey Amerika, Çin ve Japonya'da vakalara rastlandı. AHD, topraktan hastalığın bulaştığı bitki ve meyvelerin toplanması ya da yine topraktan bu paraziti alan evcil hayvanlardan yayılıyor.

2- Blastomycosis
Grip gibi ateş, titreme ve ağrılarla başlıyor. Ancak, ABD ve Afrika'nın belirli bölgelerinde görülen bu mantar hastalığı, deride yaralara ve prostat, kemik, hatta beyinde iltihaplanmalara yol açıyor. Kurbanlarının yüzde 5'ini öldürüyor; ancak, dünya genelinde hastalığın kaç kişide bulunduğu bilinmiyor. Hastalık kirli toprakla taşınıyor. Dolayısıyla kurbanlarının çoğunu çiftçiler, kampçılar ve orman işçileri oluşturuyor.

3- Çin karaciğer paraziti

Bu küçük parazitin Latince'deki adı Clonorchis sinensis... Çoğunlukla Japonya, Kore, Çin, Tayvan, Vietnam'da görülüyor ve bu bölgede 30 milyon insana bulaşmış durumda. Parazit, çiğ ya da iyi pişmemiş balık yoluyla taşınıyor ve karaciğer içindeki salgı kanallarına yerleşiyor. Hiçbir hastalık belirtisi göstermeden yıllarca bulunduğu bölgede barınıyor; ancak, karaciğere zarar veriyor. Bu hasar, ölüme yol açabiliyor.

4- Parazit takıntısı
Bu bir akıl hastalığı... Kişi, derisinin altında bakteri, parazit ya da böceklerin yaşadığını düşünüyor ve bu duyguyu zihninden atamıyor. Kökeni psikolojik olsa da, verem ya da frengi gibi fiziksel hastalıklar sonrasında kişide belirebiliyor. Hastalar, çoğunlukla derilerini yüzerek ya da kimyasal maddelerle bu hayal ürünü organizmaları vücutlarından dışarı atmaya çalışıyorlar. Bıçak ya da cımbızla kendilerini yaralayanların oranı bir hayli yüksek.

5- Doğu at ensefaliti (Eastern Equine Encephalitis)

Bu hastalığın ana sorumlusu sivrisinekler... Kuzey Amerika, Orta ve Güney Amerika, Karayibler'de, öldürücü virüsü (literatürde doğu at ensefaliti virüsü olarak geçiyor) atlara ve insanlara bulaştırıyorlar. 1964'ten günümüze 153 resmi onaylı vaka görülmüş. Pek çok insanda hafif grip belirtileri gösterse de, kimilerinde merkezi sinir sistemini etkiliyor. Bu vakaların yüzde 50'sinde kişi ölüyor, geri kalanında ise ciddi beyin hasarları görülüyor.

6- Filariasis (Lenfatik)
Asya, Afrika, Batı Pasifik, Orta ve Güney Amerika'nın tropik veya yarı tropik bölgelerinde, 73 ayrı ülkede 120 milyon kişiyi etkisi altına alan sivrisinek kökenli bir hastalık. Küçük kurtlar, böceğin ısırmasıyla taşınıyor ve bu yolla vücudun lenf sistemine sızarak orada büyüyor. Öldürücü değil, fakat böbrekler ve lenf sistemine hasar veriyor, strese yol açıyor, kol ve bacaklarda şişkinlik meydana getiriyor.

7- Ruam (Glanders)
Enfeksiyon, Burkholeria mallei adı verilen bakteriden kaynaklanıyor. 1940'lı yıllardan günümüze kadar ABD'de görülmedi. Buna rağmen, hâlâ Asya, Ortadoğu ve Güney Amerika ülkelerinde rastlanıyor. Biyolojik savaşta kullanılabilecek alternatif bakteriler arasında adı geçiyor. Hastalık at, eşek veya köpekten bulaşıyor. Deride ve akciğerde cerahatli enfeksiyonlara yol açıyor. Kana bulaştığı taktirde 7-10 günde öldürüyor.

8- Histoplasmosis

Latince adı Histoplasma capsulatum olan mantarın yol açtığı ölümcül hastalık. Genelde kurbanın ciğerlerini sararak, vereme benzer bir hastalık yaratıyor. Mantar, toprakta ya da kuş, yarasa dışkısının bulaştığı yerlerde gelişiyor. Vücuda, mantar sporlarının solunması ya da yutulmasıyla geçiyor. Dünyanın her noktasında bulunabiliyor. Sadece ABD'de yapılan araştırmalar 50 milyon kişiye bulaştığını gösteriyor.

9- İdiopatik fibrosis (IPF)

Ciğerde iltihap ve yaralarla sonuçlanan hastalığın nedeni ve her yıl kaç kişiyi etkilediği tam olarak bilinmiyor. Ancak, erkeklerde ve kadınlarda eşit olarak görülüyor. Genellikle 40-70 yaş arasında baş gösteriyor, teşhisin konmasından sonra hayat süresi 4-6 yıl kabul ediliyor. Kuru öksürük ve nefes alma zorluğuyla ortaya çıkıyor. Süreç içinde akciğer, oluşan yaralar nedeniyle çalışamaz hale geliyor ve hasta ölüyor.

