AİHM'in Türkiye'ye Yönelik Adil Yargılanma Hakkı İhlal Kararları Bini Aştı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye hakkında adil yargılanma hakkı kapsamında verdiği ihlal kararları binin üzerine çıktı. Son dönemdeki hukuki gelişmeler kamuoyunun gündeminde yer alıyor.

Türkiye'de son dönemde yaşanan hukuki tartışmalar ve yargı süreçleri, uluslararası denetim mekanizmalarının kararlarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Son olarak fon vurgununa yönelik yürütülen soruşturmalarda şüphelilerin isimlerinin lekelenmeme hakkı gözetilerek kamuoyuyla paylaşılmadığı yönündeki savunmalar, dikkatleri Türkiye'nin bu alandaki karnesine çevirdi. Bu tartışmalar sürerken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye'ye yönelik adil yargılanma hakkı kapsamında verdiği kararların sayısı da netlik kazandı.

2004-2025 Döneminde Bini Aşkın İhlal Kararı Verildi

Elde edilen verilere göre, iktidar dönemlerini kapsayan 2004 ile 2025 yılları arasında Türkiye hakkında Strazburg merkezli mahkeme tarafından toplam bin 4 kez adil yargılanma hakkı ihlali kararı verildi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin altıncı maddesinde tanımlanan bu hak; kararların alenî olarak verilmesini, suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılmasını ve aynı zamanda adil ile makul sürede yargılanmanın önemini garanti altına alıyor. Mahkemenin bini aşan bu ihlal hükümleri, yargı süreçlerinin süresi ve işleyişi konusunda uzun süredir devam eden yapısal sorunları gözler önüne seriyor.

Uluslararası Yargı Organlarından Gelen Arka Arkaya Kararlar

Strazburg ve Ankara ekseninde yaşanan hukuki gelişmeler yalnızca bu rakamlarla sınırlı kalmadı. Son aylarda Türkiye'ye ilişkin ihlal kararları arka arkaya gelmeye devam etti. Örneğin AİHM Büyük Dairesi, 25 Ağustos 2026 tarihinde verdiği kararda, Osman Kavala'nın derhal serbest bırakılması ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğine hükmetti. Aynı dosya kapsamında verilen bu üçüncü karar sonrasında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de 15-16 Eylül tarihlerindeki toplantısında, Türkiye'den tahliye için atılan veya atılacak somut adımların 14 Ekim'e kadar bildirilmesini talep etti. Komite tarafından yapılan değerlendirmelerde, bu dosyaların ceza hukukunun muhaliflere, gazetecilere ve hak savunucularına karşı kullanılmasını, terörle mücadele mevzuatının geniş yorumlanmasını ve yargı bağımsızlığı eksikliğini gösteren daha geniş yapısal sorunların birer yansıması olduğu vurgulandı.

Öte yandan, 23 Haziran 2026 tarihinde verilen Kılıçarslan, Dönmez ve Çalı kararlarıyla birlikte AİHM, Yalçınkaya içtihadını sürdürmeye devam etti. Bu kararlar, sorunun münferit bir durum olmadığını, ByLock'a dayalı üyelik mahkûmiyetlerinin tamamını potansiyel olarak etkileyen yapısal bir krizi işaret ettiğini bir kez daha teyit etti. İç hukuk alanında da Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun 24 Şubat 2026 tarihli ve 19 Haziran'da Resmî Gazete'de yayımlanan kararlarıyla önemli kırılmalar yaşandı. Yerel mahkeme salonlarında hayat bulacak ya da şekillenecek olan bu kararların uygulanması ve avukatların bu süreçlerdeki rolü, hukuk camiasının öncelikli gündem maddeleri arasında yer almayı sürdürüyor.

Gündem ve politika editörü. Yurt içi haberleri ve siyaset gündemini takip ediyor.