Göle Bırakılan Balık Türleri Ekosistemi Tehdit Ediyor

Geçmişte turizm ve ticari amaçlarla göllere bırakılan balık türleri, günümüzde doğal ekosistem üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.

319 kez okundu

Geçmiş yıllarda insan eliyle göl ve akarsulara bırakılan yabancı türler, aradan geçen on yıllara rağmen günümüzde ekosistemleri tehdit etmeye devam ediyor. Konuyla ilgili ortaya çıkan son gelişmeler, geçmişteki iyi niyetli veya ticari müdahalelerin doğada nasıl kalıcı ve yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu durumun en net örneklerinden biri ABD'nin Washington eyaletinde yer alan Mount Rainier Milli Parkı'nda yaşanırken, benzer bir başka büyük kriz ise Afrika kıtasındaki Victoria Gölü'nde kendini gösteriyor.

Mount Rainier Milli Parkı'ndaki Dağ Göllerinde Yaşanan Tehlike

Sorunun temeli yaklaşık bir asır öncesine dayanıyor. Ziyaretçilere balıkçılık imkanı sağlamak amacıyla 1915'ten 1972'ye kadar parkın göl ve akarsularına 9 milyondan fazla balık bırakıldı. Ulaşılması zor dağ göllerine bu canlılar özel kaplarla taşındı; bazı bölgelere at ve katırlardan oluşan yük ekipleriyle götürülerek doğrudan suya bırakıldı. Bu uygulama 54 yıl önce sona ermesine rağmen bazı türler yeni ortamlarına uyum sağlayarak çoğalmaya devam etti. Bugün yaklaşık 35 dağ gölünde o dönemde bırakılan balıklardan oluşan kalıcı popülasyonlar bulunuyor.

Gökkuşağı alabalığı ve dere alabalığı gibi bölgeye sonradan getirilen türler, yeni ortamlarına hızla uyum sağladı. İnsan müdahalesi olmadan kendi kendine çoğalabilen bu popülasyonlar, göllerin doğal yapısını tamamen değiştirdi. Çünkü bu sularda yaşayan semenderler ve küçük su canlıları, geçmişte herhangi bir av baskısıyla karşı karşıya kalmamıştı. Sonradan getirilen canlılar, yerli türleri tüketmeye ve aynı besin kaynakları için onlarla rekabet etmeye başladı. Bilimsel araştırmalar da bu yıkıcı etkiyi açıkça gözler önüne seriyor. Balık bulunan göllerde kuzeybatı semenderinin larvalarına çok daha az rastlanırken, bu canlıların temizlendiği alanlarda semenderlerin yeniden çoğalmaya başladığı görülüyor. Bir dönem milyonlarca canlıyı sulara salan park yönetimi, bugün ise doğal ekosistemi korumak için bu sonradan getirilen popülasyonların sayısını azaltmaya çalışıyor.

Victoria Gölü'nde Nil Levreği Felaketi

Benzer bir ekolojik kriz de Afrika'nın en büyük gölü olan Victoria Gölü'nde yaşandı. Bölgedeki ticari balıkçılığı hareketlendirmek amacıyla 1950'li yıllarda göl sularına yerli olmayan yırtıcı bir tür olan Nil levreği bırakıldı. Kısa vadede ticari ve ekonomik bir başarı gibi görünen bu hamle, gölün milyonlarca yıllık hassas ekosistemini çökerterek yerli popülasyon için geri dönülmez bir felakete dönüştü.

Dünyanın en büyük tatlı su balıklarından biri kabul edilen Nil levreği, esasen Afrika'daki Albert ve Turkana göllerinde doğal olarak yaşam sürüyor. Yetişkin dönemlerinde ağırlıklı olarak diğer türlerle beslenen bu yırtıcı, İrlanda büyüklüğündeki devasa göle bırakıldığında hiçbir doğal düşmanla karşılaşmadı. Besin zincirinin en üstüne yerleşen levrekler kısa süre içinde kontrolsüz şekilde çoğaldı. Doğal düşmanı bulunmayan bu yırtıcı, göle özgü yüzlerce çiklit türünü yok ederken, hayatta kalan canlıların gen haritasında da derin izler bıraktı. Bu kontrolsüz çoğalma 1990'lı yıllarda bölgede geçici bir ekonomik patlama yaratsa da, uzun vadede ekolojik dengeyi tamamen altüst etti.

Dünya haberleri editörü. Uluslararası gelişmeleri ve dış politikayı yazıyor.