10- Japon ensefaliti

Kesinlikle tehlikeli bir başka beyin hastalığı. Asya'da her yıl 30.000-50.000 kişiyi pençesine alıyor. Yine sivrisinek yoluyla taşınıyor. Pek çok kişide belirtiler fark edilmiyor. Bazılarında ise nöbet, felç, koma ve ölüme yol açıyor. Yakalananların yüzde 30'u için ölüm kaçınılmaz. Avustralya'nın belirli bölümlerinde ya da Asya ülkelerinde uzun süre yaşanması halinde hastalığa yakalanmak olası. Ancak, bu hastalığın aşısı var.

11- Kernicterus
Sarılıkla doğan bebeklerde bu hastalık gelişebiliyor ve beyin hasar görüyor. Yeni doğan bebeklerde sarılık çok yaygın ve çoğunlukla kendiliğinden geçiyor. Ancak, kimi vakalarda, derinin sararmasına neden olan ve bilüribin adı verilen kan kimyasalı çok fazla üretiliyor, bu da beyne zarar veriyor. Duyma yokluğu, görme sorunları, hatta zekâ geriliği ortaya çıkabiliyor. Daha çok Doğu Asya ve Akdeniz'deki doğumlarda yaşanıyor.

12- Lymphocytic choriomeningitis (LCM)
LCM olarak adlandırılan viral hastalık, fare dışkısıyla bulaşıyor, çoğu zaman öldürücü değil. Ancak, menenjite çok benzeyen hiç de hoş olmayan belirtiler gösteriyor. Hafif grip belirtileriyle başlayıp, sonrasında zihinsel bozukluklara, hatta felce neden oluyor. Hamile kadınlarda düşüğe, doğacak çocukta zekâ geriliğine yol açıyor. Kemirgenlerle içli dışlı çalışan laboratuvar görevlileri en riskli grupta yer alıyorlar. Hastalıkla ilgili resmi kayıtlar bulunmadığından, hasta profili bilinmiyor.

13- Marburg virüs hastalığı
Marburg hemoroidli ateşi (MHF) olarak da adlandırılıyor. Ebola virüsü de dahil, birçok virüsün yol açtığı çok bulaşıcı ve ölümcül bir hastalık. Maymunlar aracılığıyla taşındığı belirtilse de, virüsün kesin rotası henüz gizemini koruyor. Çoğunlukla Afrika'da görülmekle birlikte, ilk tanışma 1967'de Almanya'da, sonra da Yugoslavya'da yaşandı. Belirtiler ateş ve titremeyle başlıyor, ardından ağrı ve ishal geliyor. Son olarak çok büyük bir hemoroid (basur) oluşuyor, organ zarar görmeye başlıyor. Marburg, kurbanlarının yüzde 25'ini öldürüyor.

14- Naegleria

Tüm dünyada yaygın bir amip türü olan naegleria, toprağı, durgun ve ılık suyu çok seviyor. Bulaşma riski yüksek değil, ancak, dalma ya da yüzme sırasında burun yoluyla vücuda sızabiliyor. Bu durumda baş ağrısı, ateş ve bitkinliğe yol açıyor. Ancak, ciddi vakalarda nöbetlere ve sanrılara neden olabiliyor, hatta 7-10 gün içinde öldürebiliyor. Hastalık, sıcak ve kurumuş su alanlarında etkisini daha fazla gösteriyor.

15- Olfaktör nöroblastoma
Nadir rastlanan bu kanser türünde kötü huylu tümör, burun ve sinüslerde yerleşiyor ve ağır ağır gelişiyor. Damak, göz çukurları ve hatta beyne yayılabiliyor. Belirtiler burunda tıkanıklık hissi, sinüste ağrı ve gözlerin ön tarafa doğru çıkıklığını ifade eden proptoz şeklinde kendini gösteriyor. Tümör, normal yollarla, ameliyat ve kemoterapi ile tedavi edilebiliyor. Ancak, cerrahi müdahaleden 10 yıllar sonra tekrar ortaya çıkabiliyor.

16- Psittacosis (papağan humması)
Bir diğer adı Chlamydia olan bu hastalıktan chlamydia psittaci bakterisi sorumlu. Amerika'da yapılan araştırmalarda, yılda 50 vakanın görüldüğü belirtiliyor. Kuş salgılarının solunumu yoluyla bulaşıyor. Evcil hayvan satan dükkân sahipleri, kuş besleyenler ile veterinerler birincil kurbanları. Tüm kuşlar taşıyıcı olsa da, kümes hayvanları, küçük ve tepeli papağanlar gibi insanlarla en çok ilişki içinde olan kuş türlerinden geçiyor. Erken tanı konmazsa, ileri derecede zatürreeye yol açıyor ve öldürücü olabiliyor.

17- Q humması
Sığır, koyun ve keçi gibi Coxiella burnetii bakterisini taşıyan hayvanlar, Q hummasının baş sorumlusu. Çok ağır ilerleyen hastalık, kişiye bulaştıktan sonra 20 yıl gibi uzun bir sürede etkisini hissettiriyor. Bulaşan kişilerin yaklaşık yüzde 50'si hastalığa yakalanıyor. Grip benzeri hastalıklarda görülen belirtiler ve kilo kaybı çok tipik. Bazı durumlarda zatürreeye neden oluyor ve bu durumda ölümcül. Dayanıksız kişilerde ise etkisini 2-3 haftada hissettiriyor.

18- Retinoblastoma
Küçük çocukların gözlerinde tümör geliştiren kanser türü... Retinoblastoma her yıl İngiltere'de 50, ABD'de 350 çocukta görülüyor. Retinada gelişen tümör, vakaların yüzde 75'inde tek gözü, yüzde 25'inde ise her iki gözü de etkiliyor. Büyük çoğunlukta, hastalığın aileden geçtiğine ilişkin bir bilgi yok. Gözbebeği ilginç bir şekil alıyor ve ışığı kedi gözü gibi yansıtıyor ya da gözün kısılmasına neden oluyor. Görüşü etkiliyor. Bazı vakalarda iyileşme söz konusu.

19- Sporotrichosis
Tüm dünyada rastlanabilen bu mantar enfeksiyonu, en belirgin şekilde tarım çalışanlarını etkiliyor. Dikenli otlar, saman balyaları ya da sfagnum yosunuyla haşır neşir olanlarda sık görülüyor. Mantar, vücuda derideki küçük kesikler yoluyla sızıyor. Önce küçük, ağrısız şişlikler baş gösteriyor. Sonrasında gelişiyor ve su yanığı şeklinde yayılarak geç iyileşen yaralar açılıyor. Nadir vakalarda enfeksiyon akciğere, eklemlere ya da merkezi sinir sistemine atlıyor. Ancak bu durum, genellikle bağışıklık sisteminde sorun görülen kişilerde yaşanıyor.

20- Usher sendromu
Kalıtsal duyma özürlülerin yüzde 10'unda görülen kalıtsal bir hastalık. Bu, gece körlüğü ya da çevresel görüş kaybı gibi görme bozukluklarına da neden oluyor. Görmede yavaş yavaş ve dereceli gelişen bozulmayı tanımlayan retinis pigmentosa hastalığının bir bölümünü oluşturuyor. Günümüzde herhangi bir tedavisi yok.

21- Vulnificus
Bu bakteri hastalığı, bozulmuş deniz ürünlerinden ya da açık yara yoluyla deniz suyundan bulaşıyor. Dünya çapında hastalığa ilişkin resmi bir kayıt yok. Yapılan araştırmalara göre, daha önce sağlık sorunları yaşamış kişilerin hastalığa yakalanma olasılığı, yaşamayanlara oranla yüzde 80 daha fazla. Sağlıklı kişilerde kısa süreli karın ağrıları görülürken, diğerlerinde deride bozulmalar, hatta ölümcül kan enfeksiyonlarına rastlanıyor.

22- Tularemia
Biyolojik savaşta kullanılabilecek bir diğer korkutucu bakteri... Enfeksiyon için sadece çok azı bile yeterli. Bit, kene yoluyla geçiyor ve ABD'de her yıl 200 kişiye bulaşıyor. Deri ülserine, lenf bezlerinde şişliğe, boğaz ağrısına, ağız ülseri, hatta zatürreeye yol açıyor. Tedavi edilmeyen vakaların yüzde 40'ında ölümcül etkisi var. Avrupa ve Kuzey Amerika'da oldukça yaygın...

23- Wilson hastalığı
Dünya genelinde, görülme olasılığı 30.000'de 1 olan genetik bir hastalık. Hem karaciğer hem de lentiküler çekirdekte bozulmayı ifade eden bir hastalık. Yediğimiz besinlerin çoğunda bulunan, hayati önem taşıyan demir ve bakıra aşırı duyarlılık yaratıyor. Wilson hastalığına yakalananlar, gerekli bakırı normal yollarla alamadıkları için, bakır karaciğerde ve beyinde yapılmaya başlıyor. Bu da hepatit ve psikiyatrik bozukluklara neden oluyor. Bu bozukluklar içinde en çok görüleni, adam öldürmeye yatkınlık şeklinde gelişiyor. 100 kişiden biri bu geni taşıyor.

24- Xeroderma pigmentosum

Bir başka kalıtsal hastalık. Kızılötesi radyasyona, özellikle de güneş ışığına aşırı tepki şeklinde ortaya çıkıyor. Güneş ışığına maruz kalan cilt su topluyor, en çok karşılaşılan vaka ise cilt kanseri. Bu nedenle hastaların kesinlikle vücutlarını güneşten korumaları gerekli. Dünya üzerinde sadece 1.000 vaka var.

25- Yersinia
Çiğ domuz eti yoluyla geçen bakteriyel hastalık. Çoğunlukla küçük çocuklarda meydana geliyor, ancak daha büyük çocuklar ve yetişkinler de risk taşıyor. Yersinia'da karnın sağ tarafında ağrı geliştiğinden, belirtileri çoğunlukla apandisit ile karıştırılıyor. Yüksek ateş ve kanlı ishal görülüyor.

26- Zollinger-Ellison sendromu
Pankreas, onikiparmak bağırsağı ve midede ülser ve tümöre yol açan nadir bir hastalık. Kalıtsal, genetik bir rahatsızlık olduğu düşünülüyor. Belirtileri ülserle hemen hemen aynı: midede ağrı ve yanma, ishal, kilo kaybı. Ancak, ağrı çok daha şiddetli gelişiyor ve açılan yaralar daha geç kapanıyor. Bazı vakalarda midenin alınması gerekebiliyor.

Kaynak: Focus

esma 41 18.09.2008 22:32:16

Aids hakkında bilgi





AIDS, edinilmiş immün yetersizlik sendromu (AIDS) yada Kazanılmış Bağışıklık Yetersizliği Hastalığı' anlamındaki 'Acquired Immuno Deficiency Syndrome' kelimelerinin baş harflerinden oluşan hastalık. Hastalığı tek başına bir hastalık değildir. AIDS hastaları bağışıklık sistemlerinin ciddi şekilde baskılanmış olmasından veya yeterince çalışamamasından dolayı, her türlü enfeksiyona ve hastalığa karşı normal insanlardan daha savunmasızdırlar. Dolayısıyla, yakalanılan basit bir üst solunum yolları enfeksiyonu bile AIDS hastalarının ölümüne sebep olabilir.

AIDS in etkeni, İnsan İmmünyetmezlik Virüsü'dür ( HIV). HIV kişiden kişiye semen, vajinal sıvılar ve kan yoluyla bulaşır. HIV, vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan akyuvarların yeterli miktarda yapımını engeller. Dolayısıyla vücut, bakteri ve virüslere karşı savaşamaz hale gelir. Diğer taraftan AIDS teşhisi, ölümle eşdeğer tutulmamalıdır. Düzgün ve doğru bir bakım ve tedaviyle AIDS hastaları da yıllarca üretken bir hayat sürebilir. Bu nedenle HIV enfeksiyonu, şeker hastalığı gibi kronik bir hastalık olarak kabul edilmelidir.

Pek çok hastada AIDS, grip benzeri şikayetlerle başlar. Bu şikayetler, iki haftayla birkaç ay arasında devam edebilir. Başlangıçtaki şikayetlerinden sonra birkaç yıl süreyle herhangi bir şikayet görülmeyebilir. Bu sürede HIV pozitif olan kişinin kendisine nasıl baktığı çok önemlidir. Çünkü HIV virüsü vücuda girdikten sonra önce yavaş, daha sonra ise çok hızlı şekilde çoğalır. Tam anlamıyla yerleşmiş AIDS -ciddi enfeksiyonların görülmeye başladığı zaman- HIV virüsünün vücuda girmesinden 5-10 yıl kadar ortaya çıkar. AIDS ilk kez 1981 yılında ABD'de tanımlanmıştır. Fakat, teşhis edilememiş vakaların 1979 yılından beri var olduğu ve bugün dünyada yaklaşık 14 milyon kişinin HIV taşıdığı düşünülmektedir.
Belirti ve bulgular
Virüsün alınmasından klinik bulgular ortaya çıkıncaya kadar geçen kuluçka dönemi yaklaşık 2-5 yıldır. Hiçbir klinik belirtinin bulunmadığı bu dönemde kanda HIV antijeni, antikoru veya her ikisi birden bulunabilir. • Uzun süreli, açıklanamayan aşırı yorgunluk ve bitkinlik • şişmiş lenf bezleri (kasık bölgesi dışında en az 2 bölgede ve en az 3 ay süreli) • 10 günden uzun süren ateş • 3 aydan fazla süreyle gece terlemesi • Açıklanamayan kilo kaybı (vücut ağırlığının %10'dan fazlası) • Deride veya ağız içinde, mor veya farklı renkte geçmeyen lekeler • Açıklanamayan, sürekli öksürük veya boğaz ağrısı • Nefes darlığı • Sürekli, şiddetli ishal • Sık tekrar eden mantar enfeksiyonları • Vücutta açıklanamayan çürükler veya kolayca meydana gelen kanamalar
Nedenleri
AIDS'e, HIV-1 ve HIV-2 virüsleri sebep olmaktadır. HIV-2 virüsü Afrika dışında nadiren görülmektedir. Virüsün kişiden kişiye bulaşma yolları: • HIV taşıyıcısı kişiyle vajinal, oral veya anal seks yapılması • Damardan uyuşturucu kullananlarda ortak enjektör kullanımı • Kan ve kan ürünlerinin nakli • Anneden bebeğe kan yoluyla veya sütle geçiş Genel kanının aksine, AIDS çok bulaşıcı bir hastalık değildir. Öpüşme yoluyla, tuvalet oturaklarıyla, dokunmayla, günlük hayatımızdaki cisim ve araçların ortak kullanımıyla, yiyeceklerle HIV virüsü bulaşmaz.
Tanıya yönelik araştırmalar
• Kan tablosunda değişimler (lökosit, lenfosit ve trombositlerde azalma) • Anemi • Sedimentasyon hızında artış • Yardımcı / baskılayıcı T hücresi (helper/supressor, T4 / T8) oranında azalma (normal değer 2/1) yardımcı T hücrelerinin mutlak sayısında azalma (400/mm3) • İmmünofloresans tekniği ve ELİSA yöntemiyle HIV antijenleri gösterilebilir • ELİSA ile kanda HIV antikoru aranması: en iyi tarama testidir. Yanlış pozitif cevap alınabileceğinden, kuşkulu vakalarda doğrulama testleri gerekir. • Western blot antikor testi: Virüs proteinlerine karşı antikorların gösterilmesi ve ELİSA yöntemini doğrulama testi olarak kullanılır
Tedavi
Henüz virüse karşı tam anlamıyla etkili bir ilaç veya koruyucu aşı geliştirilememiştir. Tüm dünyada bu yöndeki çalışmalar yoğun olarak devam etmektedir. Genel tedavi şekli, fırsatçı enfeksiyonların veya tümörlerin tedavisine yöneliktir. Aantiviral ilaçlar kombinasyonlar şeklinde uygulanmaktadır: • Zidovudine (AZT), didanosine (ddI), dideoxycytidine (ddC) • Proteaz inhibitörleri: Nelfinavir, ritonavir, indinavir ve saquinavir

esma 41 09.10.2008 00:11:03

Kanser nedir?

Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisi. Sık görülmesi ve öldürücülüğünün yüksek olması nedeniyle de bir halk sağlığı sorunu.


- Anormal hücrelerin kontrolsüz çoğalması ve yayılması olarak tanımlanan kanserin sebebi, belirtileri, tedavi ve korunma yöntemleri...

Ülkemizde 1970’li yıllarda sebebi bilinen ölümler arasında 4. sırada yer alan kanser, son yıllarda kardiyovasküler sistem hastalıklarından sonra 2. sıraya yükseldi.

Kanserin sebebi nedir?
Çevresel ve içsel nedenler olarak ikiye ayrılabilir. Çevresel nedenler (kimyasal, radyasyon, viruslar gibi) ve içsel nedenler (hormonal, bağışıklık bozuklukları, kalıtsal mutasyonlar ve diğer genetik nedenler gibi) birlikte veya ardışık olarak hücreleri etkileyerek uzun yıllar içinde kansere yol açabilirler.

Hangi organlarda kanser olur?

Kanser tek bir hastalık olmayıp, vücuttaki tüm doku ve organlarda kanser gelişebilir.

İyi huylu ve kötü huylu tümör ne demektir?

İyi huylu tümörler kanser değildir. Başka bölgelere yayılmazlar. Tamamen çıkartıldığı zaman genellikle tekrarlamazlar. Kötü huylu tümörler ya da kanser ise komşu organ ve dokulara yayıldığı gibi, lenf ve kan yoluyla uzak organlara da yayılır. Uzak organlardaki yayılımına metastaz (yayılma) denir.



Kanser ne sıklıkla görülen bir hastalıktır?

Erişkinlerde her yıl 100 bin nüfus için 150-300 kişi kansere yakalanır. Ülkemizde her yıl 150 bin kişinin kansere yakalandığı tahmin edilir.

Kanserden korunmak mümkün mü?

Sigara ve alkol kullanımı ile gelişen kanserlerin önlenmesi mümkün. Bu maddelerin kullanılmaması ile tam koruma mümkün olur. Ayrıca güneş ışınlarından korunma ile deri kanserinden çok yüksek oranlarda korunmam mümkün. Kanserden korunmada beslenmenin de rolü büyük.

Kanserden nasıl korunabilirsiniz?

Sigara içmeyerek, beslenme alışkanlıklarına ve yaşam tarzına dikkat ederek, güneş ışınlarından korunarak kanserden korunmak mümkün.
Sigara ve tütün kullanımından kaçınmak:
Sigara ve tütün ürünlerinin akciğer kanseri, ağız, yutak (farinks), soluk borusu (larinks), yemek borusu, pankreas, rahim ağzı (serviks), böbrek ve idrar torbası (mesane) kanserlerine yol açtığı kesin olarak biliniyor. Bu nedenle sigarayı içmeyerek bu kanserlerdenkorunubilirsiniz.
Sadece sigara içenler değil, pasif sigara içicileri de bu hastalıklara karşı risk altında bulunur.
Beslenme ve diyet:
Bitkisel kaynaklı besinlerin fazla tüketilmesi, özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdaların sınırlandırılması, bitkisel yağların tercih edilmesi, fiziksel olarak aktif olup, egzersiz yapılması ve ideal ağırlığın korunması, alkol tüketiminin sınırlandırılması kanserden korunmada etkin rol oynuyor.
Güneş ışınlarından korunma:
Bazal ve skuamöz hücreli deri kanserleri güneş ışınlarına maruz kalma sonucunda ortaya çıkıyor. Bu nedenle güneş ışınından korunulması ile bu kanserlerin gelişimi engellenebilir.

Kanserle mücadelede eğitim şart

Erken tanı işe yarar mı?
Kişilerin kendi kendini muayenesi, kontrol muayeneleri ve taramalar ile erken tanı mümkün. Böylece hastalığı daha erken tanı konulabildiğinden tedavi şansı da yükseliyor. Buradan hareketli hiç şikayeti olmayanlar bile düzenli doktor kontrolleri yaptırmaları öneriliyor.
Erken tanı için bazı öneriler:
Meme kanseri:
40 yaş ve üzerindeki kadınlar her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, yılda bir kez doktor muayenesi ve mamografi yaptırmalı. 20-39 yaşındaki bayanlar ise her ay kendi kendine meme muayenesi yapmalı, 3 yılda bir de mamografi yaptırmalı.
Kalın Bağırsak Kanserleri:
50 yaşından sonra dışkıda gizli kan testi, belirli aralıklarla sigmoidoskopi, kolonoskopi ve bağırsak filmi çekilebilir. (Ayrıntı için doktorunuza danışınız.)
Rahim kanserleri:
Cinsel olarak aktif olanlar ve 18 yaşın üzerinde olanlar yılda bir kez PAP testi ve pelvik muayene yaptırmalı. Ardışık üç muayene normalse daha seyrek yapılabilir.
Prostat kanseri:
50 yaş ve üzerindeki erkekler yılda bir kez doktor muayenesi ve PSA (prostat spesifik antijen testi) yaptırmalı.

Kanserin başlıca belirti ve bulguları nelerdir?

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.
Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:
* Dışkılama ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler
* Uzun süren, iyileşmeyen yaralar
* Beklenmeyen kanama ve akıntılar
* Meme veya başka organlarda elle hissedilen şişlikler
* Yutma güçlüğü veya hazımsızlık
* Siğil ve benlerde belirgin değişiklik
* Uzun süren ses kısıklığı ve öksürük

Bu bulgular her zaman kanser demek değildir. Ancak nedenlerinin belirlenmesi için mutlaka bir doktora başvurulması gerekir. Kanser bulaşıcı bir hastalık olmayıp, erken tanısı ve tedavisi mümkün bir hastalık grubudur.

Kanser nasıl tedavi edilir?
Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, hormonoterapi, immünoterapi başlıca tedavi yöntemleridir.

Kanserden kurtulmak ne oranda mümkündür?
Tüm kanser türleri birlikte değerlendirildiğinde erişkin kanserlerinde % 60, çocuk kanserlerinde ise % 77 oranında iyileşme mümkündür. Ancak hastalığın cinsi, yaygınlığı, uygulanan tedavi gibi bazı faktörler tedavi şansını doğrudan etkiler.

KAYNAK: Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu
   





SELİN_24 09.10.2008 02:01:59




TİROİD KANSERİ

Papiller tiroid kanseri ve folliküler tiroid kanseri; tedavisi doğru ve eksiksiz yapılmak şartı ile %100’e yakın oranda “tedavi edilebilen” kanserlerdir. Medüller tiroid kanseri daha karmaşık ve daha ileri tedavi yapmak koşulu ile tedavi şansı son yıllarda çok artmış bir kanser türü iken anaplastik kanserde tedavi etkinliği özellikle gecikmiş vakalarda düşüktür.

TİROİD KANSERİ TEDAVİ SEÇENEKLERİ VE STRATEJİSİ NEDİR? Her tiroid kanserinde ameliyat ile tiroid bezesinin tümünün eksiksiz olarak çıkarılması zorunludur.  Kanserin çeşidine göre değişmek üzere ameliyat sonrasında yapılacak tedaviler ile kanser tedavisi tamamlanır. Ancak hasta ömür boyunca takip edilir.

TİROİD KANSERİNDE AMELİYAT Tiroid nodülü ameliyatlarından önce İİAB yapılması ve bunun sonucunda kanser olduğunun belirlenmesi hastaya en uygun koşullarda ameliyat yapılması imkanı verir. Ayrıca, kanser şüphesi yüksek hastalarda ameliyat sırasında hızlı mikroskopik inceleme (frozen) yapılması uygun olur. Ameliyat sırasında hızlı mikroskopik inceleme ile hastada kanser olup olmadığı ortaya konulduktan sonra ameliyatın genişletilip tiroid bezesinin tümünün çıkarılması en uygun cerrahi stratejidir.  Kanser ameliyatlarında, tiroidin çevresindeki lenf düğümleri de alınmalı ve mikroskopik olarak kanserin bu düğümlere sıçrayıp sıçramadığı ortaya konmalıdır.

Ameliyat sonrasında kanser olduğu anlaşılan ve tiroid bezesinin bir kısmı çıkarılmadan bırakılmış hastalarda; kanserin boyutuna bakılmaksızın ikinci bir ameliyatla tiroid bezesinin geriye kalan bölümü de tümüyle çıkarılmalıdır. Aksi halde daha sonra yapılacak tedavi de eksik kalır ve etkili olamaz.

AMELİYAT SONRASI TEDAVİ

Papiller Kanser ve Folliküler Kanser’de Ameliyat Sonrasında Tedavi: Hastada tiroid bezesi tümüyle çıkarıldıktan sonra özel olarak kurşun ile zırhlanmış bir hastane odasında hastalara yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulanır. Böylece ameliyat öncesinde, ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasında tiroid bölgesinde kalan ve vücudun başka yerlerine dağılmış olan “kanser hücrelerinin” ortadan kaldırılması amaçlanır. Eğer tiroid kanseri başka bir yere gitmiş ve orada “yayılma” yapmışsa bu durumda daha da yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulamaktan ibarettir.

Hastaların ameliyat sonrasında radyoaktif iyot-131 tedavisi öncesinde tüm vücudunu taramak ve takiben yüksek doz tedavi verdikten sonra tüm vücudu bir kez daha taramak daha kesin sonuçlar vermektedir.  Tedavi dozu 150 mci' (MİLİKÜRİ)nin altında olmamalıdır.

Gereken vakalarda aradan 6 ay geçtikten sonra tekrar yüksek doz iyot-131 verilebilir. Verilecek toplam dozun sınırı genellikle toplam 2000 mCi civarındadır. Ancak, vücudunun her yerine kanser yayılmış ve hayatı tehlikeye girmiş bir hastada bu sınır aşılabilir.

LENF BEZELERİNE YAYILMIş PAPİLLER TİROİD KANSERİNDE NE YAPILMALIDIR? Bazı merkezlerde papiller kanser olduğu İİAB ile veya ameliyat sırasında saptanan hastalara tiroid ameliyatı sırasında veya sonrasında bir de boyun ameliyatı yapılarak tek taraflı veya çift taraflı lenf bezeleri de “temzilenmektedir”.  Lenf bezelerine yayılmış papiller kanserlerde bu uygulama artık giderek terk edilmekte; lenf bezelerine yayılmış papiller kanserlerde bile tiroidin tümüyle çıkarılmasından sonra yüksek doz iyot-131 tedavisi uygulaması yapılmaktadır. Çünkü papiller kanserlerin çoğunluğu iyot-131’i çok yüksek  oranda tutmaktadır.

ESKİDEN TARTIşILAN GÖRÜş Uzun yıllar süren tartışmalarda papiller ve folliküler tiroid kanserlerinin ameliyatında tiroidin ancak bir kısmını almak, “bir parçasını bırakarak bunun hastaya gerekli tiroid hormonu salgılamasını” beklemek savunulurdu.  Ayrıca, bu hastalara yüksek doz iyot-131 tedavisi de uygulanması zorunlu olmadığı söylenirdi.

YENİ ANLAYIş Bu yaklaşımın yanlış olduğu, kanserin türüne bakılmaksızın tiroid bezesinin tümüyle çıkarılması, papiller ve folliküler kanserde kanser boyutu ne olursa olsun muhakkak yüksek doz radyoaktif iyot-131 uygulanması gerektiği “tecrübelerle” anlaşılmıştır.

TİROİD KANSER AMELİYATINDA TİROİD BEZESİ TÜMDEN ÇIKARILMAK ZORUNDA MIDIR? Evet. Gerekirse ikinci ameliyat muhakkak yapılmalıdır. Kanserin boyutu ne olursa olsun tiroid bezesi tümden çıkarılmalıdır. Aksi halde daha sonra uygulanacak tedaviler etkili olmaz. Ülkemizde yaygın olarak tercih edildiği şekliyle, ilk ameliyatla tiroid bezesinin çoğunu çıkarıp geriye kalan bölümünü düşük doz radyoaktif iyot-131 ile yakmak ikinci ameliyat kadar etkili bir seçenek sunmaz.

Medüller Kanserde Ameliyat Sonrası Tedavi: Bu kanser türünün de bir kaç alt grubu olmakla birlikte tedavi stratejisinde ameliyat sonrasında yine radyoaktif iyot-131 ile işaretli yüksek doz MIBG kullanılmaktadır. Burada en önemli husus, hastada tiroid dışındaki bölgelerden salgılanan diğer hormon ve hormon benzeri maddelerin de tedavi planı içine dahil edilmesidir.

Anaplastik Kanserde Ameliyat Sonrası Tedavi:Bu hastalarda hastanın durmuna ve teşhis edilme evresine göre, ameliyat sonrasında radyoterapi ve kemoterapi seçenekleri dikkate alınır.

TİROİD KANSERİNDE TEDAVİ SONRASI TAKİP

Tedavi sonrasında hastaların TSH düzeyleri hızla düşürülmelidir. Unutmamak lazım ki, yüksek TSH, kanserin yeniden gelişmesine ve yayılmasına teşvik unsuru oluşturur.  Bu amaçla tiroksin hormonu kullanılır. Belli aralıklarla tüm vücut iyot-131 tarama yapmak ve kanda tiroglobulin düzeyini ölçmek en temel takip yöntemleridir.

HANGİ SIKLIKLA TÜM VÜCUT TARAMA YAPILMALIDIR? Papiller ve Folliküler kanserde TSH düzeyini yükselterek iyot-131 ile tarama artık eskisi kadar sık yapılmamalıdır. Eskiden 6 ay gibi kısa aralıklarla daha sık yapılan bu tarama yöntemi artık yerini tek tiroglobulin ile takibe bırakmıştır. Çünkü yapılan araştırmalarda yalnız iyot-131 tüm vücut tarama ile tek başına tiroglobulin ölçümleri yaparak takip etmek arasında bilimsel istatistiki bir fark olmadığı ortaya çıkmıştır. En ideali hem iyot-131 tüm vücut tarama yapmak hem de aynı zamanda tiroglobulin ölçmektir; ama bu durumda da hastanın TSH düzeyini sık sık yükseltme ve hastayı gereksiz riske sokma durumu söz konusu olabilir.

Medüller kanserde takipte iyot-131 MIBG sintigrafisi tek tercih edilecek yöntemdir. Anaplastik kanserde ise takip amaçlı tüm vücut kemik sintigrafisi kullanılır.

TİROİD KANSERİ TAM OLARAK TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUR?

Her ne kadar tiroid kanseri yukarıda açıklanan yöntemlerle “tedavi edilebilir” kanserlerden olsa da tedavi edilmezse aynı diğer kanserler gibi yayılır ve olumsuz neticeler ortaya çıkar.

sağlılı bir yaşam dileğiyle...

dielosch 09.10.2008 16:55:03

ben önceden kahve çekirdekli bonbon gibi bişiye takmıştım kafein olduğu için mi bilmiyorum hani kahve felan bağımlılık gibi birşey yapmıştı bu yüzden uyuyamıyordum sabaha karşı 4 5 gibi uyuyup sabah 7 de kalkıyordum... çok kötü oluyordu diyeceğimi bekliyorsanız yanılıyorsunuz çok daha iyi oluyordu çok dinç oluyordum nasıl oluyordu ben de bilmiyorum ama hiç uykum da olmuyordu şimdi ise 12 de yatıp 7 de kalkıyorum ama çok uykum oluyor ama artık o bonbonları yemek istemiyorum zor kurtuldum zaten :(

...mystery... 09.10.2008 20:50:43

Alıntı yapılan: dielosch - Ekim 09, 2008, 04:55:03 ÖS
ben önceden kahve çekirdekli bonbon gibi bişiye takmıştım kafein olduğu için mi bilmiyorum hani kahve felan bağımlılık gibi birşey yapmıştı bu yüzden uyuyamıyordum sabaha karşı 4 5 gibi uyuyup sabah 7 de kalkıyordum... çok kötü oluyordu diyeceğimi bekliyorsanız yanılıyorsunuz çok daha iyi oluyordu çok dinç oluyordum nasıl oluyordu ben de bilmiyorum ama hiç uykum da olmuyordu şimdi ise 12 de yatıp 7 de kalkıyorum ama çok uykum oluyor ama artık o bonbonları yemek istemiyorum zor kurtuldum zaten :(
:haha: güldüğüme bakma yazın başlarında uyuyamadığını biliyorum yazık sana senin adına üzülüyodum
bide;
esma abla galiba sen en başta yazmışsın en çok sigara içenler en az uyuyanlar diye benim babam istisna o zaman çok sigara içer-Dİ ama çok uyurdu şimdi daha az içiyo ama yine çok uyuyo yani farketmedi bişey o zaman babam istisna ve istisnalar kaideyi bozmaz :haha: madem bunu yazıcaktım neden çürütmek amacıyla başlamış gibi yazdın derseniz onu bende bilmiyorum ::) ;D 

esma 41 14.10.2008 23:08:01

Selam Arkadaslar ,

Sonsuzluk yolcusu arkadasimizin Kalp ameliyati basarili gecmis.
Yarin birkac haftaligina  Kura (Kur un türkceside kurmu acaba ?) gidip tekrar aramiza gelecegini belirtti.
Hepinize cok selami var.

Ben bu habere cok sevindim ve cok sevincliyim.  alkis:)

Aradasimiza ve hepimize uzun ve saglikli bir hayat diliyorum.

Sagligimizin degerini bilelim.  ;)

Sevgi ve Saygilarimla ...



Buraya da yazmak istedim .
Herkes görsün ve okusun diye .

Arkadasimiz icin dua edelim.  :)

MuhaяяeM 14.10.2008 23:15:10

Geçmiş olsun, Allah şifa versin.

esma 41 14.10.2008 23:16:09

Amin.

14.10.2008 23:24:04

Allah yar ve yardimcisi olsun insAllah :)  :angel:

dielosch 15.10.2008 19:36:35

geçmiş olsun Allah nicelerinden sakınsın İnşAllah

...mystery... 15.10.2008 19:43:27

amin

Adse 15.10.2008 20:01:27

Allah sifa versin.


Sayfa: 1 2 3 [ 4 ] 5